19 Nis 2019
BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Ankara

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, mart ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 18,70, yurt içi üretici fiyatları yüzde 31,17 arttı. Geçen yılın aralık ayına göre de tüketici fiyatları yüzde 2,27, yurt içi üretici fiyatları yüzde 2,14 yükseldi. 

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta şubat ayına göre yüzde 1,03, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,71artış kaydetti. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) de şubata göre yüzde 1,58, Mart 2018'e kıyasla da yüzde 29,64 arttı.

Beklentiler

AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistlerin mart ayı enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 0,79 olmuştu. Ankete katılan ekonomistlerin mart ayı için enflasyon beklentileri en düşük yüzde eksi 0,11, en yüksek yüzde 1,2 aralığında yer almıştı.

Ekonomistlerin yıl sonu enflasyon beklentisinin ortalaması ise yüzde 15,7 olarak belirlenmişti. Ekonomistlerin mart ayı enflasyon beklentilerinin ortalamasına (yüzde 0,79) göre, bir önceki ay yüzde 19,67 olan yıllık enflasyonun yüzde 19,43'e düşeceği hesaplanmıştı.

En yüksek artış sağlık grubunda

TÜFE, martta bir önceki aya göre yüzde 1,03, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 2,27, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,71 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 18,70 artış gösterdi.

Ana harcama grupları itibarıyla martta, aylık bazda en yüksek artış yüzde yüzde 3,48 ile sağlık grubunda görülürken, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 2,44, eğitimde yüzde 1,45, ulaştırmada yüzde 0,75 ve lokanta ve otellerde yüzde 0,67 artış kaydedildi.

Martta ana harcama grupları itibarıyla endekste düşüş gösteren tek grup yüzde 0,29 ile haberleşme oldu.

Yıllık değişimler

TÜFE'de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 29,77 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleşti. Bunu yüzde 27,94 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 26,98 ile ev eşyası, yüzde 20,08 ile eğlence ve kültür, yüzde 19,72 ile sağlık izledi.

Geçen ay endekste kapsanan 418 maddeden 33'ünün ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 270'nin ortalama fiyatlarında artış, 115 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Yİ-ÜFE martta bir önceki aya göre yüzde 1,58, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 2,14, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,64 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 31,17 yükseldi.

Sanayideki 4 sektörün bir önceki aya göre değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 0,91, imalat sanayi sektöründe yüzde 1,59, elektrik, gaz üretim ve dağıtımı sektöründe yüzde 1,98 ve su temini sektöründe yüzde 0,20 artış olarak gerçekleşti. 

Geçen ay bir önceki aya göre yüzde 14,05 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, yüzde 7,73 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 3,28 ile ham petrol ve doğal gaz en fazla artışın gerçekleştiği sektörler oldu.

Buna karşılık, kömür ve linyit yüzde 5,46, giyim eşyası yüzde 1,32, kağıt ve kağıt ürünleri yüzde 0,92 ile bir önceki aya göre endekslerin en fazla azaldığı alt sektörler olarak kayıtlara geçti. 

Ana sanayi gruplarında martta aylık ve yıllık en fazla artış enerjide görüldü.

En düşük fiyat artışı Ankara'da

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, martta yıllık bazda fiyatlar ülke genelinde yüzde 19,71 artış kaydetti.

İstatistiki Bölge Birim Sınıflaması (İBBS) 2. düzeyde bulunan 26 bölge içinde, aylık bazda en yüksek artış yüzde 1,57 ile "Şanlıurfa, Diyarbakır", 12 aylık ortalamalara göre en yüksek artış ise yüzde 21 ile ''Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye" bölgesinde gerçekleşti. 

Yıllık bazda en yüksek artış yüzde 25,28 ile "Şanlıurfa, Diyarbakır" bölgesinde gözlenirken, bunu yüzde 23,59 ile "Van, Muş, Bitlis, Hakkari" izledi.

En düşük fiyat artışı ise yüzde 15,77 ile "Ankara" bölgesinde gerçekleşti.

Montenegro

Batı Balkanlar'ın nüfus bakımında en küçük ülkesi konumundaki Karadağ'da son dönemde Türk yatırımları ciddi oranda artış kaydetti.

Adriyatik Denizi kıyısındaki 620 bin nüfuslu ülkede turizmden sanayiye inşaattan hizmet sektörüne kadar birçok alanda yatırımları bulunan Türk şirketleri, Karadağ'ın istihdam ve kalkınmasına önemli katkı sağlıyor.

Hem siyasi açıdan istikrarlı hem de iki yıl önce NATO'ya üye olarak güvenilir bir imaja sahip olan ülke, yatırımcılar için cazip bir bölge konumunda.

AA muhabirine açıklamada bulunan Karadağ Türk İş Adamları ve Yatırımcılar Derneği Başkanı Ertaç Güngör, son dönemde artış kaydeden Türk yatırımlarına dikkati çekti.

Türk iş adamlarının Karadağ'a ilgisinin günden güne arttığına vurgu yapan Güngör, "İki yıl önce Karadağ'da yaklaşık 250 Türk firması vardı. Günümüzde ise bu sayı 2 binden fazla." dedi.

NATO'ya üyelik önemli bir etken oldu

Karadağ'ın 2017'de NATO'ya üye olmasının güvenlik açısından büyük öneme sahip olduğunu dile getiren Güngör, NATO'ya üye olarak güvenli bir ülke konumuna gelen Karadağ'ın yatırımcılar için de cazip hale geldiğini kaydetti.

Güngör, Karadağ'daki Türk iş adamlarının özellikle turizm ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösterdiğini belirterek, Türk şirketlerinin ülkedeki fabrika sayısını da artırarak işsizliğin azalmasına katkı sunduğunu ifade etti.

Karadağ'a yatırım yapmayı planlayan iş adamlarına pazar araştırması yapmaları tavsiyesinde bulunan Güngör, Karadağ'daki Türk yatırımlarının artmaya devam edeceğini de dile getirdi.

Tosçelik ve Global Port'a LC Waikiki ile Doğtaş eklendi

Karadağ'daki Türk yatırımlarının başında Niksic şehrinde uzun zamandır faaliyet gösteren Tosçelik firması geliyor. Eski Yugoslavya'nın en önemli çelik fabrikası olan Zeljezara Niksic'i 2013 yılında satın alarak Tosçelik Niksic olarak değiştiren Tosyalı Holding, kısa sürede üretimi önemli ölçüde artırdı.

Adriyatik kıyısındaki Bar şehrinde bulunan limanın hisselerinin büyük çoğunluğunu satın alan Global Liman İşletmeleri de ülkedeki bir diğer büyük Türk yatırımı olarak dikkati çekiyor.

Yakın dönemde Karadağ'da ilk mağazasını açan Türk tekstil firması LC Waikiki ile mobilya sektörünün önemli markalarından Doğtaş da bu ülkedeki Türk yatırımları arasında yer aldı.

Ankara/İstanbul

Ticaret Bakanı Ruhsar PekcanGenel Ticaret Sistemi (GTS) verilerine göre şubat ayında ihracatın yüzde 3,7 artışla 14 milyar 312 milyon dolara ulaştığını, bunun Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatı olduğunu bildirdi. 

Pekcan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ve TİM Kadın Meclisi üyelerinin de katıldığı basın toplantısında şubat ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. 

Konuşmasına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlayarak başlayan Pekcan, kadın ve genç girişimcilere verdikleri önemin bir kanıtı olarak bakanlık bünyesinde "Kadın ve Genç Girişimciler İhracat Dairesi"ni kurduklarını söyledi.

Pekcan, kadın ve gençlerin küresel pazarlarda daha aktif yer almasını beklediklerini ifade ederek, "Kadınlarımızın ihracata açılmasının tam zamanı. Ben bu konuda çok büyük başarılara imza atacaklarına inanıyorum." dedi.

Dış ticaretin geliştiği dönemlerin küresel entegrasyonun arttığı, gerilediği dönemlerin ise küresel entegrasyonun azaldığı dönemler olduğuna işaret eden Pekcan, günümüzde küresel entegrasyonun zayıflaması manasında "slowbalization" tanımının sıklıkla kullanılır olduğunu vurguladı. 

Pekcan, küreselleşmenin güçlenmeye başladığı 1990'lı yıllarının başında küresel ticaretin küresel ekonomiye oranının yüzde 39 seviyesinde bulunduğunu, 2008 yılında bu oranın yüzde 61'e yükseldiğini ancak geçen yıl bu oranın yüzde 58'e gerilediğini aktardı.

Bu küresel gerilemede, güçlenen korumacılık akımları, yavaşlayan Avrupa ekonomisi ve Brexit belirsizliğinin çok önemli rol oynadığına dikkati çeken Pekcan, IMF'nin ocak ayı raporunda küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 3,5'e düşürdüğünü hatırlattı. 

Pekcan, küresel ticaretin nabzını tutan konteyner taşımacılığı endekslerinin de düşüşte olduğunu ifade ederek, geçen yıl itibarıyla doğrudan yatırımlarda yıllık bazda yüzde 20 düşüş beklendiğini bildirdi.

"Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatı"

Şubat ayı ihracat rakamlarını açıklayan Pekcan, şu bilgileri verdi: 

"Dünya ekonomisi frene basmış olsa da bu ayın 2. haftasında yayınlandığında, dış ticaret verilerimizin milli gelirimize oranında zirveyi yakalayacağımızı öngörüyoruz. Dünya ticareti hız kesiyor ve bu rakamlara da yansıyor. Bu zor döneme rağmen Türkiye olarak ihracatımızın arttığına özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünyanın başlıca ekonomileri tarafından istatistiki olarak tercih edilen, serbest bölgelerimizin ve antrepolarımızın ticaretini de yansıtan Genel Ticaret Sistemi verilerine göre şubat ayında ihracatımız yüzde 3,7 artışla 14 milyar 312 milyon dolar, daha önce kullandığımız Özel Ticaret Sistemi'ne göre de yüzde 3,5 artışla 13 milyar 603 milyon dolar oldu. Küresel ticarette yaşanan tüm sorunlarına rağmen Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatını açıklamış bulunuyoruz. "Şubat ayında ithalatımız yüzde 18,7 azalışla 16 milyar 161 milyon dolar olarak gerçekleşti" 

Bakan Pekcan, böylece yılın ilk 2 ayında ihracatın yüzde 5 artarken, ithalatın yüzde 23,1 azaldığını söyledi. 

Bu yılın en önemli göstergesinin, ihracatın ithalatı karşılama oranı olduğunu vurgulayan Pekcan, "Şubat 2018'de ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 69,4 iken öngördüğümüz şekilde bu yıl şubat ayında yüzde 88,6'ya yükselmiştir. 2018 yılının ilk 2 ayındaki yüzde 63,9 olan karşılama oranı bu yılın ilk 2 ayında yüzde 87,3'e yükselmiştir. İhracatımızın ithalatı karşılama oranındaki artışın önümüzdeki aylarda da devam etmesini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

En fazla ihracat otomotiv endüstrisinden

Otomotiv endüstrisi, şubat ayında 2 milyar 547 milyon 753 bin dolarla en fazla ihracat gerçekleştirilen sektör oldu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, otomotiv endüstrisi geçen ay 2 milyar 547 milyon 753 bin dolarlık ihracat imza attı. Otomotiv endüstrisi böylece şubatta en fazla ihracat gerçekleştirilen sektör oldu. 

Otomotiv endüstrisini 1 milyar 635 milyon 174 bin dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 1 milyar 419 milyon 152 bin dolarla hazır giyim ve konfeksiyon takip etti. 

Şubatta en fazla ihracat artışı yüzde 35,4 ile gemi ve yat sektöründe gerçekleşti. 

Türkiye'nin toplam ihracatının geçen ay yüzde 81,3'ünü gerçekleştiren sanayi grubunda 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 3,5'lik artışla 11 milyar 65 milyon 59 bin dolarlık ihracat yapıldı. 

Söz konusu dönemde toplam ihracatın yüzde 13,7'sini oluşturan tarım grubunda yüzde 1,4 artışla 1 milyar 861 milyon 865 bin dolarlık, toplam ihracattan yüzde 2,2 pay alan madencilik grubunda ise yüzde 11,9 gerilemeyle 294 milyon 313 bin dolarlık ihracat gerçekleşti. 

En fazla ihracat Almanya'ya yapıldı

Ülke verilerine bakıldığında en çok ihracat gerçekleştirilen ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, İspanya ve ABD oldu. Ülkelere göre ihracatta dikkati çeken artışlara bakıldığında ise Malta'ya ihracatın 18 katına, Nijer'e ve Gabon'a 3 katına çıktığı görülüyor. 

Şubatta en çok ihracat gerçekleştiren ilk 5 il, sırasıyla İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir ve Ankara olarak gerçekleşti

İstanbul

Beşiktaş Kulübünün borcunun 2 milyar 314 milyon 695 bin 709 lira olduğu açıklandı.

Siyah-beyazlı kulübün Vodafone Park'ta gerçekleştirilen 2019 yılı birinci olağan divan kurulu toplantısında sunum yapan denetim kurulu üyesi Suat Anıl, kulüp ve bağlı ortaklarının toplam borcunun 2 milyar 314 milyon 695 bin 709 lira olduğu bildirdi.

Suat Anıl, borcun 1 milyar 666 milyon 651 bin 222 lirasının Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ'ye, 648 milyon 44 bin 487 liralık kısmının ise derneğe ait olduğunu belirtti.

Anıl, hazırladıkları raporda kulüp derneği için 31 Aralık 2018, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ için de 30 Kasım 2018 tarihlerini baz aldıklarını kaydetti.

Suat Anıl, siyah-beyazlı kulübün toplam alacaklarının ise 234 milyon 899 bin 833 lira olduğunu aktardı.

ANKARA - Erdal Çelikel

Türkiye'nin atkı, bere, kaban, kazak gibi ürünlerden oluşan kışlık giysi ihracatı, geçen yılın ocak-kasım döneminde 470 milyon dolara yaklaştı.

AA muhabirinin, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlediği bilgilere göre, kışlık giysi ihracatında ilk sırayı 264,5 milyon dolarla kazak ve süveter aldı.

Bu ürün grubunu yaklaşık 148 milyon dolarla kaban ve mont, 35,1 milyon dolarla atkı, şal ve eşarp, 18,3 milyon dolarla bere, bone ve takkeler, 4 milyon dolarla da eldiven izledi.

Böylece anılan ürünlerin geçen yılın 11 ayındaki toplam ihracat tutarı yaklaşık 470 milyon dolar oldu.

Kazak ve süveter satışı başta olmak üzere ihracatta ön plana çıkan ülkeler ise Almanya, İspanya, İngiltere, İtalya, Kırgızistan olarak sıralandı.

Her bütçeye uygun fiyatlar

İhracata yönelik ürünlerin yanı sıra iç pazarda da her bütçeye uygun fiyatlarla ürün bulmak mümkün.

Tüketicinin beğenisine sunulan değişik kalite ve markalarda ürünlerden bereler 9-725 lira, eldivenler 7-985 lira, atkılar 10-545 lira, kazaklar 10-3 bin 690 lira, botlar da 30-6 bin 877 liradan satılıyor.

Merdiven altı imalat uyarısı

İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları (İHKİB) Birliği Başkanı Mustafa Gültepe, AA muhabirine, iç piyasada genel anlamda bir durgunluk yaşandığını, firmaların yılbaşı dolayısıyla birçok üründe indirim kampanyaları düzenlediğini söyledi.

İç pazardaki satışların düşüş eğiliminde olmasına karşın sektörün geçen yıl tutar bazında ihracatını bir önceki yıla göre yüzde 3,6 artırarak 17,6 milyar dolara ulaştırdığını belirten Gültepe, miktar bazında artışın da yüzde 7 olarak gerçekleştiğini bildirdi. Gültepe, "2019'da sektör ihracatını 18,5 milyar dolara taşırsak bizim için başarıdır." dedi.

Tüketicinin kışlık giysi tercihlerini değerlendiren Gültepe, "Yünlü ve pamuklu kıyafetlere ilgi var. Mont, kazak, kaz tüylü ve normal kabanlarla spor amaçlı termal ürünler de tercih ediliyor." diye konuştu.

Gültepe, iç piyasada her bütçeye uygun ürün bulmanın mümkün olduğunu vurgulayarak, vatandaşların alışveriş yaparken özellikle çocuk grubunda standartlara uygun olmayan, merdiven altı ürünlerden uzak durmaları gerektiğini kaydetti.

Herkesin er geç ilgilenmesi gereken bir konudur altın. Özellikle de kişinin kendisinin, bir akrabasının veya tanıdığının düğün tarihi yaklaşmış ise. Türk düğünlerinde, evlenen çifte, gelecekleri için güzel bir başlangıç sağlayabilmek adına, para veya altın hediye edilir. Fakat altın itibar edildiği kadar değerli midir? Altına yatırım yapmak mantıklı mıdır? Bu yazımızda bu sorulara cevap vermeye çalışacağız.

 

Altın nedir?

Altın ham maddesi periyodik sistemde “Au” sembolu ile adlandırılmış olan bir metaldir. Altının parlak sarı rengi ve doğada saf halde bulunabilmesi sayesinde eski çağlarda keşfedilmiştir ve işlenmesi kolaydır.

Bu nedenle, insanlar tarafından işlenen ilk metallerden biri olarak kabul edilir. En eski altın eserler MÖ 4600 ile 4300 tarihleri arasından kalmadır. Altın yüzyıllardır ritüel nesneler ve takıların yanı sıra ödeme aracı olarak da kullanılmıştır.

Altın ne kadar değerlidir?

Değer, talep ile arza bağlı olarak oluşur. Günümüzde toplam altın rezervi dünya çapında 190.000 tondan biraz daha fazladır. Dünyanın en büyük altın rezervleri şu anda ABD’de, Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da, Çin’de ve Rusya’da bulunmaktadır. Geçmişte uygulanan „altın para standart sistemi“ bir ülkenin, bastığı paranın karşılığında altın rezervi bulundurmasıdır. Altın rezervlerinin günümüzde bulundurulmasının nedenleri ise, ülkenin kriz zamanlarında ödeme gücüne sahip olduğunu sergilemek ve döviz kurunda meydana gelen değişimlerde ortaya çıkan riskten kaçınmak yani risk tazminatına sahip olmaktır. Piyasada altının değeri dolar üzerinden hesaplandığından dolayı, dolar endeksindeki yükselme altın fiyatında gerileyiş anlamına geliyor. Bu nedenle yatırımcılar altın satışını dolar üzerinden gerçekleşleştirmekte, ancak sonrasında geçerli döviz kuru ile Euro‘ya çevirmektedirler. Altın; mücevherat sektörü, endüstriyel kullanım ve yatırım aracı olarak talep gören bir madendir. Arzı ise madenden çıkarılan altın, geri dönüşüm olarak kullanılan hurda altın işlemleri ve merkez bankalarının altın satışlarından oluşmaktadır. Değerli taş ve madenlerin fiyatlarının hesaplanması ons birim fiyatı ile hesaplanır. Dünya standartlarında 1 ons altın 31,1034768 gramdır. Bir ons altının şu anki değeri yaklaşık 1.290$, yani yaklaşık 1.130€'dur.

 

En büyük altın rezervlerinin, ekonomisi en güçlü ülkelerin elinde olması gerçeği, altına olan talebin ne kadar yüksek olduğunu ve uzun vadede de bir değişiklik göstermeyeceğini ifade etmektedir.



Altına yatırım yapmak ne kadar mantıklıdır?

Tüm alanlarda birçok yatırım fırsatı vardır. Risk tercihlerine göre yatırımcılar riskten kaçınan (risk avers) ve riski sevenler (risk seeking) olarak kategorize edilebilirler. Altın, krizden korunma amaçlı kullanıldığı için riskten kaçınma kategorisinde sınıflandırılmaktadır. Muhtemelen asla tamamen değerini kaybetmeyecektir.

Olası bir döviz krizinden çekinenler, altına yatırım yapmayı düşünebilirler. Buna karşılık altın, dünya çapında birçok şirketin borsa hisselerinden de fazla dalgalanıyor ve uzun vadede bu kazancın yarısını dahi sağlayamıyor.

Altın fiyatı genellikle hisse senedi fiyatlarının zıt yönünde hareket eder. Olası finansal bir krize karşı yatırım yapmak istiyorsanız, altını tercih edebilirsiniz. Birikiminizin % 10'undan fazlasını altına yatırmamalısınız. Bu oran hisse senedi portföyünüzdeki dalgalanmaları hafif bir şekilde dengeleyebilir. Türk kültürü ve altın hediye etme alışkanlığını ele alırken, ülkenin enflasyonunun diğer ülkelere nazaran daha yüksek olduğunu belirtmek gerek.

Dolayısıyla gelin ve damada altın ons ve külçe hediye etmek daha mantıklıdır. Ancak geline bolca hediye edilen, işlenmiş altın bilezikler uluslararası piyasada pek talep görmezler, ve böylece finansal bir zorluğun sebep verdiği satış durumunda yüksek bir değer elde edilemez.

 

Hepinize altın gibi zamanlar dilerim.



Önder Barış Kılıç

B.Sc.VWL

MANİSA - Ahmet Bayram

Türkiye'nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı, dış satım sezonunun 4 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artarak 212 milyon 51 bin dolara yükseldi. 

Yıllık ortalama 300 bin ton rekolteyle Türkiye'nin çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin neredeyse tamamının karşılandığı Manisa'da, bu sezon ürün fiyatında ve ihracatta yaşanan pozitif gelişmeler üreticiyi de ihracatçıyı da sevindirdi.

Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre, Türkiye çekirdeksiz kuru üzümde ihracat sezonunun başladığı 1 Eylül'den 31 Aralık'a kadar 90 ülkeye 212 milyon 51 bin dolar değerinde 113 bin ton kuru üzüm ihraç etti. Bu dönemdeki ihracat, bir önceki sezonun aynı dönemine kıyasla yüzde 25 artış gösterdi.

Söz konusu dönemde en fazla üzüm ihracatı 53 milyon dolarla Birleşik Krallık'a yapıldı. Bu ülkeyi 24,5 milyon dolarla Hollanda ve 24 milyon dolarla Almanya izledi.

Manisa Ticaret Borsası Başkanı Sadık Özkasap, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üreticilerin bu yıl üzümden yana yüzünün güldüğünü, rekoltede düşüş yaşansa da fiyatların hem üreticiyi hem de ihracatçıyı memnun ettiğini söyledi.

Türkiye'nin ihraç ettiği çekirdeksiz kuru üzümün neredeyse tamamının Manisa'dan çıktığını dile getiren Özkasap, kentte her yıl ortalama 300 bin tonun üzerinde gerçekleşen üzüm rekoltesinin, geçen sene iklim etkilerinden dolayı 260 bin tonlara gerilediğini ancak üreticinin rekoltede yaşadığı kaybın, fiyatların yükselmesiyle dengelendiğini ifade etti.

Üreticinin tecrübesi ve birikiminin ürün kalitesini artırdığını anlatan Özkasap, "Üzümde fiyatlar sezon başında 7,5 ila 8 lira civarındayken, ocakta 10 liranın üzerine çıktı. İhracattaki bu başarının da en önemli sebebi ürünün kalitesi. Manisa bu bereketli topraklardaki ürünün kalitesini dünyaya kanıtlamıştır. Bizim üzümümüzün farkı ince kabuklu, dar ve uzun şekilde serçe parmağı gibi ve yoğun aromalı olması." diye konuştu.

Özkasap, yüzde 25'lik artışın da ihracatçı ile üretici arasındaki iyi ilişkilerden de kaynakladığını söyledi.

"Hedef daha fazla ambalajlı ihracat"

Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza Türker de kooperatif olarak yıllık 40 bin ton kuru üzüm işlediklerini ve 20'ye yakın ülkeye ihracat yaptıklarını söyledi.

Türkiye'nin ihraç ettiği çekirdeksiz kuru üzümün büyük bölümünün pasta, ekmek ve kek endüstrisinde kullanıldığına işaret eden Türker, şöyle konuştu:

"Ambalajlı üretime başladıktan sonra katma değerli ürünlere yöneldik. Artık çoğunlukla ambalajlı yapmaya çalışıyoruz. Ambalaj küçüldükçe katma değer artıyor. Bu üzüm dünyanın en kaliteli üzümü. Ambalajlı yaparsak üzümümüzün bir tonunu 2 bin-2 bin 500 dolara satmak mümkün. Tüm üzüm ihracatçılarımızın hepsinin uyum içinde buna yönelmesi lazım. Hedef, daha fazla ambalajlı ihracat olmalı. Biz ulusal marketlere ambalajlı ürün yapıyoruz. Kek sanayisine yönelik 12'şer kilogramlık paketler yapıyoruz."

ANKARA – Gülşen Çağatay

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKAGenel Sekreteri Mehmet Yavuz, kentin Türkiye’deki rüzgar enerjisi üretimininyaklaşık yüzde 20’sini tek başına gerçekleştirdiğini belirterek, “İzmir’e kurulan yüzlerce rüzgar türbininintoplam kurulu gücü bin 300 megavatı geçerken, kente yapılan rüzgar yatırımı 2 milyar dolar seviyesine ulaştı" dedi.

Yavuz, AA muhabirine, İzmir'de rüzgar enerjisi ekipmanları sektöründe direkt istihdam edilen kişi sayısının 4 bini geçtiğini söyledi.

İzmir’de sanayi sektöründe çalışan her 120 kişiden 1'inin rüzgar enerjisi ekipmanları üretiminde istihdam edildiğini anlatan Yavuz, "Türkiye’de rüzgar enerjisi ekipmanları üretimi, ülkenin ikinci büyük ticaret merkezi olan İzmir’de yoğunlaşmış durumda. Gelişmiş üretim olanakları, lojistik altyapısı, nitelikli işgücü ile İzmir, rüzgar enerji alanında uluslararası değer zincirlerine entegre olmuş bir merkez üssüne dönüştü." diye konuştu.

Kentte yatırım yapan firmaların limanlar sayesinde ihracatlarını da rahatlıkla gerçekleştirebildiklerini dile getiren Yavuz, "1998 yılında Türkiye’de kurulan ilk rüzgar enerjisi santraline de ev sahipliği yapan İzmir, Enercon, Siemens – Gamesa, LM Wind Power, TPI Composites gibi dünya çapında faaliyet gösteren firmalar tarafından üretim merkezi olarak belirlendi. Ayrıca Ateş Çelik, Ege Kule, Dirinler Makina, Norm Cıvata ve Tibet Makina gibi çok sayıda yerel firmalardan oluşan güçlü bir tedarik zinciri, İzmir’de oluşmuş durumda." dedi.

Enerjide en rekabetçi kentler arasında

Yavuz, Türkiye'nin 7 bin megavatı aşan rüzgar enerjisi kurulu gücünü, 2023 yılında kadar 20 bin megavata çıkarmayı hedeflediğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu hedefe yönelik uygulanan politikalarla Türkiye’de hem rüzgar enerjisi santrali hem de rüzgar enerjisi ekipmanı üretimi yatırımlarının 2019 yılında da sayısının artmasını bekliyoruz. Bu kapsamda, 2019 yılında da tedarik zincirine girmek isteyen Almanya, Danimarka ve İspanya merkezli yabancı yatırımlar yolda. Bu yatırımların Türkiye’nin rüzgar enerjisi ekipmanları üretim üssü haline gelen İzmir ve çevresine yapılmasını öngörüyoruz. İzmir, Türkiye’deki rüzgar enerjisinin başkenti konumuyla bu alandaki üretimin yaklaşık yüzde 20’sini tek başına gerçekleştiriyor. İzmir’e kurulan yüzlerce rüzgar türbininin toplam kurulu gücü bin 300 megavatı geçerken, rüzgar enerjisi sektöründe kente yapılan toplam yatırım 2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Ayrıca, İzmir doğrudan yabancı yatırımlar konusunda saygın bir yayın olan Site Selection tarafından hazırlanan Dünyanın En Rekabetçi Şehirleri Raporu’nda da enerjide Doğu Avrupa ve Orta Asya’nın en rekabetçi kentlerinden biri olarak ilan edildi."

Yavuz, İZKA’nın temiz enerji alanında ilan ettiği mali destek programları ve sektörel kümelenme çalışmalarıyla sektörü desteklediğini kaydederek, "Yerel firmalarımızın bu üretim sürecine dahil olmaları için elimizden geleni yapıyoruz." dedi.

İZKA bünyesindeki Yatırım Destek Ofisi "Invest in İzmir" aracılığıyla söz konusu yatırımların artması ve kente çekilmesi için yatırımcılara ücretsiz danışmanlık hizmeti sunuluyor.

İzmir Aliağa'ya türbin fabrikası

Bu arada rüzgar enerjisi için Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesi geçen yıl ağustos ayında yapılmış, Kalyon-Siemens-Türkerler konsorsiyumu kilovatsaat başına 3,48 dolar/cent ile en iyi teklifin sahibi olmuştu. Rüzgar YEKA kapsamında kurulacak santralde kullanılacak ekipmanlarda yüzde 65 yerlilik oranı hedeflenmiş ve fabrika kurulumu ve işletilmesinde yüzde 90 yerli, Ar-Ge'de de yüzde 80 yerli istihdam şartı getirilmişti.

İhalenin ardından şubat ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile rüzgar YEKA kullanım hakkı sözleşmesi imzalayan konsorsiyumun böylece 15 yıllık alım garanti süresi başlamıştı.

Geçen yıl ise söz konusu ihaleyi kazanan konsorsiyumda yer alan Siemens Gamesa'nın, 70 milyon avroluk rüzgar türbini fabrikasını İzmir'in Aliağa ilçesine kuracağı duyurulmuştu.

Yaklaşık 150 kişinin istihdam edileceği Aliağa Organize Sanayi Bölgesinde planlanan söz konusu fabrikanın bu yıl sonlarında tamamlanması öngörülüyor.

İSTANBUL

Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şahsuvaroğlu, "Klasik olarak sektörün en hareketli dönemi olan kasım, aralık aylarında bile önemli düşüş yaşadığımız aşikardır. Ancak ÖTV ve KDV indirimi olmasaydı eğer hem bu rakamları bile satamayacaktık hem de sektörde çok önemli bir işsizlik dönemine girilecekti. Bu indirim çok önemli bir fırsattı, tüketici de bu fırsatı değerlendirmeye devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Şahsuvaroğlu, yaptığı açıklamada, 2018 yılında Türkiye otomotiv toplam pazarının 620 bin 937 olarak gerçekleştiğini belirterek, bir önceki yıla oranla yüzde 35’lik bir daralmanın yaşandığını kaydetti.

2018’e bakıldığında yılın ikinci yarısında işlerin neredeyse durma eğiliminde olduğunu hatırlatan Şahsuvaroğlu, şunları kaydetti:

"Otomotiv sektörüne yapılan ÖTV ve KDV indirimiyle birlikte yüzde 78’lere varan daralma ardından son iki ayda az da olsa toparlanma sürecine girildi. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından verilen bu çok önemli destekle 2019 yılının ocak, şubat, mart aylarında da otomotiv pazarının daralma süreci yavaşlatılmış olacaktır. Klasik olarak sektörün en hareketli dönemi olan kasım, aralık aylarında bile önemli düşüş yaşadığımız aşikardır. Ancak ÖTV ve KDV indirimi olmasaydı eğer hem bu rakamları bile satamayacaktık hem de sektörde çok önemli bir işsizlik dönemine girilecekti. Bu indirim çok önemli bir fırsattı, tüketici de bu fırsatı değerlendirmeye devam edecektir.

Kasım ayı başında gelen ÖTV ve KDV indiriminin devam etmesi sektörün durmasının önüne geçmiştir. Bu düzenleme ile tüm otomotiv sektörü adeta uçurumun kenarından dönmüştür. 2018 yılının ikinci yarısında başlayan büyük daralma yüzde 78’lere varınca vergisel önlemler alınmadan serbest düşüşü yavaşlatmak mümkün olamayacaktı. Devlet tarafından yapılan ve paraşüt görevi gören ÖTV ve KDV indirimi sayesinde sektör nefes almış, dolayısıyla düşüş hızı da yavaşlatılmış oldu. O yüzden çok kıymetlidir."

Şahsuvaroğlu, düzenlemenin 3 ay daha sürecek olmasının tüketiciler lehine olumlu havanın devam etmesi anlamına geldiğini aktararak, "Bu durum yeni araç almak isteyenler için de önemli bir teşvik olacaktır. Buna bir de markaların düzenlediği kampanyalar eklenince avantajlar katlanacaktır. Bu desteklerin tümü için Hazine ve Maliye Bakanımız ve değerli ekibine çok teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

"Bankacılık sektörü tüketicinin yanında olsa satışlar artar"

Şahsuvaroğlu, bunun yanında kredi faiz oranlarının da düşme eğilimine girdiğini ama henüz tüketiciyi hareketlendirecek bir seviyede olmadığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu dönemde eğer bankacılık sektörü faiz oranlarında ve kredi taleplerini onaylama iştahında bir miktar daha tüketicinin yanında olsa bu satış rakamları daha da yukarı gider. Otomotiv sektörünün eski seviyesine gelmesi zaman alacaktır, bir müddet daha bu düşük satış rakamları ile yaşayacağımızı görüyoruz ancak hepimizin umudu bu yıl ortasından itibaren faizlerin düşmesi ve 2020 yılında 600-700 binli rakamların yeniden konuşulmasıdır. Faiz oranı bugün yüzde 2,30-2,50 bandında. Tüketicinin soru işaretiyle baktığı bir faiz oranıdır bu. Faiz oranlarının da mantıklı bir yere gelmesi halinde sektörün bir miktar daha önünün açılacağını öngörüyoruz. İşin hareketleneceği kritik oran aylık yüzde 1’in altında faiz oranlarının uygulamaya başlamasıdır. Bu orana ulaşmak için hem devletimizin ilgili kurumlarından hem de bankacı dostlarımızdan özveri beklemekteyiz."

Türkiye’de toplam araç 22,8 milyon olduğunu, toplamda 6 milyonunun da 16 yaş üstünde bulunduğunu ifade eden Şahsuvaroğlu, "Bu araçlar artık ekonomik ömürlerini tamamlamış, eski teknolojili ve çok yakıt tüketen araçlar. 2018 yılında başlayan ÖTV indirimleri ile öncesinde başlayan hurda uygulamasında matrahların ve rakamların düzenlenerek devam ettiği sürece 2019’da da otomotiv toplam pazarının 500-600 bin bandı seviyelerinde olacağına inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Şahsuvaroğlu, Türkiye'nin dört bir yanında yapılanmış, 80 bin personel istihdam eden ve aynı çatı altında müşterilerine tüm hizmetleri sunmaya gayret eden çok değerli meslektaşlarını bu rakamların altında aynı kalitede hizmetlerini devam ettirmeye çalışmalarından dolayı tebriklerini ileterek, fiyatlardaki yükselişler, müşteri memnuniyeti oluşturma, bankaların kendilerine yaşattığı müthiş stresse rağmen yetkili satıcıların ayakta durmalarının gerçekten büyük fedakarlık olduğunu belirtti.

Sektörün sermayesi, yapısı, fiziki şartları, yetişmiş insan gücü ile Türkiye’nin bütçesine sonuna kadar destek olduğunu vurgulayan Şahsuvaroğlu şöyle devam etti:

"İhracatımız bugün 168 milyar dolara ulaşmış otomotiv sektörü ise tek başına 32 milyar dolar ile birinci ihracatçı sektör olmuş durumda. Sektörde çarkların yavaşlaması bile genel ekonomi üzerinde çok büyük tesir edebilecek konumda. Bu fabrikaların çalışmasında çok önemli olan unsur ise iç pazarın kuvvetli olmasıdır. Bugün 1 milyon üzerinde araç satılması demek vergi, yatırım, kazanç anlamında sürdürülebilir bir üretim demektir. Aslında en önemli şey pazarın yükselmesiyle yatırıma davetiye çıkarmak. Yatırımların gelmesi için faiz oranının makul olması, vergi sisteminin adil ve uzun yıllar boyunca sabit kalması, iç pazarın da milyonlu adetlerin üzerinde olması lazım ki yeni yatırımlar çekebilelim.

Mevcut fabrikalarımız markalarından yeni modeller, yeni teknolojiler getiriyorlar ve böylece fabrikalarımızın kapasite kulanım oranları artıyor. Ancak yeni fabrika yatırımı ne yazık ki 20 senedir ülkemizde yapılmıyor, oysa hem devletimiz çok büyük teşvikler veriyor hem de buradaki iş gücü kalitesi dünya standartlarında. Bu bağlamda devletimiz ile beraber sektör temsilcilerinin ortaklaşa bir çalışma yaparak 20-30 yıllık yol haritamızı iyi çizmemiz lazım. O zaman küresel oyuncuları yatırım yapmaları için ülkemize daha kolay çekebiliriz diye düşünüyorum. Ülkemiz jeopolitik ve jeostratejik konumu açısından çok doğru bir yatırım yeridir, iç pazarı büyüyen, vergi sistemi düzeltilmiş ve müthiş iş gücü ile yatırımcı markaların ilgi noktası olacaktır."

Muhabir: Elif Ferhan Yeşilyurt

Ankara

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, mart ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 18,70, yurt içi üretici fiyatları yüzde 31,17 arttı. Geçen yılın aralık ayına göre de tüketici fiyatları yüzde 2,27, yurt içi üretici fiyatları yüzde 2,14 yükseldi. 

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta şubat ayına göre yüzde 1,03, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,71artış kaydetti. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) de şubata göre yüzde 1,58, Mart 2018'e kıyasla da yüzde 29,64 arttı.

Beklentiler

AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistlerin mart ayı enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 0,79 olmuştu. Ankete katılan ekonomistlerin mart ayı için enflasyon beklentileri en düşük yüzde eksi 0,11, en yüksek yüzde 1,2 aralığında yer almıştı.

Ekonomistlerin yıl sonu enflasyon beklentisinin ortalaması ise yüzde 15,7 olarak belirlenmişti. Ekonomistlerin mart ayı enflasyon beklentilerinin ortalamasına (yüzde 0,79) göre, bir önceki ay yüzde 19,67 olan yıllık enflasyonun yüzde 19,43'e düşeceği hesaplanmıştı.

En yüksek artış sağlık grubunda

TÜFE, martta bir önceki aya göre yüzde 1,03, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 2,27, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,71 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 18,70 artış gösterdi.

Ana harcama grupları itibarıyla martta, aylık bazda en yüksek artış yüzde yüzde 3,48 ile sağlık grubunda görülürken, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 2,44, eğitimde yüzde 1,45, ulaştırmada yüzde 0,75 ve lokanta ve otellerde yüzde 0,67 artış kaydedildi.

Martta ana harcama grupları itibarıyla endekste düşüş gösteren tek grup yüzde 0,29 ile haberleşme oldu.

Yıllık değişimler

TÜFE'de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 29,77 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleşti. Bunu yüzde 27,94 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 26,98 ile ev eşyası, yüzde 20,08 ile eğlence ve kültür, yüzde 19,72 ile sağlık izledi.

Geçen ay endekste kapsanan 418 maddeden 33'ünün ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 270'nin ortalama fiyatlarında artış, 115 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Yİ-ÜFE martta bir önceki aya göre yüzde 1,58, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 2,14, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,64 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 31,17 yükseldi.

Sanayideki 4 sektörün bir önceki aya göre değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 0,91, imalat sanayi sektöründe yüzde 1,59, elektrik, gaz üretim ve dağıtımı sektöründe yüzde 1,98 ve su temini sektöründe yüzde 0,20 artış olarak gerçekleşti. 

Geçen ay bir önceki aya göre yüzde 14,05 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, yüzde 7,73 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 3,28 ile ham petrol ve doğal gaz en fazla artışın gerçekleştiği sektörler oldu.

Buna karşılık, kömür ve linyit yüzde 5,46, giyim eşyası yüzde 1,32, kağıt ve kağıt ürünleri yüzde 0,92 ile bir önceki aya göre endekslerin en fazla azaldığı alt sektörler olarak kayıtlara geçti. 

Ana sanayi gruplarında martta aylık ve yıllık en fazla artış enerjide görüldü.

En düşük fiyat artışı Ankara'da

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, martta yıllık bazda fiyatlar ülke genelinde yüzde 19,71 artış kaydetti.

İstatistiki Bölge Birim Sınıflaması (İBBS) 2. düzeyde bulunan 26 bölge içinde, aylık bazda en yüksek artış yüzde 1,57 ile "Şanlıurfa, Diyarbakır", 12 aylık ortalamalara göre en yüksek artış ise yüzde 21 ile ''Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye" bölgesinde gerçekleşti. 

Yıllık bazda en yüksek artış yüzde 25,28 ile "Şanlıurfa, Diyarbakır" bölgesinde gözlenirken, bunu yüzde 23,59 ile "Van, Muş, Bitlis, Hakkari" izledi.

En düşük fiyat artışı ise yüzde 15,77 ile "Ankara" bölgesinde gerçekleşti.

Montenegro

Batı Balkanlar'ın nüfus bakımında en küçük ülkesi konumundaki Karadağ'da son dönemde Türk yatırımları ciddi oranda artış kaydetti.

Adriyatik Denizi kıyısındaki 620 bin nüfuslu ülkede turizmden sanayiye inşaattan hizmet sektörüne kadar birçok alanda yatırımları bulunan Türk şirketleri, Karadağ'ın istihdam ve kalkınmasına önemli katkı sağlıyor.

Hem siyasi açıdan istikrarlı hem de iki yıl önce NATO'ya üye olarak güvenilir bir imaja sahip olan ülke, yatırımcılar için cazip bir bölge konumunda.

AA muhabirine açıklamada bulunan Karadağ Türk İş Adamları ve Yatırımcılar Derneği Başkanı Ertaç Güngör, son dönemde artış kaydeden Türk yatırımlarına dikkati çekti.

Türk iş adamlarının Karadağ'a ilgisinin günden güne arttığına vurgu yapan Güngör, "İki yıl önce Karadağ'da yaklaşık 250 Türk firması vardı. Günümüzde ise bu sayı 2 binden fazla." dedi.

NATO'ya üyelik önemli bir etken oldu

Karadağ'ın 2017'de NATO'ya üye olmasının güvenlik açısından büyük öneme sahip olduğunu dile getiren Güngör, NATO'ya üye olarak güvenli bir ülke konumuna gelen Karadağ'ın yatırımcılar için de cazip hale geldiğini kaydetti.

Güngör, Karadağ'daki Türk iş adamlarının özellikle turizm ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösterdiğini belirterek, Türk şirketlerinin ülkedeki fabrika sayısını da artırarak işsizliğin azalmasına katkı sunduğunu ifade etti.

Karadağ'a yatırım yapmayı planlayan iş adamlarına pazar araştırması yapmaları tavsiyesinde bulunan Güngör, Karadağ'daki Türk yatırımlarının artmaya devam edeceğini de dile getirdi.

Tosçelik ve Global Port'a LC Waikiki ile Doğtaş eklendi

Karadağ'daki Türk yatırımlarının başında Niksic şehrinde uzun zamandır faaliyet gösteren Tosçelik firması geliyor. Eski Yugoslavya'nın en önemli çelik fabrikası olan Zeljezara Niksic'i 2013 yılında satın alarak Tosçelik Niksic olarak değiştiren Tosyalı Holding, kısa sürede üretimi önemli ölçüde artırdı.

Adriyatik kıyısındaki Bar şehrinde bulunan limanın hisselerinin büyük çoğunluğunu satın alan Global Liman İşletmeleri de ülkedeki bir diğer büyük Türk yatırımı olarak dikkati çekiyor.

Yakın dönemde Karadağ'da ilk mağazasını açan Türk tekstil firması LC Waikiki ile mobilya sektörünün önemli markalarından Doğtaş da bu ülkedeki Türk yatırımları arasında yer aldı.

Ankara/İstanbul

Ticaret Bakanı Ruhsar PekcanGenel Ticaret Sistemi (GTS) verilerine göre şubat ayında ihracatın yüzde 3,7 artışla 14 milyar 312 milyon dolara ulaştığını, bunun Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatı olduğunu bildirdi. 

Pekcan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ve TİM Kadın Meclisi üyelerinin de katıldığı basın toplantısında şubat ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. 

Konuşmasına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlayarak başlayan Pekcan, kadın ve genç girişimcilere verdikleri önemin bir kanıtı olarak bakanlık bünyesinde "Kadın ve Genç Girişimciler İhracat Dairesi"ni kurduklarını söyledi.

Pekcan, kadın ve gençlerin küresel pazarlarda daha aktif yer almasını beklediklerini ifade ederek, "Kadınlarımızın ihracata açılmasının tam zamanı. Ben bu konuda çok büyük başarılara imza atacaklarına inanıyorum." dedi.

Dış ticaretin geliştiği dönemlerin küresel entegrasyonun arttığı, gerilediği dönemlerin ise küresel entegrasyonun azaldığı dönemler olduğuna işaret eden Pekcan, günümüzde küresel entegrasyonun zayıflaması manasında "slowbalization" tanımının sıklıkla kullanılır olduğunu vurguladı. 

Pekcan, küreselleşmenin güçlenmeye başladığı 1990'lı yıllarının başında küresel ticaretin küresel ekonomiye oranının yüzde 39 seviyesinde bulunduğunu, 2008 yılında bu oranın yüzde 61'e yükseldiğini ancak geçen yıl bu oranın yüzde 58'e gerilediğini aktardı.

Bu küresel gerilemede, güçlenen korumacılık akımları, yavaşlayan Avrupa ekonomisi ve Brexit belirsizliğinin çok önemli rol oynadığına dikkati çeken Pekcan, IMF'nin ocak ayı raporunda küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 3,5'e düşürdüğünü hatırlattı. 

Pekcan, küresel ticaretin nabzını tutan konteyner taşımacılığı endekslerinin de düşüşte olduğunu ifade ederek, geçen yıl itibarıyla doğrudan yatırımlarda yıllık bazda yüzde 20 düşüş beklendiğini bildirdi.

"Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatı"

Şubat ayı ihracat rakamlarını açıklayan Pekcan, şu bilgileri verdi: 

"Dünya ekonomisi frene basmış olsa da bu ayın 2. haftasında yayınlandığında, dış ticaret verilerimizin milli gelirimize oranında zirveyi yakalayacağımızı öngörüyoruz. Dünya ticareti hız kesiyor ve bu rakamlara da yansıyor. Bu zor döneme rağmen Türkiye olarak ihracatımızın arttığına özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünyanın başlıca ekonomileri tarafından istatistiki olarak tercih edilen, serbest bölgelerimizin ve antrepolarımızın ticaretini de yansıtan Genel Ticaret Sistemi verilerine göre şubat ayında ihracatımız yüzde 3,7 artışla 14 milyar 312 milyon dolar, daha önce kullandığımız Özel Ticaret Sistemi'ne göre de yüzde 3,5 artışla 13 milyar 603 milyon dolar oldu. Küresel ticarette yaşanan tüm sorunlarına rağmen Türkiye tarihinin en yüksek şubat ayı ihracatını açıklamış bulunuyoruz. "Şubat ayında ithalatımız yüzde 18,7 azalışla 16 milyar 161 milyon dolar olarak gerçekleşti" 

Bakan Pekcan, böylece yılın ilk 2 ayında ihracatın yüzde 5 artarken, ithalatın yüzde 23,1 azaldığını söyledi. 

Bu yılın en önemli göstergesinin, ihracatın ithalatı karşılama oranı olduğunu vurgulayan Pekcan, "Şubat 2018'de ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 69,4 iken öngördüğümüz şekilde bu yıl şubat ayında yüzde 88,6'ya yükselmiştir. 2018 yılının ilk 2 ayındaki yüzde 63,9 olan karşılama oranı bu yılın ilk 2 ayında yüzde 87,3'e yükselmiştir. İhracatımızın ithalatı karşılama oranındaki artışın önümüzdeki aylarda da devam etmesini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

En fazla ihracat otomotiv endüstrisinden

Otomotiv endüstrisi, şubat ayında 2 milyar 547 milyon 753 bin dolarla en fazla ihracat gerçekleştirilen sektör oldu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, otomotiv endüstrisi geçen ay 2 milyar 547 milyon 753 bin dolarlık ihracat imza attı. Otomotiv endüstrisi böylece şubatta en fazla ihracat gerçekleştirilen sektör oldu. 

Otomotiv endüstrisini 1 milyar 635 milyon 174 bin dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 1 milyar 419 milyon 152 bin dolarla hazır giyim ve konfeksiyon takip etti. 

Şubatta en fazla ihracat artışı yüzde 35,4 ile gemi ve yat sektöründe gerçekleşti. 

Türkiye'nin toplam ihracatının geçen ay yüzde 81,3'ünü gerçekleştiren sanayi grubunda 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 3,5'lik artışla 11 milyar 65 milyon 59 bin dolarlık ihracat yapıldı. 

Söz konusu dönemde toplam ihracatın yüzde 13,7'sini oluşturan tarım grubunda yüzde 1,4 artışla 1 milyar 861 milyon 865 bin dolarlık, toplam ihracattan yüzde 2,2 pay alan madencilik grubunda ise yüzde 11,9 gerilemeyle 294 milyon 313 bin dolarlık ihracat gerçekleşti. 

En fazla ihracat Almanya'ya yapıldı

Ülke verilerine bakıldığında en çok ihracat gerçekleştirilen ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, İspanya ve ABD oldu. Ülkelere göre ihracatta dikkati çeken artışlara bakıldığında ise Malta'ya ihracatın 18 katına, Nijer'e ve Gabon'a 3 katına çıktığı görülüyor. 

Şubatta en çok ihracat gerçekleştiren ilk 5 il, sırasıyla İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir ve Ankara olarak gerçekleşti

İstanbul

Beşiktaş Kulübünün borcunun 2 milyar 314 milyon 695 bin 709 lira olduğu açıklandı.

Siyah-beyazlı kulübün Vodafone Park'ta gerçekleştirilen 2019 yılı birinci olağan divan kurulu toplantısında sunum yapan denetim kurulu üyesi Suat Anıl, kulüp ve bağlı ortaklarının toplam borcunun 2 milyar 314 milyon 695 bin 709 lira olduğu bildirdi.

Suat Anıl, borcun 1 milyar 666 milyon 651 bin 222 lirasının Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ'ye, 648 milyon 44 bin 487 liralık kısmının ise derneğe ait olduğunu belirtti.

Anıl, hazırladıkları raporda kulüp derneği için 31 Aralık 2018, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ için de 30 Kasım 2018 tarihlerini baz aldıklarını kaydetti.

Suat Anıl, siyah-beyazlı kulübün toplam alacaklarının ise 234 milyon 899 bin 833 lira olduğunu aktardı.

ANKARA - Erdal Çelikel

Türkiye'nin atkı, bere, kaban, kazak gibi ürünlerden oluşan kışlık giysi ihracatı, geçen yılın ocak-kasım döneminde 470 milyon dolara yaklaştı.

AA muhabirinin, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlediği bilgilere göre, kışlık giysi ihracatında ilk sırayı 264,5 milyon dolarla kazak ve süveter aldı.

Bu ürün grubunu yaklaşık 148 milyon dolarla kaban ve mont, 35,1 milyon dolarla atkı, şal ve eşarp, 18,3 milyon dolarla bere, bone ve takkeler, 4 milyon dolarla da eldiven izledi.

Böylece anılan ürünlerin geçen yılın 11 ayındaki toplam ihracat tutarı yaklaşık 470 milyon dolar oldu.

Kazak ve süveter satışı başta olmak üzere ihracatta ön plana çıkan ülkeler ise Almanya, İspanya, İngiltere, İtalya, Kırgızistan olarak sıralandı.

Her bütçeye uygun fiyatlar

İhracata yönelik ürünlerin yanı sıra iç pazarda da her bütçeye uygun fiyatlarla ürün bulmak mümkün.

Tüketicinin beğenisine sunulan değişik kalite ve markalarda ürünlerden bereler 9-725 lira, eldivenler 7-985 lira, atkılar 10-545 lira, kazaklar 10-3 bin 690 lira, botlar da 30-6 bin 877 liradan satılıyor.

Merdiven altı imalat uyarısı

İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları (İHKİB) Birliği Başkanı Mustafa Gültepe, AA muhabirine, iç piyasada genel anlamda bir durgunluk yaşandığını, firmaların yılbaşı dolayısıyla birçok üründe indirim kampanyaları düzenlediğini söyledi.

İç pazardaki satışların düşüş eğiliminde olmasına karşın sektörün geçen yıl tutar bazında ihracatını bir önceki yıla göre yüzde 3,6 artırarak 17,6 milyar dolara ulaştırdığını belirten Gültepe, miktar bazında artışın da yüzde 7 olarak gerçekleştiğini bildirdi. Gültepe, "2019'da sektör ihracatını 18,5 milyar dolara taşırsak bizim için başarıdır." dedi.

Tüketicinin kışlık giysi tercihlerini değerlendiren Gültepe, "Yünlü ve pamuklu kıyafetlere ilgi var. Mont, kazak, kaz tüylü ve normal kabanlarla spor amaçlı termal ürünler de tercih ediliyor." diye konuştu.

Gültepe, iç piyasada her bütçeye uygun ürün bulmanın mümkün olduğunu vurgulayarak, vatandaşların alışveriş yaparken özellikle çocuk grubunda standartlara uygun olmayan, merdiven altı ürünlerden uzak durmaları gerektiğini kaydetti.

Herkesin er geç ilgilenmesi gereken bir konudur altın. Özellikle de kişinin kendisinin, bir akrabasının veya tanıdığının düğün tarihi yaklaşmış ise. Türk düğünlerinde, evlenen çifte, gelecekleri için güzel bir başlangıç sağlayabilmek adına, para veya altın hediye edilir. Fakat altın itibar edildiği kadar değerli midir? Altına yatırım yapmak mantıklı mıdır? Bu yazımızda bu sorulara cevap vermeye çalışacağız.

 

Altın nedir?

Altın ham maddesi periyodik sistemde “Au” sembolu ile adlandırılmış olan bir metaldir. Altının parlak sarı rengi ve doğada saf halde bulunabilmesi sayesinde eski çağlarda keşfedilmiştir ve işlenmesi kolaydır.

Bu nedenle, insanlar tarafından işlenen ilk metallerden biri olarak kabul edilir. En eski altın eserler MÖ 4600 ile 4300 tarihleri arasından kalmadır. Altın yüzyıllardır ritüel nesneler ve takıların yanı sıra ödeme aracı olarak da kullanılmıştır.

Altın ne kadar değerlidir?

Değer, talep ile arza bağlı olarak oluşur. Günümüzde toplam altın rezervi dünya çapında 190.000 tondan biraz daha fazladır. Dünyanın en büyük altın rezervleri şu anda ABD’de, Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da, Çin’de ve Rusya’da bulunmaktadır. Geçmişte uygulanan „altın para standart sistemi“ bir ülkenin, bastığı paranın karşılığında altın rezervi bulundurmasıdır. Altın rezervlerinin günümüzde bulundurulmasının nedenleri ise, ülkenin kriz zamanlarında ödeme gücüne sahip olduğunu sergilemek ve döviz kurunda meydana gelen değişimlerde ortaya çıkan riskten kaçınmak yani risk tazminatına sahip olmaktır. Piyasada altının değeri dolar üzerinden hesaplandığından dolayı, dolar endeksindeki yükselme altın fiyatında gerileyiş anlamına geliyor. Bu nedenle yatırımcılar altın satışını dolar üzerinden gerçekleşleştirmekte, ancak sonrasında geçerli döviz kuru ile Euro‘ya çevirmektedirler. Altın; mücevherat sektörü, endüstriyel kullanım ve yatırım aracı olarak talep gören bir madendir. Arzı ise madenden çıkarılan altın, geri dönüşüm olarak kullanılan hurda altın işlemleri ve merkez bankalarının altın satışlarından oluşmaktadır. Değerli taş ve madenlerin fiyatlarının hesaplanması ons birim fiyatı ile hesaplanır. Dünya standartlarında 1 ons altın 31,1034768 gramdır. Bir ons altının şu anki değeri yaklaşık 1.290$, yani yaklaşık 1.130€'dur.

 

En büyük altın rezervlerinin, ekonomisi en güçlü ülkelerin elinde olması gerçeği, altına olan talebin ne kadar yüksek olduğunu ve uzun vadede de bir değişiklik göstermeyeceğini ifade etmektedir.



Altına yatırım yapmak ne kadar mantıklıdır?

Tüm alanlarda birçok yatırım fırsatı vardır. Risk tercihlerine göre yatırımcılar riskten kaçınan (risk avers) ve riski sevenler (risk seeking) olarak kategorize edilebilirler. Altın, krizden korunma amaçlı kullanıldığı için riskten kaçınma kategorisinde sınıflandırılmaktadır. Muhtemelen asla tamamen değerini kaybetmeyecektir.

Olası bir döviz krizinden çekinenler, altına yatırım yapmayı düşünebilirler. Buna karşılık altın, dünya çapında birçok şirketin borsa hisselerinden de fazla dalgalanıyor ve uzun vadede bu kazancın yarısını dahi sağlayamıyor.

Altın fiyatı genellikle hisse senedi fiyatlarının zıt yönünde hareket eder. Olası finansal bir krize karşı yatırım yapmak istiyorsanız, altını tercih edebilirsiniz. Birikiminizin % 10'undan fazlasını altına yatırmamalısınız. Bu oran hisse senedi portföyünüzdeki dalgalanmaları hafif bir şekilde dengeleyebilir. Türk kültürü ve altın hediye etme alışkanlığını ele alırken, ülkenin enflasyonunun diğer ülkelere nazaran daha yüksek olduğunu belirtmek gerek.

Dolayısıyla gelin ve damada altın ons ve külçe hediye etmek daha mantıklıdır. Ancak geline bolca hediye edilen, işlenmiş altın bilezikler uluslararası piyasada pek talep görmezler, ve böylece finansal bir zorluğun sebep verdiği satış durumunda yüksek bir değer elde edilemez.

 

Hepinize altın gibi zamanlar dilerim.



Önder Barış Kılıç

B.Sc.VWL

MANİSA - Ahmet Bayram

Türkiye'nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı, dış satım sezonunun 4 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artarak 212 milyon 51 bin dolara yükseldi. 

Yıllık ortalama 300 bin ton rekolteyle Türkiye'nin çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin neredeyse tamamının karşılandığı Manisa'da, bu sezon ürün fiyatında ve ihracatta yaşanan pozitif gelişmeler üreticiyi de ihracatçıyı da sevindirdi.

Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre, Türkiye çekirdeksiz kuru üzümde ihracat sezonunun başladığı 1 Eylül'den 31 Aralık'a kadar 90 ülkeye 212 milyon 51 bin dolar değerinde 113 bin ton kuru üzüm ihraç etti. Bu dönemdeki ihracat, bir önceki sezonun aynı dönemine kıyasla yüzde 25 artış gösterdi.

Söz konusu dönemde en fazla üzüm ihracatı 53 milyon dolarla Birleşik Krallık'a yapıldı. Bu ülkeyi 24,5 milyon dolarla Hollanda ve 24 milyon dolarla Almanya izledi.

Manisa Ticaret Borsası Başkanı Sadık Özkasap, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üreticilerin bu yıl üzümden yana yüzünün güldüğünü, rekoltede düşüş yaşansa da fiyatların hem üreticiyi hem de ihracatçıyı memnun ettiğini söyledi.

Türkiye'nin ihraç ettiği çekirdeksiz kuru üzümün neredeyse tamamının Manisa'dan çıktığını dile getiren Özkasap, kentte her yıl ortalama 300 bin tonun üzerinde gerçekleşen üzüm rekoltesinin, geçen sene iklim etkilerinden dolayı 260 bin tonlara gerilediğini ancak üreticinin rekoltede yaşadığı kaybın, fiyatların yükselmesiyle dengelendiğini ifade etti.

Üreticinin tecrübesi ve birikiminin ürün kalitesini artırdığını anlatan Özkasap, "Üzümde fiyatlar sezon başında 7,5 ila 8 lira civarındayken, ocakta 10 liranın üzerine çıktı. İhracattaki bu başarının da en önemli sebebi ürünün kalitesi. Manisa bu bereketli topraklardaki ürünün kalitesini dünyaya kanıtlamıştır. Bizim üzümümüzün farkı ince kabuklu, dar ve uzun şekilde serçe parmağı gibi ve yoğun aromalı olması." diye konuştu.

Özkasap, yüzde 25'lik artışın da ihracatçı ile üretici arasındaki iyi ilişkilerden de kaynakladığını söyledi.

"Hedef daha fazla ambalajlı ihracat"

Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza Türker de kooperatif olarak yıllık 40 bin ton kuru üzüm işlediklerini ve 20'ye yakın ülkeye ihracat yaptıklarını söyledi.

Türkiye'nin ihraç ettiği çekirdeksiz kuru üzümün büyük bölümünün pasta, ekmek ve kek endüstrisinde kullanıldığına işaret eden Türker, şöyle konuştu:

"Ambalajlı üretime başladıktan sonra katma değerli ürünlere yöneldik. Artık çoğunlukla ambalajlı yapmaya çalışıyoruz. Ambalaj küçüldükçe katma değer artıyor. Bu üzüm dünyanın en kaliteli üzümü. Ambalajlı yaparsak üzümümüzün bir tonunu 2 bin-2 bin 500 dolara satmak mümkün. Tüm üzüm ihracatçılarımızın hepsinin uyum içinde buna yönelmesi lazım. Hedef, daha fazla ambalajlı ihracat olmalı. Biz ulusal marketlere ambalajlı ürün yapıyoruz. Kek sanayisine yönelik 12'şer kilogramlık paketler yapıyoruz."

ANKARA – Gülşen Çağatay

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKAGenel Sekreteri Mehmet Yavuz, kentin Türkiye’deki rüzgar enerjisi üretimininyaklaşık yüzde 20’sini tek başına gerçekleştirdiğini belirterek, “İzmir’e kurulan yüzlerce rüzgar türbininintoplam kurulu gücü bin 300 megavatı geçerken, kente yapılan rüzgar yatırımı 2 milyar dolar seviyesine ulaştı" dedi.

Yavuz, AA muhabirine, İzmir'de rüzgar enerjisi ekipmanları sektöründe direkt istihdam edilen kişi sayısının 4 bini geçtiğini söyledi.

İzmir’de sanayi sektöründe çalışan her 120 kişiden 1'inin rüzgar enerjisi ekipmanları üretiminde istihdam edildiğini anlatan Yavuz, "Türkiye’de rüzgar enerjisi ekipmanları üretimi, ülkenin ikinci büyük ticaret merkezi olan İzmir’de yoğunlaşmış durumda. Gelişmiş üretim olanakları, lojistik altyapısı, nitelikli işgücü ile İzmir, rüzgar enerji alanında uluslararası değer zincirlerine entegre olmuş bir merkez üssüne dönüştü." diye konuştu.

Kentte yatırım yapan firmaların limanlar sayesinde ihracatlarını da rahatlıkla gerçekleştirebildiklerini dile getiren Yavuz, "1998 yılında Türkiye’de kurulan ilk rüzgar enerjisi santraline de ev sahipliği yapan İzmir, Enercon, Siemens – Gamesa, LM Wind Power, TPI Composites gibi dünya çapında faaliyet gösteren firmalar tarafından üretim merkezi olarak belirlendi. Ayrıca Ateş Çelik, Ege Kule, Dirinler Makina, Norm Cıvata ve Tibet Makina gibi çok sayıda yerel firmalardan oluşan güçlü bir tedarik zinciri, İzmir’de oluşmuş durumda." dedi.

Enerjide en rekabetçi kentler arasında

Yavuz, Türkiye'nin 7 bin megavatı aşan rüzgar enerjisi kurulu gücünü, 2023 yılında kadar 20 bin megavata çıkarmayı hedeflediğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu hedefe yönelik uygulanan politikalarla Türkiye’de hem rüzgar enerjisi santrali hem de rüzgar enerjisi ekipmanı üretimi yatırımlarının 2019 yılında da sayısının artmasını bekliyoruz. Bu kapsamda, 2019 yılında da tedarik zincirine girmek isteyen Almanya, Danimarka ve İspanya merkezli yabancı yatırımlar yolda. Bu yatırımların Türkiye’nin rüzgar enerjisi ekipmanları üretim üssü haline gelen İzmir ve çevresine yapılmasını öngörüyoruz. İzmir, Türkiye’deki rüzgar enerjisinin başkenti konumuyla bu alandaki üretimin yaklaşık yüzde 20’sini tek başına gerçekleştiriyor. İzmir’e kurulan yüzlerce rüzgar türbininin toplam kurulu gücü bin 300 megavatı geçerken, rüzgar enerjisi sektöründe kente yapılan toplam yatırım 2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Ayrıca, İzmir doğrudan yabancı yatırımlar konusunda saygın bir yayın olan Site Selection tarafından hazırlanan Dünyanın En Rekabetçi Şehirleri Raporu’nda da enerjide Doğu Avrupa ve Orta Asya’nın en rekabetçi kentlerinden biri olarak ilan edildi."

Yavuz, İZKA’nın temiz enerji alanında ilan ettiği mali destek programları ve sektörel kümelenme çalışmalarıyla sektörü desteklediğini kaydederek, "Yerel firmalarımızın bu üretim sürecine dahil olmaları için elimizden geleni yapıyoruz." dedi.

İZKA bünyesindeki Yatırım Destek Ofisi "Invest in İzmir" aracılığıyla söz konusu yatırımların artması ve kente çekilmesi için yatırımcılara ücretsiz danışmanlık hizmeti sunuluyor.

İzmir Aliağa'ya türbin fabrikası

Bu arada rüzgar enerjisi için Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesi geçen yıl ağustos ayında yapılmış, Kalyon-Siemens-Türkerler konsorsiyumu kilovatsaat başına 3,48 dolar/cent ile en iyi teklifin sahibi olmuştu. Rüzgar YEKA kapsamında kurulacak santralde kullanılacak ekipmanlarda yüzde 65 yerlilik oranı hedeflenmiş ve fabrika kurulumu ve işletilmesinde yüzde 90 yerli, Ar-Ge'de de yüzde 80 yerli istihdam şartı getirilmişti.

İhalenin ardından şubat ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile rüzgar YEKA kullanım hakkı sözleşmesi imzalayan konsorsiyumun böylece 15 yıllık alım garanti süresi başlamıştı.

Geçen yıl ise söz konusu ihaleyi kazanan konsorsiyumda yer alan Siemens Gamesa'nın, 70 milyon avroluk rüzgar türbini fabrikasını İzmir'in Aliağa ilçesine kuracağı duyurulmuştu.

Yaklaşık 150 kişinin istihdam edileceği Aliağa Organize Sanayi Bölgesinde planlanan söz konusu fabrikanın bu yıl sonlarında tamamlanması öngörülüyor.

İSTANBUL

Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şahsuvaroğlu, "Klasik olarak sektörün en hareketli dönemi olan kasım, aralık aylarında bile önemli düşüş yaşadığımız aşikardır. Ancak ÖTV ve KDV indirimi olmasaydı eğer hem bu rakamları bile satamayacaktık hem de sektörde çok önemli bir işsizlik dönemine girilecekti. Bu indirim çok önemli bir fırsattı, tüketici de bu fırsatı değerlendirmeye devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Şahsuvaroğlu, yaptığı açıklamada, 2018 yılında Türkiye otomotiv toplam pazarının 620 bin 937 olarak gerçekleştiğini belirterek, bir önceki yıla oranla yüzde 35’lik bir daralmanın yaşandığını kaydetti.

2018’e bakıldığında yılın ikinci yarısında işlerin neredeyse durma eğiliminde olduğunu hatırlatan Şahsuvaroğlu, şunları kaydetti:

"Otomotiv sektörüne yapılan ÖTV ve KDV indirimiyle birlikte yüzde 78’lere varan daralma ardından son iki ayda az da olsa toparlanma sürecine girildi. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından verilen bu çok önemli destekle 2019 yılının ocak, şubat, mart aylarında da otomotiv pazarının daralma süreci yavaşlatılmış olacaktır. Klasik olarak sektörün en hareketli dönemi olan kasım, aralık aylarında bile önemli düşüş yaşadığımız aşikardır. Ancak ÖTV ve KDV indirimi olmasaydı eğer hem bu rakamları bile satamayacaktık hem de sektörde çok önemli bir işsizlik dönemine girilecekti. Bu indirim çok önemli bir fırsattı, tüketici de bu fırsatı değerlendirmeye devam edecektir.

Kasım ayı başında gelen ÖTV ve KDV indiriminin devam etmesi sektörün durmasının önüne geçmiştir. Bu düzenleme ile tüm otomotiv sektörü adeta uçurumun kenarından dönmüştür. 2018 yılının ikinci yarısında başlayan büyük daralma yüzde 78’lere varınca vergisel önlemler alınmadan serbest düşüşü yavaşlatmak mümkün olamayacaktı. Devlet tarafından yapılan ve paraşüt görevi gören ÖTV ve KDV indirimi sayesinde sektör nefes almış, dolayısıyla düşüş hızı da yavaşlatılmış oldu. O yüzden çok kıymetlidir."

Şahsuvaroğlu, düzenlemenin 3 ay daha sürecek olmasının tüketiciler lehine olumlu havanın devam etmesi anlamına geldiğini aktararak, "Bu durum yeni araç almak isteyenler için de önemli bir teşvik olacaktır. Buna bir de markaların düzenlediği kampanyalar eklenince avantajlar katlanacaktır. Bu desteklerin tümü için Hazine ve Maliye Bakanımız ve değerli ekibine çok teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

"Bankacılık sektörü tüketicinin yanında olsa satışlar artar"

Şahsuvaroğlu, bunun yanında kredi faiz oranlarının da düşme eğilimine girdiğini ama henüz tüketiciyi hareketlendirecek bir seviyede olmadığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu dönemde eğer bankacılık sektörü faiz oranlarında ve kredi taleplerini onaylama iştahında bir miktar daha tüketicinin yanında olsa bu satış rakamları daha da yukarı gider. Otomotiv sektörünün eski seviyesine gelmesi zaman alacaktır, bir müddet daha bu düşük satış rakamları ile yaşayacağımızı görüyoruz ancak hepimizin umudu bu yıl ortasından itibaren faizlerin düşmesi ve 2020 yılında 600-700 binli rakamların yeniden konuşulmasıdır. Faiz oranı bugün yüzde 2,30-2,50 bandında. Tüketicinin soru işaretiyle baktığı bir faiz oranıdır bu. Faiz oranlarının da mantıklı bir yere gelmesi halinde sektörün bir miktar daha önünün açılacağını öngörüyoruz. İşin hareketleneceği kritik oran aylık yüzde 1’in altında faiz oranlarının uygulamaya başlamasıdır. Bu orana ulaşmak için hem devletimizin ilgili kurumlarından hem de bankacı dostlarımızdan özveri beklemekteyiz."

Türkiye’de toplam araç 22,8 milyon olduğunu, toplamda 6 milyonunun da 16 yaş üstünde bulunduğunu ifade eden Şahsuvaroğlu, "Bu araçlar artık ekonomik ömürlerini tamamlamış, eski teknolojili ve çok yakıt tüketen araçlar. 2018 yılında başlayan ÖTV indirimleri ile öncesinde başlayan hurda uygulamasında matrahların ve rakamların düzenlenerek devam ettiği sürece 2019’da da otomotiv toplam pazarının 500-600 bin bandı seviyelerinde olacağına inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Şahsuvaroğlu, Türkiye'nin dört bir yanında yapılanmış, 80 bin personel istihdam eden ve aynı çatı altında müşterilerine tüm hizmetleri sunmaya gayret eden çok değerli meslektaşlarını bu rakamların altında aynı kalitede hizmetlerini devam ettirmeye çalışmalarından dolayı tebriklerini ileterek, fiyatlardaki yükselişler, müşteri memnuniyeti oluşturma, bankaların kendilerine yaşattığı müthiş stresse rağmen yetkili satıcıların ayakta durmalarının gerçekten büyük fedakarlık olduğunu belirtti.

Sektörün sermayesi, yapısı, fiziki şartları, yetişmiş insan gücü ile Türkiye’nin bütçesine sonuna kadar destek olduğunu vurgulayan Şahsuvaroğlu şöyle devam etti:

"İhracatımız bugün 168 milyar dolara ulaşmış otomotiv sektörü ise tek başına 32 milyar dolar ile birinci ihracatçı sektör olmuş durumda. Sektörde çarkların yavaşlaması bile genel ekonomi üzerinde çok büyük tesir edebilecek konumda. Bu fabrikaların çalışmasında çok önemli olan unsur ise iç pazarın kuvvetli olmasıdır. Bugün 1 milyon üzerinde araç satılması demek vergi, yatırım, kazanç anlamında sürdürülebilir bir üretim demektir. Aslında en önemli şey pazarın yükselmesiyle yatırıma davetiye çıkarmak. Yatırımların gelmesi için faiz oranının makul olması, vergi sisteminin adil ve uzun yıllar boyunca sabit kalması, iç pazarın da milyonlu adetlerin üzerinde olması lazım ki yeni yatırımlar çekebilelim.

Mevcut fabrikalarımız markalarından yeni modeller, yeni teknolojiler getiriyorlar ve böylece fabrikalarımızın kapasite kulanım oranları artıyor. Ancak yeni fabrika yatırımı ne yazık ki 20 senedir ülkemizde yapılmıyor, oysa hem devletimiz çok büyük teşvikler veriyor hem de buradaki iş gücü kalitesi dünya standartlarında. Bu bağlamda devletimiz ile beraber sektör temsilcilerinin ortaklaşa bir çalışma yaparak 20-30 yıllık yol haritamızı iyi çizmemiz lazım. O zaman küresel oyuncuları yatırım yapmaları için ülkemize daha kolay çekebiliriz diye düşünüyorum. Ülkemiz jeopolitik ve jeostratejik konumu açısından çok doğru bir yatırım yeridir, iç pazarı büyüyen, vergi sistemi düzeltilmiş ve müthiş iş gücü ile yatırımcı markaların ilgi noktası olacaktır."

Muhabir: Elif Ferhan Yeşilyurt