17 Haz 2019
BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Sizin için seçtiğimiz film, kitap ve müzikleri tanıttığımız kültür-sanat köşemizde Mayıs ayı… Bu güzel ilkbahar ayında, çimlere uzanmış güneşin keyfini çıkartırken okuyabileceğiniz bir kitap mı arıyorsunuz? Evde geçireceğiniz keyifli bir akşamda bir film önerisine mi ihtiyacınız var? Uzun yolculuklarda arabada dinleyecek bir albüm olsun diyorsanız bu tavsiyelerimize bir göz atın.

 

Film

Babamın Ceketi

Vizyon tarihi: 5 Ekim 2018

Yönetmen:  Müfit Can Saçıntı

Oyuncular:  Mert Turak, Müfit Can Saçıntı, Elif Nur Kerkük, Erkan Can, Ayşen Gruda

Tür: Komedi

Özet: Ferhat ve Aslıhan halihazırda bir süredir beraberlerdir. Fakat Ferhat’ın işsiz olması evlenmeleri önünde büyük bir engeldir. Aslıhan’ın babası yaşadığı sağlık sorunu sonrası kızına evlenmesi için baskı yapmaya başlar. Babası ölmeden önce kızının mürüvvetini görmek istemektedir.  Ferhat’ın çok kısa bir sürede iş ve düğün için para bulması gerekir. Oğluna yardım etmek için kolları sıvayan İbrahim, onu türlü maceraların içerisine sokar.

 

Kitap

Yaşamın Ucuna Yolculuk

Yazar: Tezer Özlü

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa sayısı: 144

Özet: Türkçede ilk kez 1984 yılında yayımlanan bu kitap, 35. yılı dolayısıyla, sert kapaklı özel bir baskıyla okurlarına ulaşıyor. “Yaşamın Ucuna Yolculuk”, Tezer Özlü’nün günlük biçiminde yazdığı bir anlatı. Türkçesinden önce “Auf den Spuren eines Selbstmords” (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1982’de Berlin’de Almanca yayımlanan bu modern klasik 1983’te de Marburg Kenti Yazın Ödülü’nü almıştı.






Albüm

Ruhum Bela

Can Bonomo

"Ruhum Bela" albümünde 10 şarkıyı müzikseverlere sunan Can Bonomo'nun albüm kayıtları Ali Rıza Şahenk tarafından yapıldı.

Albümlerindeki şarkılarda çeşitlilik sunan Can Bonomo, Nazım Hikmet’ten Atilla İlhan’a, Ulvi Cemal Erkin’den Peter Doherty’ye kadar yıllardır beslendiği sayısız değerli ismin çok kültürlü Yakın Doğu müziğini ''İstanbul müziği'' olarak tanımlıyor.




Quellen: http://www.dtf-stuttgart.de/projekte/kunst-kultur/sinema/2018/babamin-ceketi.html

http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/yasamin-ucuna-yolculuk-35-yasinda-numarali-ozel-baski

https://www.dr.com.tr/Muzik/Ruhum-Bela/Yerli-Albumler/Turkce-Pop/urunno=0001806084001

Hızlı hayatlar yaşadığımız bu devirde maalesef bir çoğumuzun bağ, bahçe işleriyle uğraşmaya, ne kadar hayal etsek de hem vakti hem de imkânı olmayabilir. Ancak çok uzaklara gitmeden, bir tarla sahibi olmadan da kendi evinizin balkonunda yeşilin huzurunu bulabileceğinizi biliyor muydunuz? Bunun için yapmanız gereken şey balkon bahçeciliğine başlamak!

Bu yazımızda sizlere balkonunuzu veya küçük de olsa terasınızı nasıl bir şehir bahçesine dönüştürebileceğinize, belki de kendi yetiştirdiğiniz domates, biber ve limon gibi sebzelerin tadına bakma keyfine varabileceğinize veya sadece baktıkça içinizin açılacağı bir süs bahçesi yapabileceğinize dair ip uçları vereceğiz.

Önce Planlayalım

Heveslerin kaçmaması için önce alanın kullanımını planlamanız faydalı olacaktır. Öncelikle minik bahçenizi yapmayı düşündüğünüz balkonunuz depo görevi gören bir haldeyse buradaki eşyalardan kurtulun. Daha sonra balkonunuzun yönünü belirleyip ne kadar ışık aldığının, hatta günün hangi saatinde nerelere ışık geldiğini not edin. Çünkü balkonunuzda yetiştireceğiniz bitkilerin türlerini ve yerlerini bu detay belirleyecek. Bunu yapmazsanız yanlış bir yerde yanlış bitki yetiştirmeye çalışır, emeğinizi boşa harcamış olursunuz. Planlama kısmında balkonun boyutlarını bilmek ve hali hazırda sahip olduğunuz mobilya, kutu ve saksıları nasıl değerlendirebileceğinizi düşünün.

Bütçe Belirleyelim

Planların ve bu iş için evde bulunan malzemeleri ve eşyaları ortaya çıkarmanın ardından bir bütçe belirleyin. Yeni başlayacağınız bu iş için ne kadar bir bütçe ayırmanız mantıklı veya bu iş gerçekten sandığınız kadar pahalı ve zahmetli mi? Ne istediğinizi bilirseniz hiç de değil! Başlamak için birkaç saksı ve biraz torf bile yeterli olabilir.

Bitkileri Seçelim

Planlamalar esnasında sahip olduğumuz alana nelerin uygun olabileceğini belirledik. Şimdi sırada bu alana uygun görmeyi ve büyütmeyi tercih ettiğiniz çiçekler, bitkiler veya sarmaşıkları düşünmek var! Süs bitkileri ve çiçeklerden başlamak hiç deneyimi olmayanlar için daha kolay olabilir. Meyvesi ya da kendisi yenebilir bitkiler, çoğunlukla yarı gölge alanları severler. Bu sebeple önce yetiştirmeye başladığınız güneş sever süs bitkilerinizi yemeklik ürünleriniz, zararlı ışınlardan koruyan bir nevi şemsiye olarak kullanabilirsiniz. Nane, fesleğen, biberiye gibi baharat türlerini yetiştirmek başlangıç için en kolay ve ideal bitkilerdir. Domates, biber, biber, patlıcan, pek çok yeşil yapraklı sebzeler ve tüm otlar iyi bir şekilde saksılarda gelişir. Tadını sevdiğiniz bir domatesin çekirdeğini saklamak, bir sonraki dikim dönemi için güzel bir hazırlık olabilir.

Alanımızı Verimli Kullanalım

Tırmanır bitkiler ve sarmaşıklar dar ve dikey alanlarda rahatlıkla yetişirken, daha fazla alanı olanlar süs çalılarını tercih edebilir. Genelde yatay alanın çoğunu kullanmayan küçük bitkiler balkonlarda önemli bir yere sahiptir. Aynı şekilde balkon bahçenizi düzenlerken bitkileri ahşap sandık ve kutulara, beton saksılara koyup, birbirinin üzerine asma bahçeler gibi uzanacak dikey bir sistem de oluşturabilirsiniz. Evde fazla olan, nereye koyacağınızı bilemediğiniz bir sandalyeyi de bitkiler için yüksek bir sergileme ünitesi ya da basitçe yan sehpa olarak değerlendirebilirsiniz. Hasır sepetler, emaye ve pişmiş topraktan kaplar, balkonunuzda gerekli doku çeşitliğini sağlayacak ve görsel bir çeşitlilik oluşturacaktır.

Doğru Torf, Toprak Seçimi

Bitkilerinizin gelişimi için mevcut alan normal bir bahçeden daha azdır, bu nedenle bitkinin büyümesini optimize etmek için çok kaliteli bir toprak, torf karışımına sahip olduğunuzdan emin olun. Torf lifli yapısı sayesinde bitki köklerinin için önemli bir organik toprak düzenleyicisidir. Torf kullanımın yanında gübre kullanmayı da unutmayın.

Yeterli ve Doğru Sulama

Güney veya Batıya bakan bir alanınız varsa veya balkonunuz rüzgarlıysa, sıcak iklimli bir yerde yaşıyorsanız bitkileriniz daha sık suya ihtiyaç duyar. Ancak bitkilerinizi fazla sulayıp çürümelerine yol açmamak da önemlidir. Gereksiz yere su vermediğinizden emin olmak için yüzey tabakasının altındaki toprağın nem oranını kontrol edin. Parmağınızı 4-5 cm derinliğe batırın ve toprağı yalnızca kuru veya yarı kuru bulduğunuzda su verin. Belli bir süre evden uzak olacaksanız aile bireylerinizden veya güvendiğiniz bir komşunuzdan bitkilerinizi sulamasını isteyin veya saksılarınız için otomatik sulama sistemi kurmak da bir tercih olabilir.

Güvenliğe Önem Verelim

Bir diğer önemli nokta da balkon bahçenizin sizin ve etrafınızdakiler açısından güvenliği. Saksılarınızı balkon korkuluğuna asmanız gerekiyorsa ilk önce aşağıya düşmeyeceğinden emin olun. Planlarınızı yaparken oluşabilecek negatif durumları (çarpma, rüzgâr vs.) göz önünde bulundurun. Balkonunuzda keyif yaparken üstünüze yıkılıveren bir saksı, aşağıya düşen bir bitki istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Bütün bu adımları uyguladıktan sonra balkonunuzu veya terasınızı bir yeşil köşeye dönüştürmeye hazırsınız. Biz her zaman doğanın içinde olamasak da doğayı balkonumuza getirebilir, şehrin karmaşası ve gürültüsü içinde kendimize ve taşıyacak polen arayan arılara güzel bir alan oluşturabiliriz. Gördüğünüz gibi bunun için ihtiyacımız olanlar küçük bir balkon, yeterli istek, bir tutam bilgi ve bolca hayal gücü...













Kaynakça: http://biliglig.com/balkon-bahcesi

https://www.cnnturk.com/yasam/keyifli-bir-balkon-bahcesi-yaratmanin-7-sihirli-adimi

https://www.yesilist.com/yeni-baslayanlar-icin-balkon-bahceciligi/

İSTANBUL - SALİH ŞEREF - Şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık, vefatının 65. yılında yad ediliyor. 

Abasıyanık, Mehmet Faik Bey ile Makbule Hanım'ın oğlu olarak 23 Kasım 1906'da Sakarya'da dünyaya geldi.

İlköğrenimini yabancı dille eğitim veren Rehber-i Terakki okulunda bitiren Abasıyanık, sırasıyla Adapazarı Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi'nde öğrenim gördü.

Yazı hayatına şiirle başlayan usta edebiyatçı, "Hamal" adını taşıyan ilk şiirini Adapazarı'ndaki öğrenciyken kaleme aldı, öyküye ise Bursa'daki öğrencilik zamanında geçti. 

Sait Faik Abasıyanık edebiyattaki asıl ününü yazdığı öykülerle elde ederken, "Uçurtmalar" adlı ilk hikayesi 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayımlandı.

Usta yazar, ekonomi eğitimi almak üzere 1931'de babasının isteğiyle gittiği İsviçre'nin Lozan kentinden kısa bir süre sonra Fransa'ya geçerek, Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde eğitimine devam etti. Fransa'daki düzensiz ve bohem yaşamı sebebiyle babası tarafından geri çağrılan Abasıyanık, öğrenimini yarıda bırakarak İstanbul'a döndü.

Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulunda 6 ay kadar Türkçe ders veren başarılı edebiyatçı, babasının teşvikiyle başladığı ticaret işinde de başarılı olamadı. 

Abasıyanık, 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öyküleriyle edebiyat dünyasında tanınmaya başladı. 

"Sarnıç" adlı ilk kitabı 1939'da Çığır Kitabevi tarafından yayımlanan Abasıyanık, aynı yıl babasını kaybetti. 

- "Yazmasam deli olacaktım"

Yazarın 1940 ile 1948 arasında kaleme aldığı öyküleri, Yürüyüş, Büyük Doğu ve İnkılapçı Gençlik dergilerinde yayımlandı.  

Abasıyanık, yazmayla arasındaki ilişkinin ipuçlarını "Haritada Bir Nokta" öyküsünde, "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında, sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye. Kalem, kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım..." sözleriyle aktarmıştı.

Şahmerdan kitabında yer alan, ilk kez 1937'de Kurun’da ve ardından 1940'ta Varlık'ta yayımlanan "Çelme" öyküsü sebebiyle Askeri Mahkeme'de yargılanan Abasıyanık, görülen dava sonucunda beraat etmiş olsa da bir süre yazın hayatına ara verdi.

Abasıyanık'ın 1944'te yayımlanan "Medar-ı Maişet Motoru" adlı romanı asılsız bir ihbar üzerine toplatılırken, hikaye ve diğer yazıları Milliyet, Kurun, Vakit gazeteleriyle başta Varlık olmak üzere Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, İnkılapçı Gençlik, Yürüyüş ve Yedigün dergilerinde yayımlandı.

Haber-Akşam Postası gazetesi için 1942'de bir ay kadar mahkeme muhabirliği yapan Abasıyanık, bu süreçte 28 mahkeme röportajı yazdı. Bu yazılar 1956 yılında, Varlık Yayınları tarafından "Mahkeme Kapısı" ismiyle kitaplaştırıldı.

Usta edebiyatçının Mark Twain Cemiyeti'ne fahri üye seçilmesi üzerine yazar Yaşar Kemal, onunla yaptığı röportajın girişinde şu ifadelere yer vermişti:

"Akşamüstleri Tünel'den Taksim'e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli ama müthiş kederli-yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır-, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapayalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez. Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık… Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız. Bu adam hikayeci Sait Faik'tir."

- Siroza yakalandı

Usta öykücünün yaşadığı düzensiz hayat ve alkol düşkünlüğü gittikçe sağlığını bozunca 1944'te siroz teşhisi konuldu. Abasıyanık, 1951'de tedavi için gittiği Paris'ten de tedaviye başlamadan birkaç gün içinde geri döndü.

Zaman zaman gelen krizler hayati tehlike gösterdiğinden 5 Mayıs'ta hastaneye kaldırılan Abasıyanık, 11 Mayıs 1954'te vefat ederek Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Merkezi Amerika’da olan Mark Twain Cemiyeti tarafından kendisine şeref üyeliği verilen yazarın ölümünden sonra Makbule Hanım, 8 Kasım 1954'te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi yapılması koşuluyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bıraktı. 

Darüşşafaka Cemiyeti, kendisine 1964 yılında intikal eden bu vasiyete sahip çıkarak, Sait Faik Abasıyanık Müzesi adıyla 22 Ağustos 1959’da halka açılan müze evin bakım, onarım gibi sorumluluklarını üstlendi. Vasiyetinde, oğlunun adına her yıl bir hikaye armağanı verilmesi şartını da koşmuş olan Makbule Hanım'ın bu isteği de 1964'ten bu yana Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yerine getiriliyor.

- Sanatçının bazı eserleri şöyle:

Hikaye: Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son Kuşlar (1952), Alemdağda Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Tüneldeki Çocuk (1955)

Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953)

Roman: Medarı Maişet Motoru (1944, Bir Takım İnsanlar adıyla 1952), Kayıp Aranıyor (1953).

Röportaj: Mahkeme Kapısı (1956). 

Diğer eserleri: Balıkçının Ölümü (1977), Açıkhava Oteli (1980), Yaşasın Edebiyat (1981), Müthiş Bir Tren (1981), Sevgiliye Mektup (1987).

Çeviri: Yaşamak Hırsı (Georges Simenori’dan, 1954)

 

Muhabir Salih Şeref
Redaktör Hilal Uştuk
Yayınlayan Bünyamin Yılmaz

Avrupa’nın en güzel ve en eski şehirlerinden Amsterdam her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. Şehrin sanat ve tarihle olan yakın ilişkisi ise sayısız müze ve galerilerinde kendini gösteriyor. Bu yazımızda, Amsterdam’a gittiğinizde görmeden dönmemeniz gereken beş müzeyle ilgili kısa bilgileri derledik.

1-Rijksmuseum

Sadece Amsterdam’ın değil Hollanda’nın en değerli sanat eserlerinin sergilendiği Rijksmuseum (Ulusal Müze) her yıl 1 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret ediliyor. 1885 yılında mevcut binasına taşınmadan önce birkaç kez taşınan müzenin şimdiki binası mimar Petrus J.H. Cuypers tarafından tasarlanmış. Dışı bile insanı kendine hayran bırakan müze binasının içinde ise en ünlü Hollandalı ressamlardan Rembrandt’ın Gece Devriyesi tablosu ve Vermeer, van Dyck ve Jan Steen gibi Hollanda Altın Çağı ressamlarının eşsiz tabloları bulunuyor. Hollanda kültürünü yansıtan çizimler, vazolar, heykeller ve ayrıca Uzak Doğudan sanat eserlerini de bu müzede görmek mümkün. Müzede aynı zamanda antik kitapların bulunduğu Araştırma Kütüphanesi kısmı da halkın ziyaretine açık. Devasa bir koleksiyona ev sahipliği yapan Rijksmuseum 2003-2013 yılları arasında büyük bir tadilat geçirerek yenilenen ve modern yüzüyle tekrar ziyarete açıldı.

2-Van Gogh Müzesi

Müzeler Meydanı’nın bir diğer incisi ise dünyanın en büyük Van Gogh koleksiyonunu sergileyen Van Gogh müzesi. 1973 yılında açılan bu müze bugün aynı zamanda dört katlı bir kültürel tesis. İnsana ilham veren atmosferiyle bu müze cuma geceleri çeşitli canlı müzik ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Van Gogh’un özel hayatını ve ruh halini yansıtan mektuplaşmalarından, sanatçı kişiliğinin gelişimini gözler önüne seren 200’den fazla tablo ve 500’den fazla çizim burada kronolojik sırayla görülebilir. Müzede aynı zamanda Van Gogh’un çağdaşı olan bazı ressamların, arkadaşlarının ve Van Gogh’tan sonra yaşamış ve ondan etkilenmiş ressamların da eserleri mevcut.

3-Stedelijk Müzesi

Stedelijk Müzesi 1970’lerden beri Amsterdam’ın en büyük koleksiyonuna sahip modern sanat müzesi. Mimarisinden dolayı “Küvet” olarak da anılan müzede Matisse, Picasso, Malevich, Jackson Pollock ve Andy Warhol gibi isimlerin eserlerinin yanı sıra mükemmel bir Hollanda fotoğrafları koleksiyonu bulunuyor. 1950’lerden beri Avrupa ve Amerika’nın tasarım, moda ve mobilya trendlerini yansıtan eserleri de burada görmek mümkün. Her zaman aile dostu atölyelere ve interaktif etkinliklere rast gelmenin mümkün olduğu bu müzede herkesin ilgisini çekecek bir deneyim yaşamak garanti.

4-Hermitage Müzesi

Amsterdam’daki Hermitage Müzesi, sergileri ve kuruluşuyla Saint Petersburgtaki Hermitage müzesine bağlıdır. Müze bugün Amstel nehrinin kıyısında eskiden yaşlılar evi olarak kullanılan bir binadadır. Bu bina inşa edildiği zamandan beri 102 metrelik ön cephesiyle kanal kıyısında ihtişamını sergilemekte. Hermitage müzesinin senede iki kez değişen geçici sergileri olduğundan her ziyaretinizde yeni bir güzellikle ve sürprizle karşılaşmanız hiç de şaşırtıcı değil. Sergilenen her eser Saint Petersburg’tan kamyonlarla Finlandiya’ya oradan gemiyle Kuzey Almanya’ya sonra da Amsterdam’a getirilir. Sergiler bitince eserler Rusya’ya geri gönderilir. Amsterdam Hermitage Müzesi’nin çalışma salonu kitabınızı okuyup sakin bir öğleden sonra geçirmek için de ideal bir yer.

5-Rembrandt Evi Müzesi

Ünlü ressam Rembrandt’ın 1639-1660 yılları arasında yaşadığı bu ev Dam Meydanı’na 15 dakikalık yürüme mesafesinde Jodenbreestraat caddesinde bulunuyor. Rembrandt’ın en başarılı ve meşhur yıllarını yaşadığı bu ev işe 1911 yılından beri ressamın hayatını ve çalışmalarını sergiliyor. Müze evi titizlikle, orijinaline mümkün olduğu kadar sadık kalınarak 17. yüzyıl tarzı ile dekore edilmiş. Evde Rembrandt’ın kişisel eşyalarından, çizimlerine, heykellerinden 290’dan fazla gravürlerine Rembrandt’ın hayatına ve eserlerine dair ne varsa sergileniyor. Rembrandt Müze Evi’ne 2 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan Zuiderkerk’te Rembrandt’ın üç çocuğu ve bir öğrencisinin mezarları bulunuyor. Rembrandt Müze Evine bir ziyaret sizi hem bu ünlü ressamın günlük hayatıyla hem de 17.yüzyıl’ın Amsterdam’ına bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

 

Kaynakça: https://www.amsterdam.info/

http://www.worldcitiescultureforum.com/data/total-number-of-museums

LONDRA (AA) - Türk sinemasının önde gelen eserleri 2. Türk Filmleri Haftası kapsamında İngiltere'nin başkenti Londra'da izleyiciyle buluşuyor.

Londra Yunus Emre Enstitüsünün, SOAS Üniversitesi ile düzenlediği 2. Londra Türk Filmleri Haftası kapsamında uzun metrajlı film, belgesel gösterimleri ve paneller yapılacak. 

AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Londra Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Mehmet Karakuş, ilki geçen aralıkta yapılan film haftasının gördüğü yoğun ilgi üzerine ikincisini de yapmaya karar verdiklerini söyledi.

Türk Filmleri Haftası'nın geleneksel olarak yapılmaya devam edeceğini belirten Karakuş, "Burada ciddi bir boşluk var. Türk filmlerinin İngiltere'de yeteri kadar tanıtılmadığını görüyoruz. Birkaç yıldır Türk filmleri Londra'da gereken ilgiyi göremiyor, temsil edilemiyor." dedi. 

Etkinlik kapsamında sadece uzun metraj filmlerin değil, belgesel, kısa film gösterimleri ile panel ve söyleşilerin yapılacağını anlatan Karakuş, düzenlenecek panelde Türk dizilerinin dünyada yakaladığı başarının da masaya yatırılacağını söyledi. 

Londra'nın önde gelen üniversitelerinden SOAS ile Kings College'ın film haftasına salonlarını açarak destek verdiğini anlatan Karakuş, uzun metraj film gösterimlerinde de kentin en eski sinemalarından Regent Street Sineması'nın kullanılacağını dile getirdi.

Karakuş film haftasının Türk sinemasını İngiliz yapımcılar ve dağıtıcılarla buluşturmayı amaçladığını sözlerine ekledi. 

- Dizilerin başarısı

Film haftası kapsamında Türk dizilerinin ele alındığı panelde konuşan oyuncu Perihan Savaş, "Her eve girebilmesi ve herkesin izleyebilmesi açısından diziler önemli." dedi. 

Türk dizilerinin yurt dışında büyük ses getirmeye başladığını belirten Savaş, "Doğru şeyler yaptığınız doğru yerlere temas ettiğiniz zaman insanlar kendilerini bulup izliyorlar." diye konuştu.

- "Anlatacak çok hikayemiz var"

Oyuncu Emre Kızılırmak da Londra Film Haftası vesilesiyle İngiltere'deki izleyicilerle buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

Her ülkenin filmleri ve dizilerinde kendi kültürünü yansıttığını ifade eden Kızılırmak, Türkiye'nin bu alanda dünya çapında ilerleme kaydetmeye başladığına dikkati çekti.

"Anlatacak gerçekten çok hikayemiz var." diyen Kızılırmak, "Oyunculara, yapımcılara, enstitülere, devletimize ve fon sağlayıcılara çok iş düşüyor. Bunlar kolektif bir şekilde çalışmalı." görüşünü paylaştı. 

Kızılırmak, Türkiye'nin film ve dizi alanında kendi anlatım dilini geliştirmeye başladığını vurgulayarak, "Kendi tarzımızı ortaya koymaya başlıyoruz. Gittikçe bütün dünyanın duyacağı ve bütün dünyayı ilgilendiren projelere imza atacağımızı düşünüyorum." dedi.

Sinema yazarı Kerem Akça, Londra Film Haftası'nın sürdürülmesi gereken bir etkinlik olduğunu belirterek, son bir yılda adından söz ettiren Türk filmlerinin hafta kapsamında izleyiciyle buluşacağını anımsattı. 

- Yılmaz Güney filmiyle sona erecek

SOAS Üniversitesinde dün akşam Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayarak Türk sinemasının öyküsünü anlatan "Bırakın Çocuk Oynasın" adlı belgeselle açılışı yapılan Türk Filmleri Haftası 30 Nisan'a kadar devam edecek.

Londra Türk Fimleri Haftası kapsamında yönetmenler Serdar Akar'ın "Çiçero", Ömür Atay'ın "Kardeşler", Fikret Reyhan'ın "Sarı Sıcak", Mahmut Fazıl Coşkun'un "Yozgat Blues", Murat Düzgünoğlu'nun "Halef", Banu Sıvacı'nın "Güvercin", Özgür Sevimli'nin "Murtaza", Tayfun Pirselimoğlu'nun "Yol Kenarı", Can Ulkay'ın "Türk İşi Dondurma" ve Ahmet Botacıoğlu'nun "Paranın Kokusu" fimleri gösterilecek. 

İki belgesel ile kısa filmlerin gösteriminin yapılacağı film haftasında çeşitli paneller de düzenlenecek. Etkinlik, yönetmen Ömer Lütfi Akad'ın çektiği Yılmaz Güney'in başrolünü oynadığı  "Hudutların Kanunu" filminin gösterimi ile sona erecek.

Londra Türk Filmleri Haftası'nın ilki geçen yıl 12-16 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilmişti.

 

Muhabir Tayfun Salcı,Gökhan Kurtaran
Redaktör Ayşe Sarıoğlu
Yayınlayan Selma Bıyıklı Adabaş

İSTANBUL (AA) - SEFA MUTLU -  "Dünyanın en genç profesörü" unvanını 26 yaşındayken alan ve Türk Einstein olarak anılan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, ölümünün 4. yılında anılıyor.

Hayata 19 Nisan 2015'te veda eden Sinanoğlu, moleküler biyoloji, kimya ve matematik ile Türkçe alanlarındaki çalışmalarıyla biliniyor.

Sinanoğlu, 1935'te babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun Türkiye Başkonsolosluğunda görev yaptığı İtalya'nın Bari kentinde doğdu. 

Ankara'da 1953'te Türkiye Eğitim Derneği'nin (TED) Yenişehir Lisesini birincilikle bitiren Sinanoğlu, TED tarafından Amerika'ya burslu kimya mühendisliği eğitimi için gönderildi.

ABD'de 1956'da, Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) Kimya Mühendisliğini de birincilikle bitiren Sinanoğlu, 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden de birincilikle mezun olarak yüksek kimya mühendisi oldu. Berkeley'de 1959'da "Kuramsal Kimya" üzerine doktora yapan Sinanoğlu, iki yılda tamamladığı doktorası süresince ABD Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalarda bulundu. 

- 26 yaşında profesör oldu

Harvard ve Yale üniversitelerinde 1961'de genç yaşta dersler veren Sinanoğlu, yeni buluşlarını, verdiği dersler ve yayınlarıyla dünyaya tanıttı. 26 yaşında profesör olan Sinanoğlu, Türkiye'de de kuramsal kimyanın gelişmesinde öncülük etti. 1973'te de Almanya'nın en önemli ödüllerinden biri olan "Aleksander Von Humboldt Bilim Ödülünü" kazanan ilk kişi olarak tarihe geçen Sinanoğlu, 1975'te Japonya'nın Uluslararası Seçkin Bilim Ödülünü kazandı ve aynı yıl özel kanunla kendisine "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü" unvanı verildi. 

Sinanoğlu ulusal ve uluslararası birçok unvana layık görülürken kuantum fiziği ve kimyası, moleküler biyoloji ve matematik alanlarında yüzlerce teorem geliştirerek, dünya bilim literatürüne önemli katkılarda bulundu. 

Nobel Kimya Ödülü'ne iki kez aday gösterilen Sinanoğlu, canlılara biyolojik kimliğini veren DNA'ların şifresini çözerek, bilinmeyen türden canlılar yaratmanın teorisini kurdu.

- Ömrünü milli kültüre adadı

Oktay Sinanoğlu, bilimsel çalışmaların yanı sıra hayatı boyunca Türkçe ve milli kültürün korunması için de çaba sarf etti. Çok sayıda konferansa katılan Sinanoğlu, buralarda Türkçe eğitimin önemine işaret ederek, kültür sömürgeciliği tehlikesine vurgu yaptı.

Bir söyleşisinde "Bir millet her nesilde yeniden doğar. Bir milleti yaşatan kendi gelenekleridir. Binlerce yıllık tarihinden süzülerek gelen kültürüdür." diyen Sinanoğlu, her fırsatta milli kültürün inşası ve korunmasında Türkçe'nin önemine dikkati çekti. 

Sinanoğlu, hayatını anlattığı bir röportajında ise İngilizler ve Amerikalıların tek gayesinin dünyayı sömürgeleştirmek olduğunu savunarak, "Aslında benim en büyük buluşum, İngiliz ve Amerikan numaralarıyla Türkçeyi yok etmek üzere yola çıktıklarını anlamam. Modern dünyada bir ülkeyi sömürge haline getirmek için savaşla, topla uğraşmayacak, dilinden başlayacaksınız." ifadelerini kullandı.

Milli ve yerli olmayı önceleyen Sinanoğlu bir konuşmasında da "Bizde sahte çağdaş ve aydın sınıf yetiştirilmiştir. Her sömürgede böyle sahte bir aydın sınıfı yetiştirilmiştir. Bunlar kendi kültüründen kopuk, kendi halkından tiksinen, kendi kültürüne yabancı ama arada halkçılık edebiyatı yapan tipler yetişmiştir." eleştirilerinde bulundu.

Sinanoğlu çoğu, Türkiye'deki eğitim sorunları ve siyasi sorunları konu alan "Adam", "Göçmen Hamamı", "Bye Bye Türkçe", "Hedef Türkiye", "Dayatmalar Kabusu", "İlerisi İçin", "Ne Yapmalı", "2050'ye 5 Kala: Dünyanın 105 Yıllık Tarihi" ve 3 ciltlik "Yeni Bilim Ufukları" kitap dizisini de kaleme aldı. 

Oktay Sinanoğlu, 19 Nisan 2015'te, ABD'nin Miami kentinde, solunum yetmezliğine bağlı olarak tedavi gördüğü hastanede yaşama veda etti. Naaşı Türkiye'ye getirilen Sinanoğlu, İstanbul'da Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Muhabir Sefa Mutlu
Yayınlayan Berin Alpaslan Gökçe

Vatandaşlar, Miraç Kandili nedeniyle merkez Osmangazi ilçesi Maksem Mahallesi'ndeki tekkeye akın etti. 

Mevlevi üstadı Mustafa Özbağ'ın sohbetiyle başlayan programı takip etmek isteyen bazı vatandaşlar, tekkeye sığmayınca etkinliği bahçedeki sinevizyondan izledi.

Kuran-ı Kerim tilaveti ve Mevlid-i Şerif okunmasının ardından semazenlerin farklı renklerdeki tennureleriyle yaptıkları gösteriler beğeniyle izlendi.

İstanbul

Hababam Sınıfı filmindeki "Güdük Necmi" tiplemesiyle hafızalara kazınan oyuncu Halit Akçatepe, vefatının 2. yılında anılıyor.

Halit Akçatepe, 1 Ocak 1938'de Sıtkı ve Leman Akçatepe'nin oğlu olarak Üsküdar'da dünyaya geldi.

"Nasreddin Hoca Düğünde" filmiyle 5 yaşındayken oyunculuğa başlayan Akçatepe, İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'ne girdiğinde henüz yedi yaşındaydı.

Yeşilköy Pansiyonlu İlkokulu ve Refik Halit Karay Mektebinin ardından Saint Benoit Fransız Lisesinden mezun olan ünlü oyuncunun tiyatro ile tanışıklığı ilk defa lise yıllarında başladı ve Yeşilay'ın Yeşil Sahne'sinde amatör olarak sahneye çıktı.

Tiyatroda oyunculuğun yanı sıra Edebiyat Fakültesi ve Hukuk Fakültesine devam eden fakat tiyatro için okulu bırakan Akçatepe, profesyonel olarak ilk kez 1960 yılında "Sel" piyesiyle sahneye çıktı.

Akçatepe, 16 ayrı tiyatrodaki 43 piyeste aldığı rollerin yanı sıra filmlerde figüran olarak rol almaya başladı, duygusal komedilerde karakter rollerini canlandırdı, çok sayıda film ve reklam filminde de oynadı.

"Ah Nerede Vah Nerede" filmiyle 1960 yılında şöhreti yakalayan oyuncu, 1970'li yıllarda oynadığı "Üç Arkadaş", "Sev Kardeşim", "Köyden İndim Şehre" ve "Mavi boncuk" gibi filmlerle hafızalarda yer buldu.

Rıfat Ilgaz'ın romanından Umur Bugay tarafından senaryosu uyarlanan 1975 Ertem Eğilmez yapımı "Hababam Sınıfı" sinema filminde "Güdük Necmi" karakterini canlandıran Halit Akçatepe, bu yapımda Kemal Sunal, Adile Naşit, Tarık Akan, Münir Özkul, Muharrem Gürses ve Ayşen Gruda ile birlikte oynadı.

Akçatepe'nin 1963 yılında evlenip 1981 yılında boşandığı Tülin hanımla ilk evliliğinden Itır ve Ebru adlarında iki kız çocuğu oldu.

Rezzan hanımla 1999'da yaptığı ikinci evliliğinden ise Günsu adında bir kızı da dünyaya geldi, 2009'da ayrıldı.

Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne 2011 yılında layık görülen Akçatepe, 2014'te "Karaman'ın Koyunu" adlı filmde Ferdi Akarnur, Sinan Çalışkanoğlu ve Dost Elver ile rol aldı.

Hastalanarak bir süre hastanede tedavi gören ünlü oyuncu 79 yaşındayken 31 Mart 2017'de İstanbul'da vefat etti, Şakirin Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

"Tıpkı sen tıpkı ben", "Töre", "Vatan Kurtaran Şaban" ve "Rosenbergler Ölmemeli" tiyatro oyunlarında rol alan Akçatepe, "Şaban Pabucu Yarım", "Gurbetçi Şaban" ve "Lüküs Hayat" filmlerinin senaryolarına imza attı.

Oynadığı sinema filmi ve dizilerden bazıları şöyle:

"Karaman'ın Koyunu", "Babam Sınıfta Kaldı", "Leyla ile Mecnun", "Geniş Aile", "Aile Reisi", "Vurgun", "Yalan Dünya", "Hakkını Helal Et", "Sevda Çiçeği", "Hababam Sınıfı Üç Buçuk", "Cumbadan Rumbaya", "Mühim Olan Aşkımız", "Hababam Sınıfı Askerde", "Avrupa Yakası", "Yeşilçam Denizi", "Hababam Sınıfı Merhaba", "En Son Babalar Duyar", "Tersine Dünya", "Hayvanlara Dokunduk", "Hoşçakal İstanbul", "Şaban İle Şirin", "Şaban Askerde", "İnsanlar Yaşadıkça", "Bizimkiler", "Büyük Koşu", "Şaban Pabucu Yarım", "Umut Dilencisi", "Renkli Dünyalar", "Dokunmayın Şabanıma", "Hababam Sınıfı Tatilde", "Bülbül Ailesi", "Hababam Sınıfı Uyanıyor", "Süt Kardeşler", "Lüküs Hayat", "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı", "Hababam Sınıfı", "Ah Nerede", "Köyden İndim Şehire", "Mavi Boncuk", "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz", "Sevilmek İstiyorum", "Sev Kardeşim", "Bir Varmış Bir Yokmuş", "Bir Dağ Masalı", "Senede Bir Gün", "Nasreddin Hoca Düğünde"

İstanbul

Grammy ödüllü Yeni Zelandalı Piyanist Alan Broadbent, Zorlu PSM'de konser verdi. 

Broadbent, müzikseverlerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik öncesi AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kağan Yıldız ve Ferit Odman'la trio konserler vereceğini söyledi.

Caz müziğini ve onun temposunu sörf tahtasıyla dalgalar üzerinde ilerlemek olarak tanımlayan sanatçı, "Caz müzisyenleri ritmin etrafında müzik yapar, onun üzerinde dolanır durur ve sörf tahtasıyla sahile geri döner. Benim kafamdaki hayal böyle." dedi.

"Çok büyük bir trajedi"

Ülkesindeki terör saldırısına da değinen Yeni Zelandalı sanatçı, şunları kaydetti:

"Çok büyük bir trajedi. Bu olay veya bu olayın faili hiçbir şekilde onaylanamaz. Politikayla ilgilenen birisi değilim ama benim dünya görüşümde bütün dinler sevgi ve anlayış üzerine kuruludur. Müzisyen olarak sevginin bütün dünyada yayılması için müzik yapıyorum. Bütün kültürlerin saygı ve anlayışla bir arada yaşadığı bir dünya hayal ediyorum."

Ünlü piyanist, 28, 29 ve 30 Mart'ta Zorlu PSM'de sahne alacak.

Sizin için seçtiğimiz film, kitap ve müzikleri tanıttığımız kültür-sanat köşemizde Mayıs ayı… Bu güzel ilkbahar ayında, çimlere uzanmış güneşin keyfini çıkartırken okuyabileceğiniz bir kitap mı arıyorsunuz? Evde geçireceğiniz keyifli bir akşamda bir film önerisine mi ihtiyacınız var? Uzun yolculuklarda arabada dinleyecek bir albüm olsun diyorsanız bu tavsiyelerimize bir göz atın.

 

Film

Babamın Ceketi

Vizyon tarihi: 5 Ekim 2018

Yönetmen:  Müfit Can Saçıntı

Oyuncular:  Mert Turak, Müfit Can Saçıntı, Elif Nur Kerkük, Erkan Can, Ayşen Gruda

Tür: Komedi

Özet: Ferhat ve Aslıhan halihazırda bir süredir beraberlerdir. Fakat Ferhat’ın işsiz olması evlenmeleri önünde büyük bir engeldir. Aslıhan’ın babası yaşadığı sağlık sorunu sonrası kızına evlenmesi için baskı yapmaya başlar. Babası ölmeden önce kızının mürüvvetini görmek istemektedir.  Ferhat’ın çok kısa bir sürede iş ve düğün için para bulması gerekir. Oğluna yardım etmek için kolları sıvayan İbrahim, onu türlü maceraların içerisine sokar.

 

Kitap

Yaşamın Ucuna Yolculuk

Yazar: Tezer Özlü

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa sayısı: 144

Özet: Türkçede ilk kez 1984 yılında yayımlanan bu kitap, 35. yılı dolayısıyla, sert kapaklı özel bir baskıyla okurlarına ulaşıyor. “Yaşamın Ucuna Yolculuk”, Tezer Özlü’nün günlük biçiminde yazdığı bir anlatı. Türkçesinden önce “Auf den Spuren eines Selbstmords” (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1982’de Berlin’de Almanca yayımlanan bu modern klasik 1983’te de Marburg Kenti Yazın Ödülü’nü almıştı.






Albüm

Ruhum Bela

Can Bonomo

"Ruhum Bela" albümünde 10 şarkıyı müzikseverlere sunan Can Bonomo'nun albüm kayıtları Ali Rıza Şahenk tarafından yapıldı.

Albümlerindeki şarkılarda çeşitlilik sunan Can Bonomo, Nazım Hikmet’ten Atilla İlhan’a, Ulvi Cemal Erkin’den Peter Doherty’ye kadar yıllardır beslendiği sayısız değerli ismin çok kültürlü Yakın Doğu müziğini ''İstanbul müziği'' olarak tanımlıyor.




Quellen: http://www.dtf-stuttgart.de/projekte/kunst-kultur/sinema/2018/babamin-ceketi.html

http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/yasamin-ucuna-yolculuk-35-yasinda-numarali-ozel-baski

https://www.dr.com.tr/Muzik/Ruhum-Bela/Yerli-Albumler/Turkce-Pop/urunno=0001806084001

Hızlı hayatlar yaşadığımız bu devirde maalesef bir çoğumuzun bağ, bahçe işleriyle uğraşmaya, ne kadar hayal etsek de hem vakti hem de imkânı olmayabilir. Ancak çok uzaklara gitmeden, bir tarla sahibi olmadan da kendi evinizin balkonunda yeşilin huzurunu bulabileceğinizi biliyor muydunuz? Bunun için yapmanız gereken şey balkon bahçeciliğine başlamak!

Bu yazımızda sizlere balkonunuzu veya küçük de olsa terasınızı nasıl bir şehir bahçesine dönüştürebileceğinize, belki de kendi yetiştirdiğiniz domates, biber ve limon gibi sebzelerin tadına bakma keyfine varabileceğinize veya sadece baktıkça içinizin açılacağı bir süs bahçesi yapabileceğinize dair ip uçları vereceğiz.

Önce Planlayalım

Heveslerin kaçmaması için önce alanın kullanımını planlamanız faydalı olacaktır. Öncelikle minik bahçenizi yapmayı düşündüğünüz balkonunuz depo görevi gören bir haldeyse buradaki eşyalardan kurtulun. Daha sonra balkonunuzun yönünü belirleyip ne kadar ışık aldığının, hatta günün hangi saatinde nerelere ışık geldiğini not edin. Çünkü balkonunuzda yetiştireceğiniz bitkilerin türlerini ve yerlerini bu detay belirleyecek. Bunu yapmazsanız yanlış bir yerde yanlış bitki yetiştirmeye çalışır, emeğinizi boşa harcamış olursunuz. Planlama kısmında balkonun boyutlarını bilmek ve hali hazırda sahip olduğunuz mobilya, kutu ve saksıları nasıl değerlendirebileceğinizi düşünün.

Bütçe Belirleyelim

Planların ve bu iş için evde bulunan malzemeleri ve eşyaları ortaya çıkarmanın ardından bir bütçe belirleyin. Yeni başlayacağınız bu iş için ne kadar bir bütçe ayırmanız mantıklı veya bu iş gerçekten sandığınız kadar pahalı ve zahmetli mi? Ne istediğinizi bilirseniz hiç de değil! Başlamak için birkaç saksı ve biraz torf bile yeterli olabilir.

Bitkileri Seçelim

Planlamalar esnasında sahip olduğumuz alana nelerin uygun olabileceğini belirledik. Şimdi sırada bu alana uygun görmeyi ve büyütmeyi tercih ettiğiniz çiçekler, bitkiler veya sarmaşıkları düşünmek var! Süs bitkileri ve çiçeklerden başlamak hiç deneyimi olmayanlar için daha kolay olabilir. Meyvesi ya da kendisi yenebilir bitkiler, çoğunlukla yarı gölge alanları severler. Bu sebeple önce yetiştirmeye başladığınız güneş sever süs bitkilerinizi yemeklik ürünleriniz, zararlı ışınlardan koruyan bir nevi şemsiye olarak kullanabilirsiniz. Nane, fesleğen, biberiye gibi baharat türlerini yetiştirmek başlangıç için en kolay ve ideal bitkilerdir. Domates, biber, biber, patlıcan, pek çok yeşil yapraklı sebzeler ve tüm otlar iyi bir şekilde saksılarda gelişir. Tadını sevdiğiniz bir domatesin çekirdeğini saklamak, bir sonraki dikim dönemi için güzel bir hazırlık olabilir.

Alanımızı Verimli Kullanalım

Tırmanır bitkiler ve sarmaşıklar dar ve dikey alanlarda rahatlıkla yetişirken, daha fazla alanı olanlar süs çalılarını tercih edebilir. Genelde yatay alanın çoğunu kullanmayan küçük bitkiler balkonlarda önemli bir yere sahiptir. Aynı şekilde balkon bahçenizi düzenlerken bitkileri ahşap sandık ve kutulara, beton saksılara koyup, birbirinin üzerine asma bahçeler gibi uzanacak dikey bir sistem de oluşturabilirsiniz. Evde fazla olan, nereye koyacağınızı bilemediğiniz bir sandalyeyi de bitkiler için yüksek bir sergileme ünitesi ya da basitçe yan sehpa olarak değerlendirebilirsiniz. Hasır sepetler, emaye ve pişmiş topraktan kaplar, balkonunuzda gerekli doku çeşitliğini sağlayacak ve görsel bir çeşitlilik oluşturacaktır.

Doğru Torf, Toprak Seçimi

Bitkilerinizin gelişimi için mevcut alan normal bir bahçeden daha azdır, bu nedenle bitkinin büyümesini optimize etmek için çok kaliteli bir toprak, torf karışımına sahip olduğunuzdan emin olun. Torf lifli yapısı sayesinde bitki köklerinin için önemli bir organik toprak düzenleyicisidir. Torf kullanımın yanında gübre kullanmayı da unutmayın.

Yeterli ve Doğru Sulama

Güney veya Batıya bakan bir alanınız varsa veya balkonunuz rüzgarlıysa, sıcak iklimli bir yerde yaşıyorsanız bitkileriniz daha sık suya ihtiyaç duyar. Ancak bitkilerinizi fazla sulayıp çürümelerine yol açmamak da önemlidir. Gereksiz yere su vermediğinizden emin olmak için yüzey tabakasının altındaki toprağın nem oranını kontrol edin. Parmağınızı 4-5 cm derinliğe batırın ve toprağı yalnızca kuru veya yarı kuru bulduğunuzda su verin. Belli bir süre evden uzak olacaksanız aile bireylerinizden veya güvendiğiniz bir komşunuzdan bitkilerinizi sulamasını isteyin veya saksılarınız için otomatik sulama sistemi kurmak da bir tercih olabilir.

Güvenliğe Önem Verelim

Bir diğer önemli nokta da balkon bahçenizin sizin ve etrafınızdakiler açısından güvenliği. Saksılarınızı balkon korkuluğuna asmanız gerekiyorsa ilk önce aşağıya düşmeyeceğinden emin olun. Planlarınızı yaparken oluşabilecek negatif durumları (çarpma, rüzgâr vs.) göz önünde bulundurun. Balkonunuzda keyif yaparken üstünüze yıkılıveren bir saksı, aşağıya düşen bir bitki istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Bütün bu adımları uyguladıktan sonra balkonunuzu veya terasınızı bir yeşil köşeye dönüştürmeye hazırsınız. Biz her zaman doğanın içinde olamasak da doğayı balkonumuza getirebilir, şehrin karmaşası ve gürültüsü içinde kendimize ve taşıyacak polen arayan arılara güzel bir alan oluşturabiliriz. Gördüğünüz gibi bunun için ihtiyacımız olanlar küçük bir balkon, yeterli istek, bir tutam bilgi ve bolca hayal gücü...













Kaynakça: http://biliglig.com/balkon-bahcesi

https://www.cnnturk.com/yasam/keyifli-bir-balkon-bahcesi-yaratmanin-7-sihirli-adimi

https://www.yesilist.com/yeni-baslayanlar-icin-balkon-bahceciligi/

İSTANBUL - SALİH ŞEREF - Şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık, vefatının 65. yılında yad ediliyor. 

Abasıyanık, Mehmet Faik Bey ile Makbule Hanım'ın oğlu olarak 23 Kasım 1906'da Sakarya'da dünyaya geldi.

İlköğrenimini yabancı dille eğitim veren Rehber-i Terakki okulunda bitiren Abasıyanık, sırasıyla Adapazarı Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi'nde öğrenim gördü.

Yazı hayatına şiirle başlayan usta edebiyatçı, "Hamal" adını taşıyan ilk şiirini Adapazarı'ndaki öğrenciyken kaleme aldı, öyküye ise Bursa'daki öğrencilik zamanında geçti. 

Sait Faik Abasıyanık edebiyattaki asıl ününü yazdığı öykülerle elde ederken, "Uçurtmalar" adlı ilk hikayesi 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayımlandı.

Usta yazar, ekonomi eğitimi almak üzere 1931'de babasının isteğiyle gittiği İsviçre'nin Lozan kentinden kısa bir süre sonra Fransa'ya geçerek, Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde eğitimine devam etti. Fransa'daki düzensiz ve bohem yaşamı sebebiyle babası tarafından geri çağrılan Abasıyanık, öğrenimini yarıda bırakarak İstanbul'a döndü.

Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulunda 6 ay kadar Türkçe ders veren başarılı edebiyatçı, babasının teşvikiyle başladığı ticaret işinde de başarılı olamadı. 

Abasıyanık, 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öyküleriyle edebiyat dünyasında tanınmaya başladı. 

"Sarnıç" adlı ilk kitabı 1939'da Çığır Kitabevi tarafından yayımlanan Abasıyanık, aynı yıl babasını kaybetti. 

- "Yazmasam deli olacaktım"

Yazarın 1940 ile 1948 arasında kaleme aldığı öyküleri, Yürüyüş, Büyük Doğu ve İnkılapçı Gençlik dergilerinde yayımlandı.  

Abasıyanık, yazmayla arasındaki ilişkinin ipuçlarını "Haritada Bir Nokta" öyküsünde, "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında, sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye. Kalem, kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım..." sözleriyle aktarmıştı.

Şahmerdan kitabında yer alan, ilk kez 1937'de Kurun’da ve ardından 1940'ta Varlık'ta yayımlanan "Çelme" öyküsü sebebiyle Askeri Mahkeme'de yargılanan Abasıyanık, görülen dava sonucunda beraat etmiş olsa da bir süre yazın hayatına ara verdi.

Abasıyanık'ın 1944'te yayımlanan "Medar-ı Maişet Motoru" adlı romanı asılsız bir ihbar üzerine toplatılırken, hikaye ve diğer yazıları Milliyet, Kurun, Vakit gazeteleriyle başta Varlık olmak üzere Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, İnkılapçı Gençlik, Yürüyüş ve Yedigün dergilerinde yayımlandı.

Haber-Akşam Postası gazetesi için 1942'de bir ay kadar mahkeme muhabirliği yapan Abasıyanık, bu süreçte 28 mahkeme röportajı yazdı. Bu yazılar 1956 yılında, Varlık Yayınları tarafından "Mahkeme Kapısı" ismiyle kitaplaştırıldı.

Usta edebiyatçının Mark Twain Cemiyeti'ne fahri üye seçilmesi üzerine yazar Yaşar Kemal, onunla yaptığı röportajın girişinde şu ifadelere yer vermişti:

"Akşamüstleri Tünel'den Taksim'e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli ama müthiş kederli-yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır-, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapayalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez. Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık… Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız. Bu adam hikayeci Sait Faik'tir."

- Siroza yakalandı

Usta öykücünün yaşadığı düzensiz hayat ve alkol düşkünlüğü gittikçe sağlığını bozunca 1944'te siroz teşhisi konuldu. Abasıyanık, 1951'de tedavi için gittiği Paris'ten de tedaviye başlamadan birkaç gün içinde geri döndü.

Zaman zaman gelen krizler hayati tehlike gösterdiğinden 5 Mayıs'ta hastaneye kaldırılan Abasıyanık, 11 Mayıs 1954'te vefat ederek Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Merkezi Amerika’da olan Mark Twain Cemiyeti tarafından kendisine şeref üyeliği verilen yazarın ölümünden sonra Makbule Hanım, 8 Kasım 1954'te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi yapılması koşuluyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bıraktı. 

Darüşşafaka Cemiyeti, kendisine 1964 yılında intikal eden bu vasiyete sahip çıkarak, Sait Faik Abasıyanık Müzesi adıyla 22 Ağustos 1959’da halka açılan müze evin bakım, onarım gibi sorumluluklarını üstlendi. Vasiyetinde, oğlunun adına her yıl bir hikaye armağanı verilmesi şartını da koşmuş olan Makbule Hanım'ın bu isteği de 1964'ten bu yana Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yerine getiriliyor.

- Sanatçının bazı eserleri şöyle:

Hikaye: Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son Kuşlar (1952), Alemdağda Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Tüneldeki Çocuk (1955)

Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953)

Roman: Medarı Maişet Motoru (1944, Bir Takım İnsanlar adıyla 1952), Kayıp Aranıyor (1953).

Röportaj: Mahkeme Kapısı (1956). 

Diğer eserleri: Balıkçının Ölümü (1977), Açıkhava Oteli (1980), Yaşasın Edebiyat (1981), Müthiş Bir Tren (1981), Sevgiliye Mektup (1987).

Çeviri: Yaşamak Hırsı (Georges Simenori’dan, 1954)

 

Muhabir Salih Şeref
Redaktör Hilal Uştuk
Yayınlayan Bünyamin Yılmaz

Avrupa’nın en güzel ve en eski şehirlerinden Amsterdam her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. Şehrin sanat ve tarihle olan yakın ilişkisi ise sayısız müze ve galerilerinde kendini gösteriyor. Bu yazımızda, Amsterdam’a gittiğinizde görmeden dönmemeniz gereken beş müzeyle ilgili kısa bilgileri derledik.

1-Rijksmuseum

Sadece Amsterdam’ın değil Hollanda’nın en değerli sanat eserlerinin sergilendiği Rijksmuseum (Ulusal Müze) her yıl 1 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret ediliyor. 1885 yılında mevcut binasına taşınmadan önce birkaç kez taşınan müzenin şimdiki binası mimar Petrus J.H. Cuypers tarafından tasarlanmış. Dışı bile insanı kendine hayran bırakan müze binasının içinde ise en ünlü Hollandalı ressamlardan Rembrandt’ın Gece Devriyesi tablosu ve Vermeer, van Dyck ve Jan Steen gibi Hollanda Altın Çağı ressamlarının eşsiz tabloları bulunuyor. Hollanda kültürünü yansıtan çizimler, vazolar, heykeller ve ayrıca Uzak Doğudan sanat eserlerini de bu müzede görmek mümkün. Müzede aynı zamanda antik kitapların bulunduğu Araştırma Kütüphanesi kısmı da halkın ziyaretine açık. Devasa bir koleksiyona ev sahipliği yapan Rijksmuseum 2003-2013 yılları arasında büyük bir tadilat geçirerek yenilenen ve modern yüzüyle tekrar ziyarete açıldı.

2-Van Gogh Müzesi

Müzeler Meydanı’nın bir diğer incisi ise dünyanın en büyük Van Gogh koleksiyonunu sergileyen Van Gogh müzesi. 1973 yılında açılan bu müze bugün aynı zamanda dört katlı bir kültürel tesis. İnsana ilham veren atmosferiyle bu müze cuma geceleri çeşitli canlı müzik ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Van Gogh’un özel hayatını ve ruh halini yansıtan mektuplaşmalarından, sanatçı kişiliğinin gelişimini gözler önüne seren 200’den fazla tablo ve 500’den fazla çizim burada kronolojik sırayla görülebilir. Müzede aynı zamanda Van Gogh’un çağdaşı olan bazı ressamların, arkadaşlarının ve Van Gogh’tan sonra yaşamış ve ondan etkilenmiş ressamların da eserleri mevcut.

3-Stedelijk Müzesi

Stedelijk Müzesi 1970’lerden beri Amsterdam’ın en büyük koleksiyonuna sahip modern sanat müzesi. Mimarisinden dolayı “Küvet” olarak da anılan müzede Matisse, Picasso, Malevich, Jackson Pollock ve Andy Warhol gibi isimlerin eserlerinin yanı sıra mükemmel bir Hollanda fotoğrafları koleksiyonu bulunuyor. 1950’lerden beri Avrupa ve Amerika’nın tasarım, moda ve mobilya trendlerini yansıtan eserleri de burada görmek mümkün. Her zaman aile dostu atölyelere ve interaktif etkinliklere rast gelmenin mümkün olduğu bu müzede herkesin ilgisini çekecek bir deneyim yaşamak garanti.

4-Hermitage Müzesi

Amsterdam’daki Hermitage Müzesi, sergileri ve kuruluşuyla Saint Petersburgtaki Hermitage müzesine bağlıdır. Müze bugün Amstel nehrinin kıyısında eskiden yaşlılar evi olarak kullanılan bir binadadır. Bu bina inşa edildiği zamandan beri 102 metrelik ön cephesiyle kanal kıyısında ihtişamını sergilemekte. Hermitage müzesinin senede iki kez değişen geçici sergileri olduğundan her ziyaretinizde yeni bir güzellikle ve sürprizle karşılaşmanız hiç de şaşırtıcı değil. Sergilenen her eser Saint Petersburg’tan kamyonlarla Finlandiya’ya oradan gemiyle Kuzey Almanya’ya sonra da Amsterdam’a getirilir. Sergiler bitince eserler Rusya’ya geri gönderilir. Amsterdam Hermitage Müzesi’nin çalışma salonu kitabınızı okuyup sakin bir öğleden sonra geçirmek için de ideal bir yer.

5-Rembrandt Evi Müzesi

Ünlü ressam Rembrandt’ın 1639-1660 yılları arasında yaşadığı bu ev Dam Meydanı’na 15 dakikalık yürüme mesafesinde Jodenbreestraat caddesinde bulunuyor. Rembrandt’ın en başarılı ve meşhur yıllarını yaşadığı bu ev işe 1911 yılından beri ressamın hayatını ve çalışmalarını sergiliyor. Müze evi titizlikle, orijinaline mümkün olduğu kadar sadık kalınarak 17. yüzyıl tarzı ile dekore edilmiş. Evde Rembrandt’ın kişisel eşyalarından, çizimlerine, heykellerinden 290’dan fazla gravürlerine Rembrandt’ın hayatına ve eserlerine dair ne varsa sergileniyor. Rembrandt Müze Evi’ne 2 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan Zuiderkerk’te Rembrandt’ın üç çocuğu ve bir öğrencisinin mezarları bulunuyor. Rembrandt Müze Evine bir ziyaret sizi hem bu ünlü ressamın günlük hayatıyla hem de 17.yüzyıl’ın Amsterdam’ına bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

 

Kaynakça: https://www.amsterdam.info/

http://www.worldcitiescultureforum.com/data/total-number-of-museums

LONDRA (AA) - Türk sinemasının önde gelen eserleri 2. Türk Filmleri Haftası kapsamında İngiltere'nin başkenti Londra'da izleyiciyle buluşuyor.

Londra Yunus Emre Enstitüsünün, SOAS Üniversitesi ile düzenlediği 2. Londra Türk Filmleri Haftası kapsamında uzun metrajlı film, belgesel gösterimleri ve paneller yapılacak. 

AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Londra Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Mehmet Karakuş, ilki geçen aralıkta yapılan film haftasının gördüğü yoğun ilgi üzerine ikincisini de yapmaya karar verdiklerini söyledi.

Türk Filmleri Haftası'nın geleneksel olarak yapılmaya devam edeceğini belirten Karakuş, "Burada ciddi bir boşluk var. Türk filmlerinin İngiltere'de yeteri kadar tanıtılmadığını görüyoruz. Birkaç yıldır Türk filmleri Londra'da gereken ilgiyi göremiyor, temsil edilemiyor." dedi. 

Etkinlik kapsamında sadece uzun metraj filmlerin değil, belgesel, kısa film gösterimleri ile panel ve söyleşilerin yapılacağını anlatan Karakuş, düzenlenecek panelde Türk dizilerinin dünyada yakaladığı başarının da masaya yatırılacağını söyledi. 

Londra'nın önde gelen üniversitelerinden SOAS ile Kings College'ın film haftasına salonlarını açarak destek verdiğini anlatan Karakuş, uzun metraj film gösterimlerinde de kentin en eski sinemalarından Regent Street Sineması'nın kullanılacağını dile getirdi.

Karakuş film haftasının Türk sinemasını İngiliz yapımcılar ve dağıtıcılarla buluşturmayı amaçladığını sözlerine ekledi. 

- Dizilerin başarısı

Film haftası kapsamında Türk dizilerinin ele alındığı panelde konuşan oyuncu Perihan Savaş, "Her eve girebilmesi ve herkesin izleyebilmesi açısından diziler önemli." dedi. 

Türk dizilerinin yurt dışında büyük ses getirmeye başladığını belirten Savaş, "Doğru şeyler yaptığınız doğru yerlere temas ettiğiniz zaman insanlar kendilerini bulup izliyorlar." diye konuştu.

- "Anlatacak çok hikayemiz var"

Oyuncu Emre Kızılırmak da Londra Film Haftası vesilesiyle İngiltere'deki izleyicilerle buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

Her ülkenin filmleri ve dizilerinde kendi kültürünü yansıttığını ifade eden Kızılırmak, Türkiye'nin bu alanda dünya çapında ilerleme kaydetmeye başladığına dikkati çekti.

"Anlatacak gerçekten çok hikayemiz var." diyen Kızılırmak, "Oyunculara, yapımcılara, enstitülere, devletimize ve fon sağlayıcılara çok iş düşüyor. Bunlar kolektif bir şekilde çalışmalı." görüşünü paylaştı. 

Kızılırmak, Türkiye'nin film ve dizi alanında kendi anlatım dilini geliştirmeye başladığını vurgulayarak, "Kendi tarzımızı ortaya koymaya başlıyoruz. Gittikçe bütün dünyanın duyacağı ve bütün dünyayı ilgilendiren projelere imza atacağımızı düşünüyorum." dedi.

Sinema yazarı Kerem Akça, Londra Film Haftası'nın sürdürülmesi gereken bir etkinlik olduğunu belirterek, son bir yılda adından söz ettiren Türk filmlerinin hafta kapsamında izleyiciyle buluşacağını anımsattı. 

- Yılmaz Güney filmiyle sona erecek

SOAS Üniversitesinde dün akşam Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayarak Türk sinemasının öyküsünü anlatan "Bırakın Çocuk Oynasın" adlı belgeselle açılışı yapılan Türk Filmleri Haftası 30 Nisan'a kadar devam edecek.

Londra Türk Fimleri Haftası kapsamında yönetmenler Serdar Akar'ın "Çiçero", Ömür Atay'ın "Kardeşler", Fikret Reyhan'ın "Sarı Sıcak", Mahmut Fazıl Coşkun'un "Yozgat Blues", Murat Düzgünoğlu'nun "Halef", Banu Sıvacı'nın "Güvercin", Özgür Sevimli'nin "Murtaza", Tayfun Pirselimoğlu'nun "Yol Kenarı", Can Ulkay'ın "Türk İşi Dondurma" ve Ahmet Botacıoğlu'nun "Paranın Kokusu" fimleri gösterilecek. 

İki belgesel ile kısa filmlerin gösteriminin yapılacağı film haftasında çeşitli paneller de düzenlenecek. Etkinlik, yönetmen Ömer Lütfi Akad'ın çektiği Yılmaz Güney'in başrolünü oynadığı  "Hudutların Kanunu" filminin gösterimi ile sona erecek.

Londra Türk Filmleri Haftası'nın ilki geçen yıl 12-16 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilmişti.

 

Muhabir Tayfun Salcı,Gökhan Kurtaran
Redaktör Ayşe Sarıoğlu
Yayınlayan Selma Bıyıklı Adabaş

İSTANBUL (AA) - SEFA MUTLU -  "Dünyanın en genç profesörü" unvanını 26 yaşındayken alan ve Türk Einstein olarak anılan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, ölümünün 4. yılında anılıyor.

Hayata 19 Nisan 2015'te veda eden Sinanoğlu, moleküler biyoloji, kimya ve matematik ile Türkçe alanlarındaki çalışmalarıyla biliniyor.

Sinanoğlu, 1935'te babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun Türkiye Başkonsolosluğunda görev yaptığı İtalya'nın Bari kentinde doğdu. 

Ankara'da 1953'te Türkiye Eğitim Derneği'nin (TED) Yenişehir Lisesini birincilikle bitiren Sinanoğlu, TED tarafından Amerika'ya burslu kimya mühendisliği eğitimi için gönderildi.

ABD'de 1956'da, Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) Kimya Mühendisliğini de birincilikle bitiren Sinanoğlu, 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden de birincilikle mezun olarak yüksek kimya mühendisi oldu. Berkeley'de 1959'da "Kuramsal Kimya" üzerine doktora yapan Sinanoğlu, iki yılda tamamladığı doktorası süresince ABD Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalarda bulundu. 

- 26 yaşında profesör oldu

Harvard ve Yale üniversitelerinde 1961'de genç yaşta dersler veren Sinanoğlu, yeni buluşlarını, verdiği dersler ve yayınlarıyla dünyaya tanıttı. 26 yaşında profesör olan Sinanoğlu, Türkiye'de de kuramsal kimyanın gelişmesinde öncülük etti. 1973'te de Almanya'nın en önemli ödüllerinden biri olan "Aleksander Von Humboldt Bilim Ödülünü" kazanan ilk kişi olarak tarihe geçen Sinanoğlu, 1975'te Japonya'nın Uluslararası Seçkin Bilim Ödülünü kazandı ve aynı yıl özel kanunla kendisine "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü" unvanı verildi. 

Sinanoğlu ulusal ve uluslararası birçok unvana layık görülürken kuantum fiziği ve kimyası, moleküler biyoloji ve matematik alanlarında yüzlerce teorem geliştirerek, dünya bilim literatürüne önemli katkılarda bulundu. 

Nobel Kimya Ödülü'ne iki kez aday gösterilen Sinanoğlu, canlılara biyolojik kimliğini veren DNA'ların şifresini çözerek, bilinmeyen türden canlılar yaratmanın teorisini kurdu.

- Ömrünü milli kültüre adadı

Oktay Sinanoğlu, bilimsel çalışmaların yanı sıra hayatı boyunca Türkçe ve milli kültürün korunması için de çaba sarf etti. Çok sayıda konferansa katılan Sinanoğlu, buralarda Türkçe eğitimin önemine işaret ederek, kültür sömürgeciliği tehlikesine vurgu yaptı.

Bir söyleşisinde "Bir millet her nesilde yeniden doğar. Bir milleti yaşatan kendi gelenekleridir. Binlerce yıllık tarihinden süzülerek gelen kültürüdür." diyen Sinanoğlu, her fırsatta milli kültürün inşası ve korunmasında Türkçe'nin önemine dikkati çekti. 

Sinanoğlu, hayatını anlattığı bir röportajında ise İngilizler ve Amerikalıların tek gayesinin dünyayı sömürgeleştirmek olduğunu savunarak, "Aslında benim en büyük buluşum, İngiliz ve Amerikan numaralarıyla Türkçeyi yok etmek üzere yola çıktıklarını anlamam. Modern dünyada bir ülkeyi sömürge haline getirmek için savaşla, topla uğraşmayacak, dilinden başlayacaksınız." ifadelerini kullandı.

Milli ve yerli olmayı önceleyen Sinanoğlu bir konuşmasında da "Bizde sahte çağdaş ve aydın sınıf yetiştirilmiştir. Her sömürgede böyle sahte bir aydın sınıfı yetiştirilmiştir. Bunlar kendi kültüründen kopuk, kendi halkından tiksinen, kendi kültürüne yabancı ama arada halkçılık edebiyatı yapan tipler yetişmiştir." eleştirilerinde bulundu.

Sinanoğlu çoğu, Türkiye'deki eğitim sorunları ve siyasi sorunları konu alan "Adam", "Göçmen Hamamı", "Bye Bye Türkçe", "Hedef Türkiye", "Dayatmalar Kabusu", "İlerisi İçin", "Ne Yapmalı", "2050'ye 5 Kala: Dünyanın 105 Yıllık Tarihi" ve 3 ciltlik "Yeni Bilim Ufukları" kitap dizisini de kaleme aldı. 

Oktay Sinanoğlu, 19 Nisan 2015'te, ABD'nin Miami kentinde, solunum yetmezliğine bağlı olarak tedavi gördüğü hastanede yaşama veda etti. Naaşı Türkiye'ye getirilen Sinanoğlu, İstanbul'da Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Muhabir Sefa Mutlu
Yayınlayan Berin Alpaslan Gökçe

Vatandaşlar, Miraç Kandili nedeniyle merkez Osmangazi ilçesi Maksem Mahallesi'ndeki tekkeye akın etti. 

Mevlevi üstadı Mustafa Özbağ'ın sohbetiyle başlayan programı takip etmek isteyen bazı vatandaşlar, tekkeye sığmayınca etkinliği bahçedeki sinevizyondan izledi.

Kuran-ı Kerim tilaveti ve Mevlid-i Şerif okunmasının ardından semazenlerin farklı renklerdeki tennureleriyle yaptıkları gösteriler beğeniyle izlendi.

İstanbul

Hababam Sınıfı filmindeki "Güdük Necmi" tiplemesiyle hafızalara kazınan oyuncu Halit Akçatepe, vefatının 2. yılında anılıyor.

Halit Akçatepe, 1 Ocak 1938'de Sıtkı ve Leman Akçatepe'nin oğlu olarak Üsküdar'da dünyaya geldi.

"Nasreddin Hoca Düğünde" filmiyle 5 yaşındayken oyunculuğa başlayan Akçatepe, İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'ne girdiğinde henüz yedi yaşındaydı.

Yeşilköy Pansiyonlu İlkokulu ve Refik Halit Karay Mektebinin ardından Saint Benoit Fransız Lisesinden mezun olan ünlü oyuncunun tiyatro ile tanışıklığı ilk defa lise yıllarında başladı ve Yeşilay'ın Yeşil Sahne'sinde amatör olarak sahneye çıktı.

Tiyatroda oyunculuğun yanı sıra Edebiyat Fakültesi ve Hukuk Fakültesine devam eden fakat tiyatro için okulu bırakan Akçatepe, profesyonel olarak ilk kez 1960 yılında "Sel" piyesiyle sahneye çıktı.

Akçatepe, 16 ayrı tiyatrodaki 43 piyeste aldığı rollerin yanı sıra filmlerde figüran olarak rol almaya başladı, duygusal komedilerde karakter rollerini canlandırdı, çok sayıda film ve reklam filminde de oynadı.

"Ah Nerede Vah Nerede" filmiyle 1960 yılında şöhreti yakalayan oyuncu, 1970'li yıllarda oynadığı "Üç Arkadaş", "Sev Kardeşim", "Köyden İndim Şehre" ve "Mavi boncuk" gibi filmlerle hafızalarda yer buldu.

Rıfat Ilgaz'ın romanından Umur Bugay tarafından senaryosu uyarlanan 1975 Ertem Eğilmez yapımı "Hababam Sınıfı" sinema filminde "Güdük Necmi" karakterini canlandıran Halit Akçatepe, bu yapımda Kemal Sunal, Adile Naşit, Tarık Akan, Münir Özkul, Muharrem Gürses ve Ayşen Gruda ile birlikte oynadı.

Akçatepe'nin 1963 yılında evlenip 1981 yılında boşandığı Tülin hanımla ilk evliliğinden Itır ve Ebru adlarında iki kız çocuğu oldu.

Rezzan hanımla 1999'da yaptığı ikinci evliliğinden ise Günsu adında bir kızı da dünyaya geldi, 2009'da ayrıldı.

Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne 2011 yılında layık görülen Akçatepe, 2014'te "Karaman'ın Koyunu" adlı filmde Ferdi Akarnur, Sinan Çalışkanoğlu ve Dost Elver ile rol aldı.

Hastalanarak bir süre hastanede tedavi gören ünlü oyuncu 79 yaşındayken 31 Mart 2017'de İstanbul'da vefat etti, Şakirin Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

"Tıpkı sen tıpkı ben", "Töre", "Vatan Kurtaran Şaban" ve "Rosenbergler Ölmemeli" tiyatro oyunlarında rol alan Akçatepe, "Şaban Pabucu Yarım", "Gurbetçi Şaban" ve "Lüküs Hayat" filmlerinin senaryolarına imza attı.

Oynadığı sinema filmi ve dizilerden bazıları şöyle:

"Karaman'ın Koyunu", "Babam Sınıfta Kaldı", "Leyla ile Mecnun", "Geniş Aile", "Aile Reisi", "Vurgun", "Yalan Dünya", "Hakkını Helal Et", "Sevda Çiçeği", "Hababam Sınıfı Üç Buçuk", "Cumbadan Rumbaya", "Mühim Olan Aşkımız", "Hababam Sınıfı Askerde", "Avrupa Yakası", "Yeşilçam Denizi", "Hababam Sınıfı Merhaba", "En Son Babalar Duyar", "Tersine Dünya", "Hayvanlara Dokunduk", "Hoşçakal İstanbul", "Şaban İle Şirin", "Şaban Askerde", "İnsanlar Yaşadıkça", "Bizimkiler", "Büyük Koşu", "Şaban Pabucu Yarım", "Umut Dilencisi", "Renkli Dünyalar", "Dokunmayın Şabanıma", "Hababam Sınıfı Tatilde", "Bülbül Ailesi", "Hababam Sınıfı Uyanıyor", "Süt Kardeşler", "Lüküs Hayat", "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı", "Hababam Sınıfı", "Ah Nerede", "Köyden İndim Şehire", "Mavi Boncuk", "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz", "Sevilmek İstiyorum", "Sev Kardeşim", "Bir Varmış Bir Yokmuş", "Bir Dağ Masalı", "Senede Bir Gün", "Nasreddin Hoca Düğünde"

İstanbul

Grammy ödüllü Yeni Zelandalı Piyanist Alan Broadbent, Zorlu PSM'de konser verdi. 

Broadbent, müzikseverlerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik öncesi AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kağan Yıldız ve Ferit Odman'la trio konserler vereceğini söyledi.

Caz müziğini ve onun temposunu sörf tahtasıyla dalgalar üzerinde ilerlemek olarak tanımlayan sanatçı, "Caz müzisyenleri ritmin etrafında müzik yapar, onun üzerinde dolanır durur ve sörf tahtasıyla sahile geri döner. Benim kafamdaki hayal böyle." dedi.

"Çok büyük bir trajedi"

Ülkesindeki terör saldırısına da değinen Yeni Zelandalı sanatçı, şunları kaydetti:

"Çok büyük bir trajedi. Bu olay veya bu olayın faili hiçbir şekilde onaylanamaz. Politikayla ilgilenen birisi değilim ama benim dünya görüşümde bütün dinler sevgi ve anlayış üzerine kuruludur. Müzisyen olarak sevginin bütün dünyada yayılması için müzik yapıyorum. Bütün kültürlerin saygı ve anlayışla bir arada yaşadığı bir dünya hayal ediyorum."

Ünlü piyanist, 28, 29 ve 30 Mart'ta Zorlu PSM'de sahne alacak.