BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Karlsruhe din hizmetleri Ateşemiz Sayın Mustafa Akpınar ile Röportaj

DİN BİLGİLERİ
Typography

Karlsruhe din hizmetleri Ateşemiz Sayın Mustafa Akpınar ile Röportaj
Değerli okurlarımız malumunuz olduğu üzere her yıl olduğu gibi bu yıl da Kutlu Doğum Haftasını idrak etmiş bulunmaktayız. Allah Resulü’nün doğumu vesilesi ile Almanya’da da çeşitli etkinliklerle kutlanan Kutlu Doğum Haftası dolayısı ile bu sayımızda T.C. Karlsruhe Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Sayın Mustafa AKPINAR Hocamızla yapmış olduğumuz röportajı yayınlıyoruz.
BH: Sayın Hocam; Yoğun mesainiz arasında bu röportaja vakit ayırdığınız için Baden Haber okurları adına teşekkür ediyoruz. Kutlu Doğum Haftasının bu yılki ana teması Hz. Peygamber, Din ve Samimiyet. İstedik ki sizinle bu bağlamda samimiyeti konuşalım. Sayın Hocam nedir samimiyet?
MA:Rahman ve rahim olan Allah’ın adı ile başlayalım sohbetimize. Rabbimize hamd, Efendimiz (sav)’e salat-ü selam olsun. Öncelikle Kutlu Doğum Haftası nedeni ile düzenlenen programlara yoğun ilgi göstererek Hz. Peygamber’e olan samimiyetini gösteren tüm kardeşlerimi samimiyetlerinden dolayı tebrik ediyorum.
MA:Maalesef İslami ve insani değer ve yargıların hızla aşındığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Modern çağda insanın en büyük sorunlarından biri de “samimiyet” sorunudur. Samimiyet, maskelemediğimiz tavır ve davranışlarımızdır. Açık ve net olmaktır, gizlenmemektir. Zaten kendimizi büsbütün gizleyebileceğimiz bir yer de yoktur. Din samimiyettir, samimiyet demek ihlâs demektir. İhlâs ve samimiyeti konuşmak aslında maneviyatımızı konuşmak demektir. Manevi çekaptan geçmemiz demektir. Manevi hastalıklarımıza şifa aramak demektir.
BH: Neden samimiyet ve ihlas bu kadar önemlidir?
MA:Samimiyet ve İhlas üzerinde hassasiyetle durulması ve uygulanması gereken iki kavramıdır. Çünkü ibadetlerimizin kabul olmasında ve sosyal hayatımızın sağlıklı yürümesinde ihlâsın ve samimiyetin özel bir yeri vardır. Rabbimiz tarafından Kur’an-ı Kerimde birçok ayet-i kerime ile müminlere ihlâslı ve samimi olmaları emredilmiştir. Ayrıca peygamberimizin; “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ancak O sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” hadis-i şerifi de işlerimizde ihlâslı ve samimî olmayı ifade eder.
BH: Peki Sayın Hocam samimiyetin çerçevesini nasıl çizebiliriz?
MA:Bu çerçeveyi sevgili Peygamberimiz çok net olarak çizmiştir. Şöyle ki; Hz. Peygamber (sav) üç defa “Din, samimiyettir.” diye buyurunca, orada bulanan ashabdan bazıları; “Ya Resûlellah! Din, kime karşı samimi olmaktır?” diye sordular. Efendimiz de şöyle cevap verdi: “Allah’a karşı samimi olmaktır, Kitabına karşı samimi olmaktır, Resulüne karşı samimi olmaktır, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı samimi olmaktır.” Görüldüğü gibi samimiyet hayatımızın her alanında ve her anında var olması gereken bir haslettir.
BH: Samimiyet Müslümana ne kazandırır, samimiyetten yoksun olmak ne kaybettirir?
MH:Rabbimizin, Lokman Suresi 22. ayetindeki “Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.” Buyruğundan yaptığımız her bir samimi işin neticesinin Allah’a ulaştığını öğrenmekteyiz.Furkan Suresi 23. Ayetindeki “Yaptıkları ne varsa yerle bir etmişizdir.” ilahî fermanı da samimiyetten yoksun yapılan amellerin Rabbimizin katında hiçbir değer taşımadığını ifade eder.İhlâs ve iman arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Peygamberimizin “İhlâs, kalbe ait bir ameldir” sözü ihlâs ve iman arasındaki yakın ilişkiye işaret eder. Dolayısıyla ihlâs ve samimiyete zarar veren her bir tutum ve davranışın imanımızla ilgili bir sorun oluşturduğunu bilmemiz gerekir. Bu da konunun ciddiyet ve hassasiyetini göstermek için yeterlidir.
Günlük hayatımızda da samimi olmamız gerektiğini anlatan şu tarihî hatıra ne kadar samimi olmamız gerektiğine güzel bir örnek teşkil etmektedir. Cerirb.Abdillah, kendisine bir at satın almasını kölesine emretmiş. O da 300 dirheme bir at satın alarak parasını ödemek için atla birlikte sahibini de Cerir’e getirmişti. Cerir atı beğenmiş ve sahibine: “Senin atın 300 dirhemden fazla eder, onu 400 dirheme satar mısın?” demiş. At sahibi, “Bu sana kalmış bir şeydir ey Cerir!” demiş. Cerir: Senin atın bundan da fazla eder. Onu 500 dirheme satar mısın?” demiş ve tekrar “Senin atın bundan da fazla eder” diyerek her defasında 100 dirhem artırarak hayvanın fiyatını 800 dirheme yükseltmiş ve onu bu fiyata satın almış. Kendisine neden böyle yaptığı sorulunca; “Çünkü ben Rasulullaha, her müslümana karşı samimi/dürüst olmak üzere biat ettim” demiştir”
BH: Samimiyet demek ihlâs demektir dediniz. İhlâsı biraz açabilir misiniz?
MA:İhlâs kelimesi, sözlükte, bir şeyi halis kılmak, halis olmak, özünü almak ve seçmek anlamına gelir. Dinimizde ise iman, ibadet, itaat, ahlâk, amel, dua gibi, her türlü dinî görevlerimizi yaparken, başkalarının beğenmesini, eleştirmesini ve kınamasını düşünmeden, sırf Allah rızası için, iyi ve samimî bir niyetle yapmaktır. İhlâs ve samimiyet karşılıksız sevgi ve saygı, gösterişten, dünyevi çıkar beklentisinden uzak davranış demektir. Yani tüm şaibelerden uzak durmak, söz, fiil ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir. İhlâs, samimi bir şekilde, sadece Allah Teâlâ’nın rızasını talep ederek iyilik yapmak, yegâne dost ve yardımcımızın yalnızca Allah Teâlâ olduğunu düşünerek O’na kulluk etmektir. İhlâs, kulun açıkta yaptığı ile gizli yaptığının birbirinden farklı olmamasıdır.
BH: Sayın Hocam tam bu noktada şunu sormak istiyorum ihlas ve samimiyet zahir ve batın ile ne kadar alakalıdır?
MA:Bu konuyu tasavvuf büyüklerinden Abdü’l-Aziz Debbağ Hazretlerinin tesbiti ile açıklayalım. Abdü’l-Aziz Debbağ Hazretlerine göre dört grup insan vardır.
Birinci kısım insanlar; Zahiren ve batinen Allah’la beraberdir. Maddenin, zevk ve sefanın, mal ve servetin kuşatması altında bulunan günümüz insanının bu sınıfa dâhil olması oldukça zordur.
İkinci kısım insanlar ise; Zahiren ve batinen Allah’tan başkalarıyladır.
Üçüncü kısım insanlar da; Zahiren Allah’la beraber, fakat batınen Allah’tan başkalarıyladır. Bu gruptaki insanlar şeklen ibadette, ruhen gaflettedirler. Yaptıkları ibadet onları Allah’a götürmez. Bunlar riyakâr kimselerdir. Kabuk müslümandırlar. İbadeti adetleştirenlerdir. Bunlar şeklen İslama girmiş, fakat İslam bunların kalbine girmemiştir. Bunlar münafıklardır. İhlâs ve samimiyetin hiç bir izini taşımazlar. Bunlar Hz. İsa’nın: Badanalı mezarlar diye tarif ettiği kimselerdir.Kendisinde münafıkların listesinin bulunduğu tek sahabi olan Ebu Huzeyfe'ye bir kişi "ben nifaktan korkuyorum" der. Hz. Huzeyfe (R.A) :"Eğer münafık olsaydın, nifaktan korkmazdın. Çünkü münafık nifaktan emindir" der.Mesele, bu soruyu kendimize sorabilmemizdir. Ben tam manasıyla iman sahibi miyim? Unutmayalım ki emin olmak şeytandandır ve küfürdür. Hz. Ömer(R.A) bile münafıkların listesinde bulunup bulunmadığını yıllar sonra, korka korka Hz. Huzeyfe'ye sormuştur.
Dördüncü kısım insanlar ki; Zahirde Allahtan başkalarıyla, batınen ise Allah ile beraber olanlardır. Dışına bakarsın işte güçte, içi ise daima Hak Tealanın murakabesindedir. Bir an bile Allah’ı düşünmekten geri durmazlar. Ufacık bir günah dahi onlara ağır gelir, üzülürler. Bunlar kısaca halk içinde Hak’la birlikte olanlardır. Kısaca “El karda, gönül yarda.” olmaktır. Allah cümlemizi bu gruptan eylesin.
BH: Hocam o halde ihlâsın alametleri nelerdir?
MA:Bu sorunuza da Zinnun-i Mısri Hazretlerinin tesbiti ile cevap verelim. İhlasın üç alameti vardır. Bunlar; Övgü ve yergiyi aynı tutmak, yaptığı iyilikleri unutmak, işlediği sevabı gözünde büyütmemek. İşte basit gibi görünen bu detaylar kişinin ihlâsına delildir. Zünnûn-i Mısri’ye sorarlar: “İnsan Allah’ın halis kullarından olduğunu nasıl anlar?” Şöyle cevap verir: “İnsan bu durumu dört şeyle bilir; Rahatı terk edebiliyorsa, az da olsa elindeki imkânlar ölçüsünde verebiliyorsa, maddi durumunun kötüye gitmesi kendisini üzmüyorsa, övülmesi ya da kötülenmesi kendisi için eşitse o insan Allah’ın halis kullarındandır. Görüldüğü gibi ihlâs ve samimiyet bazı fedakârlıklar gerektiriyor.
BH: İhlas ve samimiyetimizi korumak, bu iki güzel hasleti hayatımıza hâkim kılabilmek için onlara zarar verecek her şeyden kaçınmamız lazım. Nedir ihlas ve samimiyetin düşmanı?
MA:Maddi virüsler nasıl ki vücudumuzu helak ediyorsa manevi virüsler de ihlâsımızı, imanımızı ve kalbimizi fesada uğratır. Nasıl ki maddi virüslerin aşısı varsa, manevi virüslerin de aşısı vardır. Nasıl ki maddi hastalıklarımızı tedavi ediyorsak manevi hastalıklarımızı da tedavi etmeliyiz. İnsanın dış görünüşünü önemseyip iç görünüşünü önemsememesi büyük bir aldanıştır. Dışı sağlam ama içi kurtlu bir cevizi kimse yemek istemez.
İhlas ve samimiyetin en büyük düşmanı riyadır. Riya; gizli şirktir, şirk ise ebedi cehennemliklerin en büyük vasfıdır. Riya, kara gecede, kara taş üzerindeki kara karıncanın ayak şamatasından daha gizli, daha zor fark edilebilen şeytani bir hastalıktır. Allah Rasulü bir hadisinde "Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Gerçi onlar, puta, aya, taşa tapmazlar. Ancak amelleri ile riyakarlık yaparlar" buyuruyor. Bu hadiste gösteriyor ki cahiliye döneminin şirki puta tapmaktı, modern dünyanın şirki ise riyadır. Riya biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki tür olarak değerlendirilir. Riyanın büyük olanı, kulun Allah’a taatte insanları murad etmesi, Allah’ın rızasını hiç gözetmemesidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) riyayı tarif ederken: “Allah’a taati sırasında insanları kastederek amel yapmandır.” ( Müslim) Şirk-i hafi olarak değerlendirilen riya, kalbin derinliklerinde sinsi bir marazdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Şirk, karanlık gecede Safa tepesinde yürüyen kara karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.” hadisiyle bu gerçeği ifade buyurmuştur. Bu derece gizli ve sinsi olan şey, ancak engin basiretle, uyanık bir kalp ile fark edilebilir. Hz. Peygamber’in şu hadisi bu konuda ayrıca dikkat çekicidir: “Kıyamet günü riyakâra, halkın gözleri önünde şöyle seslenilir: Ey riyakâr! Ey kandıran şahıs! Senin amelin boşa gitti, ecrin silindi. Git, kim için amel yaptıysan sevabını onlardan iste.” Tabiki bu hastalığın tedavisi vardır. Riyanın tedavisi ihlasa ermeye çalışmakla olur. Çünkü ihlas, kulu riyadan koruyan bir zırhtır.
BH: Hocam, riyakârlığın alameti nedir?
MA:Hz. Ali Riyakârın dört alameti vardır buyurur. Bunlardan ilki; Yalnız kalınca amellere tembellik gösterir, ikincisi; Halk arasında neşelidir, üçüncüsü; övülünce amelini artırır, dördüncüsü ise; Yerilince amelini azaltır.” İşte bu dört alamet bizlerde eğer varsa derhal ihlasa ve samimiyete sarılmalı ve en kısa zamanda bu riya hastalığından kurtulmalıyız.
BH: İhlâsın düşmanı sadece riya mıdır, yoksa başka düşmanları da var mıdır?
MA:Elbette ihlas pek çok manevi düşmanları vardır. Bunlardan biri Hubb-u Cah yani makam mevki sevgisi, itibar sevgisi, methedilmeyi sevmektir. Bu konuda Allah Rasulü “Şöhret ve makam sevgisinin insana verdiği zarar, koyun sürüsüne saldıran bir kurdun o sürüye verdiği zarardan daha çoktur’’ buyurarak şöhret ve makam sevdasının ne kadar zararlı olduğuna dikkat çekmiştir. Bir diğer düşman ise; Kibirdir. Kibir; insanın kendisini yeterli görmesidir. Tevazu ise kendini muhtaç görmesidir. Şeytanın cennetten kovulma sebebi kibirdir. Peygamberimiz; “Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan kimse de cennete giremez.’’ buyurarak kibirin zararını bu şekilde tarif etmişti. Hz. Peygamberden bir diğer rivayette ise “Üç şey vardır ki insanı helake sürükler, üç şey de vardır ki, insan için kurtuluş vesilesidir. Helak eden üç şey: Cimrilik, heva heves, kendini beğenmedir. Kurtuluş vesilesi olan üç şey: Gizli açık her şeyde Allah mehabbeti ve mehafeti, fakirlikte de zenginlikte de istikamet içinde olmak, gazap anında da hoşnutluk anında da adaletten ayrılmamaktır.” Mükemmellik sadece Allah’a mahsustur. İnsan daima muhtaçtır. Bunu unutmamak lazım. Şu vecize bu konuyu çok güzel özetler:’’İnsanlar başaklara benzer; içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler’’.
İhlas ve samimiyetin diğer düşmanları ise hasettir ve cimriliktir. Elmalılı, hasedi; başkasında bir nimet görmekten müteezzi olup onun zevalini istemektir, diye tarif eder.Müslüman onda var, bende niye yok diye sormaz, bende var onda niye yok diye sorar. Hasedin tedavisi; ilim, ihlas ve ameldir. Allah’ın verdiğine rıza göstermektir. Cimrilik ise Allah’ın kulun kendisine bahşettiği nimeti kardeşlerinden kıskanmasıdır. Kişide böyle bir hastalık varken ihlasa ermesi çok zordur. Unutmayalım, Allah’ın bize vereceği değer, bizim onun için yapabileceğimiz fedakarlıkla doğru orantılıdır. Cimrilik sadece malda değil sevgide, merhamette, ilimde olabilir.
BH: Efendim bu anlamlı sohbetin sonuna gelmişken, röportajımızı okuduklarında müstefid olacaklarından emin olduğum okurlarımız için konuyu toparlamak babından neler söylersiniz?
MA:Baştan beri anlattığımız ihlas ve samimiyeti iç dünyamızda ve dış dünyamızda aynı derecede uygulayabilmek gerçekten zordur, fakat içinde yaşadığımız bu asırda zahirimizi ve batınımızı bir yapmak hayatımıza, ibadetlerimize kalite katarak yaşantımızı hak ettiğimiz bir manevi ortamda sürdürmemizi sağlayacaktır. Öncelikle iç dünyamıza sonra yuvamıza, sonra da çevremize bir huzur ve lezzet katacaktır. Okurlarımız da katılmak isterlerse ben burada kendimizi test etmek istiyorum. Ne kadar ihlaslıyım? Bu konuda kusurlarım var mı? Şu sorulara vereceğimiz cevaplar bizim ihlasımızın kalitesini ortaya koyacaktır. Kendimize bu soruları sorarak ihlas ve samimiyet derecemizi ölçebiliriz.
İbadetlerimi ve iyiliklerimi sırf ama sırf Allah rızası için mi yapıyorum?
Yalnızken yaptığım ibadetle halk arasında yaptığım ibadet arasında fark var mı?
Yaptığım iyilikleri hemen unutabiliyor muyum? Bana yapılan iyilikleri ne kadar hatırlıyorum.
Kendimize yapılan kötülüğü unutabiliyor muyuz?
Kusurlarımızı gizlediğimiz gibi iyiliklerimizi de gizleyebiliyor muyuz?
Başkalarının kusurlarını küçültüp kendi kusurlarımızı büyütebiliyor muyuz? Yoksa tam tersini mi yapıyoruz
Övülmek ne kadar hoşumuza gidiyor? Övgü ile yergiyi aynı görebiliyor muyuz?
Allah için ne kadar infak edebiliyorum?
Din kardeşimizi kendimize tercih edebiliyor muyuz? Yoksa önce ben, sonra yine ben, hep ben mi diyoruz?
Bizim için Allah’ın övgüsü mü daha önemli, yoksa kulların övgüsü mü daha önemli?
Unutmayalım; “Allah’ın kuluna verdiği değer, Kulun Allah’ın emirlerine verdiği değerle doğru orantılıdır.” ve yine unutmayalım ki; "İyi olduğun halde insanların seni kötü bilmesi, gerçekte kötü olup, iyi bilinmekten daha iyidir.
BH:Muhterem Hocam Kutlu Doğum haftası münasebetiyle çok önemli bir konuya işaret ettiniz. Rabbim sizden razı olsun. Değerli vaktinizden ayırdığınız için size teşekkür ediyoruz. Allah Emanet olunuz.
MA:Ben de Baden Haber okurlarını ve tüm kardeşlerimi hürmet ve muhabbetle selamlıyor hepinizi Rabbime emanet ediyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Merkel telefonda görüştü

Alman mahkemesinin 'İslam din dersi kararı'na bozm

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. randevuda

Almanya ile ekonomik ilişkileri derinleştirmek içi

Kangallar ile kedilerin şaşırtan dostluğu