21 Eki 2019
BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Kocaeli

Almanya'da dünyanın önde gelen otomotiv şirketinde mühendis olarak iş hayatına atılan 34 yaşındaki Cihan Şahin, Türkiye'de 2012'de kurduğu robotik ve otomasyon çözümleri alanındaki firmasıyla endüstriyel yazılım ihracatı gerçekleştiriyor.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Mekatronik Mühendisliğini 2003 yılında kazanan Cihan Şahin (34), birinci sınıfı tamamlamasının ardından Almaya'daki Bochum Üniversitesine kayıt yaptırdı.

Şahin, üniversiteyi bitirmesinin ardından Almanya'da dünyanın önde gelen bir otomotiv firmasında iş hayatına başladı. Daha sonraki yıllarda Almanya'nın Troisdorf şehrinde kurduğu CDS Robotik Otomasyon firmasında çalışma hayatını sürdüren Şahin, bir süre sonra firmasını Türkiye'ye taşımaya karar verdi.

Şahin, ilk olarak Bolu, daha sonraki yıllarda sanayi kenti Kocaeli'ye taşıdığı firmasıyla başta Almanya olmak üzere Çin, Meksika, İtalya gibi otomotiv devlerinin bulunduğu ülkelere standart robotik yazılımları ihraç etti.

"Yılda 5-10 milyon avro ciro yapmaktayız"

CDS Robotik Otomasyon Genel Müdürü Cihan Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de 7 yıldır robotlu kaynak teknolojileri, robotlu üretim teknolojileri, robotlu otomasyon alanları üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Yenilikçi ve Ar-Ge tabanlı çalışmalar yaptıklarını anlatan Şahin, "2003 yılında Kocaeli Üniversitesi Mekatronik Mühendisliğini kazandım, burada okuduğum dönemde Almaya'ya ikinci diploma almaya gittim. Almanya'da üniversiteyi bitirdikten sonra Türkiye'deki üniversitemi de bitirdim. Daha sonra Almanya'daki firmalarda çalışmaya başladım." diye konuştu.

Otomotiv firmalarında robotlu kaynak teknolojilerinde uzmanlık kazandığını dile getiren Şahin, şunları kaydetti:

"Daha sonra Almanya'da çalıştığım firma beni Türkiye'deki bir firmaya iş yapmaya yolladı. O zaman şuna karar verdim, 'Türkiye'de işi biz yapıyoruz, Türk firma, Türk mühendis iş yapıyor ama aradan parayı Alman firma kazanıyor.' Bu nedenle 2012 yılında Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yapmaya karar verdim. 2012 yılında da Türkiye'de şirketimizi kurduk. İlk etapta 2 mühendisle başladığımız faaliyetlerimize şu an 14 tane Ar-Ge mühendisiyle devam ediyoruz. Yılda 5-10 milyon avro ciro yapmaktayız. Bu yıl Samsun'da Türkiye'nin en hızlı büyüyen 100 şirketi açıklandı. Biz Türkiye'de en hızlı büyüyen 7'nci firma olduk, gurur yaşadık. Ödülümüzü de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın elinden aldık."

"Memleket için bir şeyler yapmanın vakti geldi"

Türkiye'ye döndüğü için mutlu olduğunu dile getiren Şahin, "Memleket için bir şeyler yapmanın vakti geldiğini, memleket için yararlı olabileceğim bir seviyeye geldiğimizi düşündüğüm için Türkiye'ye dönme kararı aldım. İyi ki dönmüşüm, bence herkesin belirli bir seviyeye geldikten sonra memlekete faydalı olabilmek için dönmesi gerekiyor. Yurt dışında edindiği bilgi, birikim ve tecrübeleri Türkiye için kullanmak üzere gelmek zorunda herkes" diye konuştu.

Almanya'ya standart yazılımlar ihraç ettiklerini ifade eden Şahin, şunları kaydetti:

"2014 yılında Çin'e standart yazılımlar satmaya başladık. 2014 yılında İtalya'daki iki firmaya standart robotik yazımları sattık. Geçtiğimiz yıl Meksika'ya bir iş yaptık, buradan bir arkadaşımız yazılım yapmak için oraya gitti. Biz dünyaya yazılım yapmaya devam ediyoruz ama biz bunu bir adım öteye götürüp artık dünyaya hazır paket yazılım çözümleri sunmayı amaçlıyoruz. Hedeflerimizin aslında daha başında bile değiliz. Çok yüksek hedefler koymaya çalışıyoruz, bizim birincil hedefimiz dünyada var olmayan sistemler yapmak."

Eskişehir

Anadolu Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı, sanal ortamın özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Gerçek dünyada insanların konuştuğu dil ile sanal dünyadakiler arasında çok büyük farklar olduğunu vurgulayan Çomaklı, bu nedenle dijital ortamın dilini öğrenmek ve gelecek kuşaklara öğretmenin önemine işaret etti.

Çomaklı, dijital dünyanın dilini, kavramlarını, avantaj ve dezavantajlarını bilmeden bu ortama girenlerin "sudan çıkmış balığa döneceğini" dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, bizim için geri dönülemez bazı neticelere de sebebiyet verebilir. Özellikle neslimizi kendi kontrolümüzün dışında bir dünyaya teslim etmiş oluruz. Her milletin kendine göre kültürel kodları, hareket noktaları vardır. Biz bu dünyada hakim olamazsak ki biz eğitim kurumu olarak burada yer almak istiyoruz, dijital dünyada yer alamazsak çocuklarımız bizim kültürel kodlarımızdan ve toplumsal değerlerimizden uzaklaşarak bu dünyada başkalarının yönlendirdiği şekilde yaşayacaktır ve düşünecektir. Elbette ki bu dünyadan vazgeçmek mümkün değil."

"Dilini bilmezsek bu dünyada sadece figüran oluruz"

Dijital dünyada, AÜ olarak eğitim alanında yer almak istediklerini anlatan Çomaklı, bu dünyanın dilini de topluma öğretmeyi hedeflediklerine değindi.

Çağın çocuklarının teknolojiyle tanıştıkları için avantajlı, bu dünyanın dilini bilmemelerinden dolayı ise dezavantajlı olduğunu kaydeden Çomaklı, "Olayı yalnızca oyun ve sosyal medyadaki bazı internet siteleri gibi görenler aldanır. Buralar bu olayın yalnızca yüzde 5-10'luk kısmı." ifadelerini kullandı.

Sanal ortamın oyun, dijital para gibi boyutları, birçok ekonomik alanda oluşmuş kavramsal konuları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Çomaklı, "Bunları bilmeden bu dünyada yer alırsak yalnızca bu dünyada figüran oluruz, bu dünyanın hiçbir avantajından yararlanamayız, gelecek nesillere ve dünyanın gelişimine de katkıda bulunamayız. Nedeni ise bu dünyanın dilini bilemeyiz, bilmediğimiz için de kimseye faydamız olmaz." yorumunu yaptı.

"Çok büyük zararlar görebiliriz"

Çomaklı, ailelerin, yöneticiliğini sosyal medya ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Levent Eraslan'ın yaptığı Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezinden destek alabileceğini belirtti.

"Üniversite olarak, ailelerin çocuklarından önce bu dijital dünyanın dilini, avantaj ve dezavantajlarını öğrenmelerini istiyoruz." diyen Çomaklı, merkez aracılığıyla panel ve çalıştaylar düzenleyerek ellerinden geldiğince dijital dünya ile ilgili bilgi vermeye çalışacaklarını aktardı.

AÜ Rektörü Prof. Dr. Çomaklı, şöyle konuştu:

"Eskiden mahalle aralarında çelik çomak, futbol gibi oyunlar oynanıyordu. Tetris denilen basit dijital malzeme bile sayılmayacak oyunlar da vardı. Bu oyunların dilini biliyorduk ancak dijital dünyanın dilini bilmediğimiz gibi bunların oyunlarının dilini ve neler getirip götürdüğünü bilmediğimizden dolayı çocuklar ölmeye başlıyor, depresyona giriyorlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Neticelerinin ne olacağını bilmedikleri için 'oyun' deyip girdiğimiz için dilini bilmediğimizden dolayı neticesinde ölümü, hastalığı her şeyi ile karşılaşıyoruz. Bahsettiğimiz husus burada ortaya çıkıyor. Dilini bilmediğimiz bir sahaya girdiğimiz andan itibaren işin içinde oyun olsa bile neticesinde çok büyük zararlar görebiliriz. Ne söylediğini, ne yapmak istediğini bildiğimiz bir dünyaya girersek orada her şeyi lehimize çevirebiliriz."

İSTANBUL (AA) - ABD'li e-ticaret şirketi Amazon, insan sesini dinleyerek duygularını anlayabilen bir cihaz üzerine çalışıyor. Cihazın başarılı olması halinde şirkete e-ticarette büyük avantaj sağlaması bekleniyor.

Bloomberg sitesinde yer alan habere göre Amazon'un üzerinde çalıştığı yeni cihaz, sahip olduğu mikrofon sayesinde insanların duygu durumlarını anlayabilecek. Sitenin proje üzerinde çalışan bir kişiye dayandırdığı bilgiye göre, cihazın beta sürümü şu anda test edilirken, deneme ürününde tam olarak hangi teknik özelliklerin olduğu bilinmiyor.

Yeni teknolojinin Amazon'a daha başarılı hedef odaklı reklam vermesi ve kullanıcılara ürün tavsiye etmesi konusunda büyük fırsat tanıması tahmin ediliyor. Halihazırda kullanıcaların kişisel verilerini toplaması nedeniyle çok fazla eleştiriye hedef olan şirketin, yeni teknolojiyi kullanıma almasıyla mahremiyet konusunda daha fazla gündeme geleceği düşünülüyor.

Yeni cihaz ayrıca insan sesinde olağan dışı bir değişiklik veya kişilerin burnunu çekmesi gibi bir durum tespit ettiğinde, hastalığı tahmin edip, o hastalığa uygun bir yemeğin tarifini verebilecek. 

Amazon'un yeni projesinin ne zaman kullanılmaya başlanacağı belirsizliğini korurken Alphabet ve Microsoft gibi dünyanın büyük şirketleri görüntü, ses ve diğer girdilerden insanların duygularını anlayabilmek için teknolojiler geliştiriyor. 

 

Muhabir Abdulkadir Günyol
Yayınlayan Cevat Kışlalı

ANKARA (AA) - SEVGİ CEREN GÖKKOYUN - Teknolojinin olumsuz etkilerinin 1 yaş ve altı bebeklere kadar düştüğünü belirten uzmanlar, 2-3 yaş öncesi çocukların teknolojiyle tanıştırılmaması gerektiğine dikkati çekiyor.

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız faydaların yanı sıra kişilerin teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması, ölçüsüz ve sınırsız kullanım ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Teknolojik ürünlere ulaşılamadığında yoksunluk yaşanması olarak tanımlanan "teknoloji bağımlığı" da Türkiye'de genellikle internet ve sosyal medya gibi bağımlılıklarla kendisini gösteriyor.

Uzmanlara göre, teknolojiden olumsuz etkilenme yaşı günden güne düşerken, teknoloji bağımlılığının özellikle çocuk ve gençlerde, düşünce süreçlerinde bozulma, sosyal gelişimde gerilik, özgüven düşüklüğü, yüksek sosyal kaygı düzeyi ve saldırganlık eğilimi gibi zararları bulunuyor.

- "Teknoloji bağımlılıkları 5-6 yaşlarına kadar düştü"

İzmir Bakırçay Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selim Günüç, AA muhabirine, teknoloji bağımlığının internet, dijital oyun, çevrim içi bahis, akıllı telefon, sosyal medya, çevrim içi alışveriş gibi farklı türlerinin bulunduğunu söyledi.

Teknoloji bağımlılıklarına ilişkin farklı türlerin bulunmasının, bu bağımlılıkların görüldüğü popülasyonları ve hedef grupları birbirinden ayırdığını belirten Günüç, "Geçtiğimiz 5-10 yılda daha çok 12 yaşından sonra görülen teknoloji bağımlılıkları günümüzde 5-6 yaşlarına kadar düştü. Teknolojinin olumsuz etkilerinin 1 yaş ve altı bebeklere kadar düşmesi de kaygı verici." dedi.

Türkiye'de ve dünyada teknoloji bağımlılığının ciddiye alınmadığına dikkati çeken Günüç, son 15-20 yılda hem teknoloji bağımlılık oranının arttığını hem de bağımlılık yaşının düştüğünü bildirdi.

Günüç, teknoloji bağımlılık oranının toplumun eğitim düzeyi, ekonomi, politikalar, teknolojiye erişim, kültürel yapılar, aile yapıları, sosyal çevre ve olanaklar gibi birçok konudan etkilendiğine işaret ederek, "Teknoloji bağımlılığının önlenmesinde bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları haricinde, etkin ve çözüme yönelik çalışmalar dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de bulunmuyor. Teknoloji kullanımının çocukluğun erken dönemlerine kadar düşmüş olması, çocukluğunda teknolojiyi aşırı kullananların ilerleyen yaşamında yapılan bilinçlendirme çalışmalarının ya da verilen eğitimlerin işe yaramamasına sebep oluyor." diye konuştu.

- "Evdeki çocukları teknoloji oyalıyor"

Türkiye'de sosyal yaşam alanlarının ve olanakların yetersizliği nedeniyle ailelerin çocukları evde tutmak zorunda kaldığını vurgulayan Günüç, bu durumda evde kalmak zorunda olan çocukları teknolojinin oyaladığını dile getirdi.

Günüç, teknoloji bağımlılığıyla mücadelede en önemli görevin ailelere düştüğünü belirterek, şöyle konuştu:

"2-3 yaş öncesi çocukların teknolojiyle tanıştırılmaması gerekiyor. Çünkü son yıllarda yaptığımız çalışmalar, teknolojiyi kullanan 2-3 yaş altı bebeklerin adaptif becerilerinin bundan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Çocukluktan itibaren bağımlı olmadan önce bilinçli kullanım alışkanlığı kazanılmazsa ilerleyen yaşlarda sosyal çevre değişmediği için birey geçici olarak tedavi edilse bile geri döndüğünde bağımlılık nüksediyor. Gerek okullarda gerek sosyal yaşam alanlarında tatmin edici olanakların artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması da gerekiyor."

- Çocuklarda bilgisayar oyunu ve internet bağımlılığı yoğun

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necmi Eşgi de Türkiye'de teknoloji kullanımının artmasıyla teknoloji bağımlılığında da yükseliş olduğunu bildirdi.

Bağımlılık yaşının çok küçük yaşlara düştüğüne dikkati çeken Eşgi, şunları kaydetti:

"Günümüzde 0-2 yaşında tableti önünde yemek yiyen, tableti önünden alındığında hiç durmadan ağlayan, teknoloji bağımlısı bebekleri görmek mümkün. İlköğretim ve orta öğretim çağındaki çocuklarda daha çok bilgisayar oyun bağımlılığı, internet bağımlılığı, akıllı telefon bağımlılığı görülüyor. Lise çağındaki çocuklarda ise yaşlarına paralel olarak teknolojik bağımlılık kendini akıllı telefon, internet ve sosyal medya bağımlılığı olarak gösteriyor. Erişkinlerde online alışveriş, bahis, sosyal medya bağımlılıkları izleniyor. Meslek gruplarında da bu bağımlılık türlerine güncelden kopma, internetsiz kalma ekleniyor." dedi.

Eşgi, Türkiye'de her türlü bağımlılığı önlemek amacıyla kurulmuş Yeşilay gibi bir kurum bulunmasının ülke için şans olduğunu dile getirdi.

Önce bireysel sonra toplumsal bilinçlenmenin gerçekleştirilmesi için Yeşilay'ın ve üniversitelerin ülke çapında halkın yoğun katılımının sağlanacağı bilgilendirme toplantıları yapmasının önem taşıdığını vurgulayan Eşgi, tüm internet, sosyal medya, bilgisayar kullanıcısına ulaşılarak teknoloji bağımlılığı konusunda daha bilinçli olmalarının sağlanması gerektiğini kaydetti.


Muhabir Sevgi Ceren Gökkoyun
Redaktör Hakkı Kurban
Yayınlayan Tamer Toğanaş

ISTANBUL (AA) - TOLGA YANIK / MUSAB TURAN - ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Uluslararası Uzay İstasyonu'nu hack'leyen Siber Güvenlik Uzmanı Chris Roberts, "Dijital sistemleri korumak için alınan önlemler sistemlerin hack'lenmesini önleyemez. Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil." dedi.

NASA'yı ve birçok uçak sistemini hackleyen ve "uçak hackeri" olarak adlandırılan Siber Güvenlik Uzmanı Chris Roberts, Digital Age Summit'te AA muhabirlerinin sorularını cevapladı.

NASA'yı neden hack'lediği sorusunu, "Canım sıkılıyordu" diye cevaplayan Roberts, herhangi dev bir yapının siber açıklarını bulmaktan keyif aldığını söyledi.

NASA'nın sistemindeki iletişim protokollerinin iyileştirilmesi gerektiğini fark ettiğini anlatan Roberts, "Uydu ve kara arasındaki sistemlerin iletişim güvenliğinin iyi bir şekilde şifrelenmediğini tespit ettik. NASA’nın Uluslarası Uzay İstasyonu'nun giriş kontrollerini aşarak sisteme erişim sağlayabildik." ifadelerini kullandı.

Roberts, küresel ulaşım ağı, deniz yolu ağı ve diğer otoritelerin siber güvenlik konusuna ciddiyetle yaklaşmaları gerektiğini belirterek, sistemde "iyi hacker'ler" tarafından bulunan açıkların yardım alarak giderilmesi gerektiğini söyledi.

 

- "Hack aktivitelerimde yapmaya çalıştığım sistemin daha güvenli bir hale getirilmesini sağlamak"

 

Roberts, havacılıkta önemli siber güvenlik açıkları olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

"Her uçak bir motor sistemine sahip. Bu sistemler piyasada hizmet veren firmalar tarafından sağlanıyor. Uçak kime ait olursa olsun, uçağa dair veriler hizmet sağlayıcı firmanın kontrolünde. Uçağa dair iletişimin sağlandığı bu sistemler hack'lenebilir. 

Yeni uçakların her kanadında 10 binden fazla sensör bulunuyor. Bu sensörlerin de özel yazılımları var. Benim hack aktivitelerimde yapmaya çalıştığım, yapıların ve uçakların sahip olduğu her sistemin güvenilirliğini test etmek ve sistemin daha güvenli bir hale getirilmesini sağlamak."

 

- "Kendi başlarına çözemeyeceklerinin farkına vardılar"

Roberts, hava ulaşımıyla ilgili teknolojileri ilgi çekici bulduğunu belirterek, "Biz hava ve kara ulaşım sistemleriyle ile ilgili çeşitli araştırmalar yaptık. 2013 yılından bu yana hava ulaşımıyla ilgili yaptığımız araştırmalarımız sonucunda tespit ettiğimiz problemleri bu alanda hizmet veren şirketlerle paylaşmak istedik. Fakat onlar bizi dinlemedi. Onlar sistemlerinin mükemmel bir şekilde işlediğini ve bir problem olmadığını söylediler. Daha sonra ortadaki riskin farkına varan bazı gruplar bizi dinlemeye karar verdi." bilgilerini verdi.

Roberts, uçakların yer kontrol ve uçuş kontrol sistemlerinin kesinlikle hack'lenebilir sistemler olduğunu söyledi.

Geçen hafta Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği'nin (IATA) Barcelona’da düzenlediği ulaşım güvenliği konferansına katıldığını anlatan Roberts, konferansta, havacılık sektöründe kullanılan yazılımların güvenlik problemlerini dile getirdiğini aktardı.

Roberts, "Görüşlerimi dinlediler ve tespit ettiğim sorunları kendi başlarına çözemeyeceklerinin farkına vardılar." dedi.

 

- "Gemiler de hack'lenebilir"

 

Roberts, gemi taşımacılığının da hava taşımacılığına benzer bir biçimde hack'lenebilir yapıda olduğunu kaydetti. 

Bu sistemlerin daha iyi bir şekilde korunması gerektiğini anlatan Roberts, şunları kaydetti:

"Her geminin, uçaklarda olduğu gibi bir firmaya ait yazılım sistemi vardır. Bu yazılım sistemleri merkezleriyle devamlı iletişim halindedir. Bu noktada bu iletişim ağı hack'lenerek gemiye farklı komutlar verilebilir. Gemiler de hack'lenebilir. 

Gemilerin iletişim ağlarına girerek sistemlerine sızılabilir ve güvenlik açığı olan gemileri batırılabilir. Buna karşılık hiç kimse de bir önlem alamaz."

 

- "Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil"

 

Siyah, gri, beyaz şapkalı hacker sınıflandırmasına katılmadığını söyleyen Roberts, "İki seçenek var, ya hacker'siniz ya da suçlusunuz. Hack'lemenin amacı sistemin işleyişini anlamak ve sistemin açıklarının nasıl kapatılacağına dair sistemi yönetenlere yardımcı olmak. Bunun haricinde sisteme girip zarar vermek gibi yapacağınız tüm işlemler suçtur ve siz hacker değil bir suçlusunuzdur." değerlendirmesinde bulundu.

"Hack'lenmeyecek bir sistem yok." diyen Roberts, insanların tasarladığı dijital içeriklerin hatalar barındırdığını söyledi.

Roberts, "Örneğin yaşadığımız yerleri korumak için kapılar ve duvarlar yapıyoruz. Bunlar bizi korumaya yetiyor mu? Tabii ki hayır. Bunlar ilkel önlemler. Benzer şekilde dijital sistemleri korumak için alınan önlemler de sistemlerin hack'lenmesini önleyemez. Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil." yorumunu yaptı.

- IOS daha güvenli, Android daha özgür

 

Bir hacker ve siber güvenlik uzmanı olarak, IOS işletim sistemini kullanmayı tercih ettiğini ifade eden Roberts,  şöyle konuştu:

"Android platformu yapısı itibarıyla IOS'a göre daha açık bir sistem. Açık kodlu platformlar kullanıcıya daha fazla özgürlük sunması bakımından mükemmel. Fakat bu özgürlük alanına karşılık IOS'un kapalı yapısı, kullanıcıların zararlı uygulamalarla sistemin güvenliğini riske atmasını engelliyor.

IOS kullanıcılara daha güvenli bir ortam sunarken, android daha özgür fakat risk içeren bir ekosistem sunuyor. Eğer veri güvenliğini önemsiyorsanız, IOS diğer platformlara göre daha mantıklı bir seçim olur."

Chris Roberts, çalışmalarını harici disk üzerine kurulmuş bir sistem üzerinden yaptığı bilgisini vererek, "İşim bittiğinde diski çıkarıyorum. Bu disk sayesinde herhangi bir ülkede, herhangi bir bilgisayar aracılığıyla güvenilir bir şekilde bilgisayar kullanabiliyorum." dedi.

Muhabir Tolga Yanık,Musab Turan
Yayınlayan Cevat Kışlalı

ANKARA (AA) - SEFA ŞENGÜL - ABD Uzay ve Roket Merkezi (USSRC) ile özgün burs programı Honeywell Leadership Challenge Academy'nin düzenlediği programa bu yıl Türkiye'den iki lise öğrencisi katıldı.

Dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanında liderlik becerilerinin geliştirildiği akademide Türkiye'den Işık Baran Şandan ve Hasan Alp Yurter yer aldı.

Deneyimlerini AA muhabirine anlatan öğrencilerden Işık Baran Şandan, kampta beklediğinden daha fazla bilimsel deneye katıldığını, özellikle uzay mekiği görev simülasyonu ve model roket yapımı gibi görevlerin heyecan verici olduğunu söyledi. 

Gerçek astronotlarla tanışma ve deneyimlerini öğrenme fırsatını bulduklarını dile getiren Şandan, "Kamp boyunca bilimsel çalışmaların yanı sıra ekip çalışmasının ve sosyal becerilerin önemini de anlama fırsatını yakaladım." dedi. 

Kampta dünyanın en büyük uzay müzelerinden birinin de bulunduğunu kaydeden Şandan, burada ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından pek çok uzay görevlerinde kullanılmış astronot kıyafetlerinden ay taşlarına, uzaydan dönmüş bir kapsülden astronotların kullandıkları simülatörlere kadar çok ilginç objeler sergilendiğini aktardı. 

Şandan, müzede gördüklerinin arasında kendisini en çok etkileyenlerin tam boyutlu bir "Satürn V Roketi" ile tam boyutlu ve test için kullanılan gerçek bir uzay mekiği olduğunu belirtti.

- "Uzay yolculuklarına yemek hazırlayabilirim"

Öğrencilerden Hasan Alp Yurter de program sırasında kullandıkları araçların kendisini uzaydaymış gibi hissettirdiğini söyledi.

Özellikle ay yürüyüşünden çok etkilendiğini söyleyen Yurter, çok güzel bir deneyim yaşadığını vurgulayarak, "Öğrendiğim sorun çözme tekniğiyle ilgili aktiviteleri hayatımın her alanında kullanabileceğim. İlgi alanım gastronomi. Belki de ilerde uzay yolculuklarında nasıl bir yemek yapılabileceğiyle ilgili bir şeyler geliştirebilirim." dedi. 

Programa seçildiğinde ilk önce bu duruma inanamadığını anlatan Yurter, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen diğer öğrencilerle nasıl anlaşacağının korkusunu yaşadığını fakat programa gittiğinde hayatı boyunca unutamayacağı dostluklar ve tecrübeler edindiğini söyledi.

Bu yıl 41 ülkeden 292 öğrencinin katıldığı program, ABD'nin Alabama eyaletindeki Huntsville şehrinde yer alan ABD Uzay ve Roket Merkezi'nde gerçekleştirildi. 

Muhabir Sefa Şengül
Redaktör Erdal Çelikel
Yayınlayan Nevbahar Kabaklı

ANKARA (AA) - Bilim adamları ilk kez uzaydaki bir kara deliği görüntülemeyi başardı.

Uluslararası Olay Ufku Teleskobu projesi kapsamında bir araya gelen bilim adamları, Dünya'ya 53 milyon ışık yılı mesafedeki Başak (Virgo) takım yıldızındaki M87 Galaksi'sinin merkezindeki süper masif kara deliğin fotoğrafını yayımladı. Fotoğrafta kara deliğin "olay ufku" olarak adlandırılan, kütle çekiminin en güçlü olduğu eşik bölgesi görülebiliyor.

Bilim adamları dünyanın farklı yerlerindeki radyo teleskoplarla elde edilen X-ışını verilerini birleştirerek oluşturdukları imajı dünyanın 5 kentinde eş zamanlı basın toplantılarıyla kamuoyuna duyurdu.

Fotoğrafta süper masif kara deliğin çekim alanına giren ışığın bükülmeleri görülebiliyor.

Fotoğraf, bilim tarihinin ilk kara delik görüntüsü olarak kayıtlara geçti.

Bilim adamları, fotoğrafın ilk kez Albert Enstein'ın yirmi yüzyılın başında Genel Görelilik Kuramı bağlamında var olduğunu öne sürdüğü kara delikler konusunda yapılan ilk doğrudan gözlem olduğunu kaydetti.

Brüksel'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Araştırma, Bilim ve İnovasyondan Sorumlu Üyesi Carlos Moedas, kara delik görüntüsünün insanlık için büyük bir bilimsel buluş olduğunu söyledi.

Bilim tarihinin "bu görüntü öncesi ve sonrası" olarak ikiye ayrılacağını belirten Moedas, "Bu projeye katkı sağladığı için Avrupa'yla gurur duyuyorum." dedi.

Moedas, projenin kara deliklerin varlığı hakkında görsel kanıt sağladığını anlattı.

Hayallerin bilime ilham verdiğini ve kara deliklerin uzun zamandan beri insanlarda merak uyandırdığını vurgulayan Moedas, bilim insanlarının katkısı sayesinde kara deliklerin varlığının artık sadece teorik olmadığını vurguladı.

Muhabir Emre Aytekin,Ata Ufuk Şeker
Yayınlayan Hasan Hüseyin Köşger

Orta Doğu Teknik (ODTÜ), Çankaya ve Başkent Üniversitelerinin mühendislik öğrencileri, NASA tarafından desteklenen dünya çapındaki en prestijli model uydu yarışması CanSat'ta ilk 40 üniversite arasında yer alarak finalde Türkiye'yi temsil etme hakkı kazandı.

Amerikan Astronomi Topluluğu (AAS), Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile çok uluslu ileri teknoloji ve havacılık şirketi Lockheed Martin tarafından düzenlenen yarışmada, takımlarıyla ön elemeyi geçen ODTÜ, Çankaya ve Başkent Üniversitelerinden öğrenciler, final ayağında Teksas'a giderek uydu prototiplerini roketlerle gökyüzüne fırlatacak.

Dünya genelinde 100'ün üzerinde üniversitenin katıldığı yarışmada ilk kez yer alan ve 97 puanla 14'üncü sıraya yerleşen Çankaya Üniversitesi Elektrik-Elektronik, Bilgisayar ve Makina Mühendisliği öğrencilerinden oluşan 11 kişilik "CanBee" takımının elde ettiği başarıya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Çankaya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Selçuk Geçim, öğrencilerin bu tip çalışma ve projelerine çok değer verdiklerini söyledi.

Prof. Dr. Geçim, öğrencilerin yarışmada böyle bir derece almalarının heyecan verici olduğunu, bunun ilerideki iş hayatlarına da olumlu katkılar sağlayacağını belirterek, üniversite olarak bu tip bilimsel çalışmaları her zaman desteklediklerinin altını çizdi.

Türkiye'nin uzay ve havacılık alanındaki hedeflerine dikkati çeken Geçim, "Lisans öğrencileri seviyesinde böyle bir teşebbüs bu açıdan değerlendirildiğinde daha fazla önem kazanıyor. Ülkemizin, Sayın Cumhurbaşkanının da koyduğu hedeflere yönelmesi anlamında da ileri, öğrencilere umut veren bir adım. Öğrenciler, geleceğe umutla bakmalılar, güzel şeyler de oluyor ülkemizde." değerlendirmesinde bulundu.

"Dünya çapında tanınma şansına sahip oluyorsunuz"

"CanBee" takımının liderliğini Çankaya Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Sühan Mergen ile yürüten, aynı bölümde araştırma görevlisi Eyüp Koçak, her yıl düzenlenen yarışmada uzay teknolojisinde karşılaşılan problemlerin modellenerek lisans seviyesindeki öğrencilere sunulduğunu ifade etti.

Koçak, 25'in üzerinde ülkeden katılım olan yarışmaya 6 ay hazırlandıklarını dile getirerek "Yarışmanın maddi değil ama oldukça büyük manevi bir ödülü var. Prestiji ödülü getiriyor. NASA ve Lockheed Martin'in verdiği bir prestije, üniversite olarak dünya çapında tanınma şansına sahip oluyorsunuz. Ekibiniz kendisini multidisipliner bir yarışmada ispatlamış oluyor ki en büyük getirisi bizce bu. Öğrencilerimiz, artık gerçek bir projede çalışabilecek kapasiteye sahip olduklarını ispatlamış oluyorlar." dedi.

Yarışmada bu yılın konusunun bir gezegene pasif kontrollü iniş yapan bir aracı kapsadığını belirten Koçak, hazırlanan prototipin Teksas'ta 1 kilometre yükseğe fırlatılacağını, ardından roketten ayrılıp paraşütün açılması sonrasında yere pasif iniş gerçekleştireceğini kaydetti.

"Öz geçmişlerinde ilk sıraya koyabilecekleri bir başarı"

Takımdaki 11 kişinin birbirine kenetlendiğini ve başarının bu takım çalışmasıyla geldiğini vurgulayan Koçak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öğrencilerimiz açısından bu yarışmanın en büyük faydası kendilerini uluslararası alanda ispatlamış olmaları. Bu bizi oldukça mutlu ediyor. Öz geçmişlerinde ilk sıraya koyabilecekleri bir başarı oluyor. Bu aşamaya gelmemizdeki en büyük etken takım ruhunun yanı sıra üniversitemizin, hocalarımızın desteği. Onların bize verdiği bu destekle öğrencilerimiz bu şansı yakaladılar. Kendilerine verilen bu şansı oldukça iyi kullandılar. Gelecekte de çok daha iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyoruz."

Yarışmaya katılan Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Halil Uğur Bayezit de "Ekip arkadaşlarımızla birbirimizi daha önce tanımıyorduk. Proje için ortak bir amaç uğruna birlikte hareket etmeye başladık. Proje kapsamında sadece bir uydu prototipi çıkarmak değil aslında bizim bundan sonraki mesleki hayatımıza yönelik olarak da sorunlarla nasıl baş etmemiz gerektiğini, stres yönetimini öğreten bir okul gibi oldu." şeklinde konuştu.

Prototipin elektronik ve mekanik kısımdan oluştuğunu dile getiren Bayezit, yarışmanın final ayağına ilişkin, "Ekip olarak aile gibi olduk. Hocalarımızın ve okulumun bize güveni de tam. Yarışmadan birincilikle döneceğimize inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

ODTÜ Göksat Uydu takımı da büyük yarışta boy gösterecek

ODTÜ Göksat Uzay Takımı da yarışmaya Türkiye'den katılacak üniversiteler arasındaki yerini aldı. Takım lideri ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğrencisi Mücahit Taşdemir, finalde birinciliği Türkiye'ye kazandırmayı hedefe koyduklarını belirterek, takım olarak çalışmalarına son hızla ve tam motivasyonla devam ettiklerini söyledi.

Ekiplerinde 7 Havacılık ve Uzay Mühendisliği ve 5 Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin bulunduğunu aktaran Taşdemir, "Hayalimizi gerçekleştirmek için yola çıktığımız ekibimize 'Göksat' adını verdik ve uydumuzu göğe fırlatmanın hayalini yaşıyoruz." dedi.

"Hedef birincilik elde etmek"

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesinde 2017'de kurulan Model Uydu Topluluğu Parsy-Can takımı da Türkiye'den yarışmaya katılacak takımlardan biri oldu.

Parsy-Can, dünyada farklı ülkelerden katılan 100'ün üzerindeki üniversite takımları arasında 95,35 puanla ilk elemeyi geçerek dünya çapında büyük başarı elde etti.

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berna Dengiz de Parsy-Can takımı ile gurur duyduğunu belirterek takımın hikayesini şöyle anlattı:

"2017 yılında TÜRKSAT tarafından düzenlenen yarışmaya katılmak üzere teknoloji ile ilgili olduklarını bildiğim, yetenekli öğrencileri bir araya getirerek takımı kurdum. Takıma isim bulmamız gerekiyordu. Öğrencilerimizle tartışarak Başkent Üniversitesi maskotu olan 'Parsy'den esinlenerek takıma Parsy-Can adını verdik. Leopar alt türündeki büyük kedilerin Anadolu'daki son temsilcisi olan Anadolu Parsı Başkent Üniversitesinin maskotu. Bu nedenle takımın ismi Parsy-Can oldu."

Uydu Teknolojileri Derneği ve takımın ikinci danışmanı Prof. Dr. Sedat Nazlıbilek'in takımlarına eğitim desteği verdiğini dile getiren Dengiz, iki yıl gibi kısa bir süre içinde Parsy-Can takımının ulusal yarışmalarda önemli başarılara imza attığını belirtti.

Dengiz, "2017'de TÜRKSAT Model Uydu Yarışması'nda 4. olan takım, 2018'de TEKNOFEST kapsamında düzenlenen Model Uydu Yarışması'nda 3. oldu ve ödüllerini Cumhurbaşkanımızdan aldı. Şimdi bu başarıyı uluslararası alana taşıyarak, dünya üniversitelerinin takımları arasında yarışacaklar. Parsy-Can takımının hedefi, uluslararası yarışmada, dünya takımları arasında birinci olmak." dedi.

Dünyanın en prestijli model uydu yarışması

Türkçesi "kutu uydu" anlamına gelen "Can Satellite"in kısaltılmış hali olan ve 2004'ten bu yana düzenlenen CanSat, dünyanın en prestijli model uydu yarışması olarak görülüyor.

Uzay alanında tasarım, üretim ve fırlatma faaliyetlerini içeren bir yarışma olan CanSat'ta ön elemeyi geçen 40 üniversitenin takımları, 14-16 Haziran'da Teksas'ta final heyecanını yaşayacak.

Sadece üniversite öğrencilerine açık olan yarışmada, takımlardan akademik danışman takibinde, her yıl açıklanan görevi gerçekleştirebilecek uzay sistemlerini tasarlamaları, üretmeleri ve görevi icra etmeleri bekleniyor.

Eskişehir

Sosyal İletişim Uzmanı Doç. Dr. Levent Eraslan ve Edirne Emniyet Müdürü Ali Kemal Kurt, aileleri sanal ortamdaki tehlikelere karşı dikkatli olmaya çağırarak, ebeveynlerden çocuklarının internette ve sosyal medyada neler yaptıklarını iyi takip etmelerini önerdi.

Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal ağların insanların sadece birbirini bulduğu yerler olmadığının altını çizerek, ticaret, siyaset, ideoloji, teoloji, politika gibi birçok unsurun olduğu sosyal medyanın iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Dünya nüfusunun yarısının her gün online durumda olduğunu ifade eden Eraslan, şöyle konuştu:

"Türkiye'de 55 milyon kişi sosyal ağları kullanıyor. Bu çok büyük bir rakam. Annede, babada ve çocukta birer telefon varsa ve televizyon açıksa hele bu eylem genelde saat 20.00'den sonra oluyorsa gerçeklik yerini sanallığa bırakıyor. Ebeveynlerin çocuklarla yakın ilişki kurması çok önemli. Çocuğumuz sosyal medya ve dijital dünyadaki izlerini takip etmeliyiz. Bu takip çocuğu sürekli kontrol etme ve yasaklama çalışması olarak algılanmaması gerekiyor. Çocuğumuzun ne yaptığını bilmemiz lazım. Sosyal medya artık kriminal iletişim aracı oldu. Çocuklarımızın kriminal saat dilimi olan 02.00-05.00 arasında ne yaptığını izlememiz gerekiyor. Mutlaka çocuğumuzun sosyal ağlarda kimlerle görüştüğünü bilmeliyiz çünkü kötü niyetli kişiler, aynı yaştaymış gibi yaparak çocuğumuzu kandırıyor."

"Sosyal medyada mahremiyet önemli"

Eraslan, sosyal ağlarda konum paylaşımının dahi yapılmaması gerektiğine dikkati çekerek, "Çocuklarımızın kişisel bilgilerini, fotoğraflarını asla paylaşmamalıyız. Burada Japon aile modelini öneriyorum. Onlar asla fotoğraf paylaşmıyorlar. Japon aile modelinde mahremiyet ön plandadır. Aile kendi kişisel bilgi ve özellikleri ile fotoğraflarını paylaşmaz. Sosyal medyada mahremiyet önemli. Mahremin kamusallaşmasıyla istismarın önü açılıyor. Çocuk istismarcılarının büyük bir çoğunluğu sosyal medyadan besleniyor." dedi.

Bu yüzden ailelere çocuklarının herhangi bir fotoğrafını sosyal medyada paylaşmamasını önerdiklerini vurgulayan Eraslan, bunun her açıdan önem taşıdığını söyledi.

Ailelerin çocuklarının psikolojik yapısını da incelemesi gerektiğini ifade eden Eraslan, çocuğun olağan akıştan düşüp, içine kapanık ya da hırçınlık ile notlarında düşme görülüyorsa bunun nedenin sosyal ağlar olabileceğini dile getirdi.

"Anne ve babalar yeni akımlardan haberdar olsun"

Eraslan, ebeveynlerin internette yayılan akımlardan haberdar olması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Çocuklarımızı odalarında telefon ya da bilgisayar ile baş başa bırakmamalıyız. Yeni yeni akımlar ve tehlikeli oyunlar ortaya çıkıyor. Bu durumla karşılaşanlar, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. ile durumu paylaşılmalıdır. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı bu konuda güzel çalışmalar yapıyor. Çocuklarımızın internet geçmişini de kontrol edelim. Sürekli internet geçmişi silen bir çocuk istenmeyen yerlerde geziyor olabilir. Çocukları gerçek dünyadan da koparmamalıyız. Alışveriş merkezleri ya da kapalı alanların dışındaki yerlerde çocukların vakit geçirmesi gerekiyor. Çocuk telefonda Google Earth'ten dünyayı görebiliyor ancak bir yerden bir yere gidemiyor. Çocuklarımızla nitelikli vakit geçirmeliyiz. Serbest zamanlarınızı ne kadar nitelikli geçirirseniz kendinize olan efektif fayda da yükselir."

Milli Eğitim Bakanlığına da önemli görevlerin düştüğünü belirten Eraslan, "Medya okur-yazarlığı dersinin güncellenmesini şiddetle öneriyorum. Cumhurbaşkanlığımıza bağlı sosyal medya izleme merkezi kurulmalıdır. ABD'de sosyal medyayla ilgili 8, İngiltere de 3 ayrı yapı var." dedi.

Güvenli internet için filtre önerisi

Edirne Emniyet Müdürü Ali Kemal Kurt, Asayiş Şube Müdürlüğü ve Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğünce kentte belli aralıklarla düzenlenen huzur toplantılarında, ailelere çocuklarını kötü alışkanlıklardan ve sanal ortamdaki tehlikelerden uzak tutmak için neler yapacakları konusunda bilgi veriyor.

Mahalle sakinleriyle kahvehanelerde düzenlenen toplantılarda buluşan Kurt, "Mavi Balina" gibi tehlikeli oyunlara karşı ebeveynleri uyarıyor.

Bu oyunları oynayan çocukların gerçek ile hayali karıştırabildiğine dikkati çeken Kurt, çocukların bu tür oyunlardan uzak tutulması gerektiğini vurguluyor.

Kurt, ailelerin çocuklarının güvenli internet kullanması için önlemler alması gerektiğine dikkati çekerek, "Anne, babalar çocuğun kullanabileceği interneti, girebileceği siteleri belirleyebiliyor. Seçici programlardan bunu filtreleyebiliyorlar. Çocuğun girdiği siteleri ve kullandığı programları takip etmekte fayda var." dedi.

Polisten "sanal kumar" uyarısı

Sanal dünyada işlenen suçların artış gösterdiğine dikkati çeken Kurt, "Bu konulardan bir tanesi de yasa dışı bahis ile ilgilidir. Sanal dünya üzerinden yapılan yasa dışı bahis olayları ile karşılaşıyoruz. İnsanlarımız bundan dolayı da mağdur olabiliyor. Maalesef sanal kumar üzerinden de çok fazla kara para dönüyor." diye konuştu.

Suç kaynaklarının takibi ve önlenmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini aktaran Kurt, sanal kumar oynamanın kanun kapsamında suç olduğunu vurguladı.

"İnternet üzerinden dolandırıcılık"

Kurt, dolandırıcıların son yıllarda interneti kullanarak sosyal medya üzerinden dolandırıcılık yaptıklarını anlattı.

Vatandaşlarla iletişime geçen dolandırıcıların özellikle kredi kartı bilgilerini istediklerini ifade eden Kurt, şunları kaydetti:

"Vatandaşlarımızla iletişime geçen sanal dolandırıcılar bu ortamı kullanarak 'kredi kartı aidatını iade edeceğiz' veya 'bonus kazandınız' diyerek kredi kartı şifresi isteyebiliyor. Vatandaşın birtakım bilgileri eline ulaştığı için bu durumdan dolayı da mağduriyetler yaşanabiliyor. Sosyal medya paylaşımları ve vatandaşın grup içerisinde çalışmaları internet üzerinden işlenen bir başka suç şekli. Vatandaşın grup içerisinde başka kişilere ve kurumlara karşı suç olabilecek, hakaret, tehdit niteliğinde paylaşımlar yapması da suç kapsamına giriyor. Bu durumlar da mağduriyetlere sebep olabiliyor."

Kurt, özellikle gençlerin sosyal medya üzerinden kişisel bilgilerin ve özel hayatın gizliliğini ihlali konusunda suç işleyebildiğini dile getirdi.

"Emniyet teşkilatı teknolojiyi çok iyi kullanıyor"

Ali Kemal Kurt, emniyet teşkilatının teknolojiyi çok iyi kullanan kurumlardan biri olduğunu vurguladı.

Emniyet teşkilatının sanal dünyayı yakından izlediğini ifade eden Kurt, şu bilgileri verdi:

"İnternette suç içeriği olabilecek örgütsel paylaşımlar ve gruplaşmaların takibi yapılıyor. Suç işleyen kişileri önlemeye ve tespiti anlamındaki çalışmalarımızı yürütüyoruz. Hepsini de tespit edip gerekli mercilere bunları iletiyoruz. Bu konularla ilgili bilinçlendirme çalışmalarımız da yoğun şekilde devam ediyor. Özellikle okullarda milli eğitim müdürlükleriyle koordineli olarak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarımız devam ediyor. Yine mahalle toplantılarımızı kahvelerde gerçekleştiriyoruz. Bu konularla ilgili hazırladığımız broşürleri vatandaşlarımıza iletiyor ve onların isteklerini dinliyoruz. Emniyetimizin yayın yoluyla da bilinçlendirme çalışmaları devam etmektedir."

Kocaeli

Almanya'da dünyanın önde gelen otomotiv şirketinde mühendis olarak iş hayatına atılan 34 yaşındaki Cihan Şahin, Türkiye'de 2012'de kurduğu robotik ve otomasyon çözümleri alanındaki firmasıyla endüstriyel yazılım ihracatı gerçekleştiriyor.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Mekatronik Mühendisliğini 2003 yılında kazanan Cihan Şahin (34), birinci sınıfı tamamlamasının ardından Almaya'daki Bochum Üniversitesine kayıt yaptırdı.

Şahin, üniversiteyi bitirmesinin ardından Almanya'da dünyanın önde gelen bir otomotiv firmasında iş hayatına başladı. Daha sonraki yıllarda Almanya'nın Troisdorf şehrinde kurduğu CDS Robotik Otomasyon firmasında çalışma hayatını sürdüren Şahin, bir süre sonra firmasını Türkiye'ye taşımaya karar verdi.

Şahin, ilk olarak Bolu, daha sonraki yıllarda sanayi kenti Kocaeli'ye taşıdığı firmasıyla başta Almanya olmak üzere Çin, Meksika, İtalya gibi otomotiv devlerinin bulunduğu ülkelere standart robotik yazılımları ihraç etti.

"Yılda 5-10 milyon avro ciro yapmaktayız"

CDS Robotik Otomasyon Genel Müdürü Cihan Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de 7 yıldır robotlu kaynak teknolojileri, robotlu üretim teknolojileri, robotlu otomasyon alanları üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Yenilikçi ve Ar-Ge tabanlı çalışmalar yaptıklarını anlatan Şahin, "2003 yılında Kocaeli Üniversitesi Mekatronik Mühendisliğini kazandım, burada okuduğum dönemde Almaya'ya ikinci diploma almaya gittim. Almanya'da üniversiteyi bitirdikten sonra Türkiye'deki üniversitemi de bitirdim. Daha sonra Almanya'daki firmalarda çalışmaya başladım." diye konuştu.

Otomotiv firmalarında robotlu kaynak teknolojilerinde uzmanlık kazandığını dile getiren Şahin, şunları kaydetti:

"Daha sonra Almanya'da çalıştığım firma beni Türkiye'deki bir firmaya iş yapmaya yolladı. O zaman şuna karar verdim, 'Türkiye'de işi biz yapıyoruz, Türk firma, Türk mühendis iş yapıyor ama aradan parayı Alman firma kazanıyor.' Bu nedenle 2012 yılında Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yapmaya karar verdim. 2012 yılında da Türkiye'de şirketimizi kurduk. İlk etapta 2 mühendisle başladığımız faaliyetlerimize şu an 14 tane Ar-Ge mühendisiyle devam ediyoruz. Yılda 5-10 milyon avro ciro yapmaktayız. Bu yıl Samsun'da Türkiye'nin en hızlı büyüyen 100 şirketi açıklandı. Biz Türkiye'de en hızlı büyüyen 7'nci firma olduk, gurur yaşadık. Ödülümüzü de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın elinden aldık."

"Memleket için bir şeyler yapmanın vakti geldi"

Türkiye'ye döndüğü için mutlu olduğunu dile getiren Şahin, "Memleket için bir şeyler yapmanın vakti geldiğini, memleket için yararlı olabileceğim bir seviyeye geldiğimizi düşündüğüm için Türkiye'ye dönme kararı aldım. İyi ki dönmüşüm, bence herkesin belirli bir seviyeye geldikten sonra memlekete faydalı olabilmek için dönmesi gerekiyor. Yurt dışında edindiği bilgi, birikim ve tecrübeleri Türkiye için kullanmak üzere gelmek zorunda herkes" diye konuştu.

Almanya'ya standart yazılımlar ihraç ettiklerini ifade eden Şahin, şunları kaydetti:

"2014 yılında Çin'e standart yazılımlar satmaya başladık. 2014 yılında İtalya'daki iki firmaya standart robotik yazımları sattık. Geçtiğimiz yıl Meksika'ya bir iş yaptık, buradan bir arkadaşımız yazılım yapmak için oraya gitti. Biz dünyaya yazılım yapmaya devam ediyoruz ama biz bunu bir adım öteye götürüp artık dünyaya hazır paket yazılım çözümleri sunmayı amaçlıyoruz. Hedeflerimizin aslında daha başında bile değiliz. Çok yüksek hedefler koymaya çalışıyoruz, bizim birincil hedefimiz dünyada var olmayan sistemler yapmak."

Eskişehir

Anadolu Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı, sanal ortamın özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Gerçek dünyada insanların konuştuğu dil ile sanal dünyadakiler arasında çok büyük farklar olduğunu vurgulayan Çomaklı, bu nedenle dijital ortamın dilini öğrenmek ve gelecek kuşaklara öğretmenin önemine işaret etti.

Çomaklı, dijital dünyanın dilini, kavramlarını, avantaj ve dezavantajlarını bilmeden bu ortama girenlerin "sudan çıkmış balığa döneceğini" dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, bizim için geri dönülemez bazı neticelere de sebebiyet verebilir. Özellikle neslimizi kendi kontrolümüzün dışında bir dünyaya teslim etmiş oluruz. Her milletin kendine göre kültürel kodları, hareket noktaları vardır. Biz bu dünyada hakim olamazsak ki biz eğitim kurumu olarak burada yer almak istiyoruz, dijital dünyada yer alamazsak çocuklarımız bizim kültürel kodlarımızdan ve toplumsal değerlerimizden uzaklaşarak bu dünyada başkalarının yönlendirdiği şekilde yaşayacaktır ve düşünecektir. Elbette ki bu dünyadan vazgeçmek mümkün değil."

"Dilini bilmezsek bu dünyada sadece figüran oluruz"

Dijital dünyada, AÜ olarak eğitim alanında yer almak istediklerini anlatan Çomaklı, bu dünyanın dilini de topluma öğretmeyi hedeflediklerine değindi.

Çağın çocuklarının teknolojiyle tanıştıkları için avantajlı, bu dünyanın dilini bilmemelerinden dolayı ise dezavantajlı olduğunu kaydeden Çomaklı, "Olayı yalnızca oyun ve sosyal medyadaki bazı internet siteleri gibi görenler aldanır. Buralar bu olayın yalnızca yüzde 5-10'luk kısmı." ifadelerini kullandı.

Sanal ortamın oyun, dijital para gibi boyutları, birçok ekonomik alanda oluşmuş kavramsal konuları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Çomaklı, "Bunları bilmeden bu dünyada yer alırsak yalnızca bu dünyada figüran oluruz, bu dünyanın hiçbir avantajından yararlanamayız, gelecek nesillere ve dünyanın gelişimine de katkıda bulunamayız. Nedeni ise bu dünyanın dilini bilemeyiz, bilmediğimiz için de kimseye faydamız olmaz." yorumunu yaptı.

"Çok büyük zararlar görebiliriz"

Çomaklı, ailelerin, yöneticiliğini sosyal medya ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Levent Eraslan'ın yaptığı Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezinden destek alabileceğini belirtti.

"Üniversite olarak, ailelerin çocuklarından önce bu dijital dünyanın dilini, avantaj ve dezavantajlarını öğrenmelerini istiyoruz." diyen Çomaklı, merkez aracılığıyla panel ve çalıştaylar düzenleyerek ellerinden geldiğince dijital dünya ile ilgili bilgi vermeye çalışacaklarını aktardı.

AÜ Rektörü Prof. Dr. Çomaklı, şöyle konuştu:

"Eskiden mahalle aralarında çelik çomak, futbol gibi oyunlar oynanıyordu. Tetris denilen basit dijital malzeme bile sayılmayacak oyunlar da vardı. Bu oyunların dilini biliyorduk ancak dijital dünyanın dilini bilmediğimiz gibi bunların oyunlarının dilini ve neler getirip götürdüğünü bilmediğimizden dolayı çocuklar ölmeye başlıyor, depresyona giriyorlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Neticelerinin ne olacağını bilmedikleri için 'oyun' deyip girdiğimiz için dilini bilmediğimizden dolayı neticesinde ölümü, hastalığı her şeyi ile karşılaşıyoruz. Bahsettiğimiz husus burada ortaya çıkıyor. Dilini bilmediğimiz bir sahaya girdiğimiz andan itibaren işin içinde oyun olsa bile neticesinde çok büyük zararlar görebiliriz. Ne söylediğini, ne yapmak istediğini bildiğimiz bir dünyaya girersek orada her şeyi lehimize çevirebiliriz."

İSTANBUL (AA) - ABD'li e-ticaret şirketi Amazon, insan sesini dinleyerek duygularını anlayabilen bir cihaz üzerine çalışıyor. Cihazın başarılı olması halinde şirkete e-ticarette büyük avantaj sağlaması bekleniyor.

Bloomberg sitesinde yer alan habere göre Amazon'un üzerinde çalıştığı yeni cihaz, sahip olduğu mikrofon sayesinde insanların duygu durumlarını anlayabilecek. Sitenin proje üzerinde çalışan bir kişiye dayandırdığı bilgiye göre, cihazın beta sürümü şu anda test edilirken, deneme ürününde tam olarak hangi teknik özelliklerin olduğu bilinmiyor.

Yeni teknolojinin Amazon'a daha başarılı hedef odaklı reklam vermesi ve kullanıcılara ürün tavsiye etmesi konusunda büyük fırsat tanıması tahmin ediliyor. Halihazırda kullanıcaların kişisel verilerini toplaması nedeniyle çok fazla eleştiriye hedef olan şirketin, yeni teknolojiyi kullanıma almasıyla mahremiyet konusunda daha fazla gündeme geleceği düşünülüyor.

Yeni cihaz ayrıca insan sesinde olağan dışı bir değişiklik veya kişilerin burnunu çekmesi gibi bir durum tespit ettiğinde, hastalığı tahmin edip, o hastalığa uygun bir yemeğin tarifini verebilecek. 

Amazon'un yeni projesinin ne zaman kullanılmaya başlanacağı belirsizliğini korurken Alphabet ve Microsoft gibi dünyanın büyük şirketleri görüntü, ses ve diğer girdilerden insanların duygularını anlayabilmek için teknolojiler geliştiriyor. 

 

Muhabir Abdulkadir Günyol
Yayınlayan Cevat Kışlalı

ANKARA (AA) - SEVGİ CEREN GÖKKOYUN - Teknolojinin olumsuz etkilerinin 1 yaş ve altı bebeklere kadar düştüğünü belirten uzmanlar, 2-3 yaş öncesi çocukların teknolojiyle tanıştırılmaması gerektiğine dikkati çekiyor.

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız faydaların yanı sıra kişilerin teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması, ölçüsüz ve sınırsız kullanım ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Teknolojik ürünlere ulaşılamadığında yoksunluk yaşanması olarak tanımlanan "teknoloji bağımlığı" da Türkiye'de genellikle internet ve sosyal medya gibi bağımlılıklarla kendisini gösteriyor.

Uzmanlara göre, teknolojiden olumsuz etkilenme yaşı günden güne düşerken, teknoloji bağımlılığının özellikle çocuk ve gençlerde, düşünce süreçlerinde bozulma, sosyal gelişimde gerilik, özgüven düşüklüğü, yüksek sosyal kaygı düzeyi ve saldırganlık eğilimi gibi zararları bulunuyor.

- "Teknoloji bağımlılıkları 5-6 yaşlarına kadar düştü"

İzmir Bakırçay Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selim Günüç, AA muhabirine, teknoloji bağımlığının internet, dijital oyun, çevrim içi bahis, akıllı telefon, sosyal medya, çevrim içi alışveriş gibi farklı türlerinin bulunduğunu söyledi.

Teknoloji bağımlılıklarına ilişkin farklı türlerin bulunmasının, bu bağımlılıkların görüldüğü popülasyonları ve hedef grupları birbirinden ayırdığını belirten Günüç, "Geçtiğimiz 5-10 yılda daha çok 12 yaşından sonra görülen teknoloji bağımlılıkları günümüzde 5-6 yaşlarına kadar düştü. Teknolojinin olumsuz etkilerinin 1 yaş ve altı bebeklere kadar düşmesi de kaygı verici." dedi.

Türkiye'de ve dünyada teknoloji bağımlılığının ciddiye alınmadığına dikkati çeken Günüç, son 15-20 yılda hem teknoloji bağımlılık oranının arttığını hem de bağımlılık yaşının düştüğünü bildirdi.

Günüç, teknoloji bağımlılık oranının toplumun eğitim düzeyi, ekonomi, politikalar, teknolojiye erişim, kültürel yapılar, aile yapıları, sosyal çevre ve olanaklar gibi birçok konudan etkilendiğine işaret ederek, "Teknoloji bağımlılığının önlenmesinde bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları haricinde, etkin ve çözüme yönelik çalışmalar dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de bulunmuyor. Teknoloji kullanımının çocukluğun erken dönemlerine kadar düşmüş olması, çocukluğunda teknolojiyi aşırı kullananların ilerleyen yaşamında yapılan bilinçlendirme çalışmalarının ya da verilen eğitimlerin işe yaramamasına sebep oluyor." diye konuştu.

- "Evdeki çocukları teknoloji oyalıyor"

Türkiye'de sosyal yaşam alanlarının ve olanakların yetersizliği nedeniyle ailelerin çocukları evde tutmak zorunda kaldığını vurgulayan Günüç, bu durumda evde kalmak zorunda olan çocukları teknolojinin oyaladığını dile getirdi.

Günüç, teknoloji bağımlılığıyla mücadelede en önemli görevin ailelere düştüğünü belirterek, şöyle konuştu:

"2-3 yaş öncesi çocukların teknolojiyle tanıştırılmaması gerekiyor. Çünkü son yıllarda yaptığımız çalışmalar, teknolojiyi kullanan 2-3 yaş altı bebeklerin adaptif becerilerinin bundan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Çocukluktan itibaren bağımlı olmadan önce bilinçli kullanım alışkanlığı kazanılmazsa ilerleyen yaşlarda sosyal çevre değişmediği için birey geçici olarak tedavi edilse bile geri döndüğünde bağımlılık nüksediyor. Gerek okullarda gerek sosyal yaşam alanlarında tatmin edici olanakların artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması da gerekiyor."

- Çocuklarda bilgisayar oyunu ve internet bağımlılığı yoğun

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necmi Eşgi de Türkiye'de teknoloji kullanımının artmasıyla teknoloji bağımlılığında da yükseliş olduğunu bildirdi.

Bağımlılık yaşının çok küçük yaşlara düştüğüne dikkati çeken Eşgi, şunları kaydetti:

"Günümüzde 0-2 yaşında tableti önünde yemek yiyen, tableti önünden alındığında hiç durmadan ağlayan, teknoloji bağımlısı bebekleri görmek mümkün. İlköğretim ve orta öğretim çağındaki çocuklarda daha çok bilgisayar oyun bağımlılığı, internet bağımlılığı, akıllı telefon bağımlılığı görülüyor. Lise çağındaki çocuklarda ise yaşlarına paralel olarak teknolojik bağımlılık kendini akıllı telefon, internet ve sosyal medya bağımlılığı olarak gösteriyor. Erişkinlerde online alışveriş, bahis, sosyal medya bağımlılıkları izleniyor. Meslek gruplarında da bu bağımlılık türlerine güncelden kopma, internetsiz kalma ekleniyor." dedi.

Eşgi, Türkiye'de her türlü bağımlılığı önlemek amacıyla kurulmuş Yeşilay gibi bir kurum bulunmasının ülke için şans olduğunu dile getirdi.

Önce bireysel sonra toplumsal bilinçlenmenin gerçekleştirilmesi için Yeşilay'ın ve üniversitelerin ülke çapında halkın yoğun katılımının sağlanacağı bilgilendirme toplantıları yapmasının önem taşıdığını vurgulayan Eşgi, tüm internet, sosyal medya, bilgisayar kullanıcısına ulaşılarak teknoloji bağımlılığı konusunda daha bilinçli olmalarının sağlanması gerektiğini kaydetti.


Muhabir Sevgi Ceren Gökkoyun
Redaktör Hakkı Kurban
Yayınlayan Tamer Toğanaş

ISTANBUL (AA) - TOLGA YANIK / MUSAB TURAN - ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Uluslararası Uzay İstasyonu'nu hack'leyen Siber Güvenlik Uzmanı Chris Roberts, "Dijital sistemleri korumak için alınan önlemler sistemlerin hack'lenmesini önleyemez. Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil." dedi.

NASA'yı ve birçok uçak sistemini hackleyen ve "uçak hackeri" olarak adlandırılan Siber Güvenlik Uzmanı Chris Roberts, Digital Age Summit'te AA muhabirlerinin sorularını cevapladı.

NASA'yı neden hack'lediği sorusunu, "Canım sıkılıyordu" diye cevaplayan Roberts, herhangi dev bir yapının siber açıklarını bulmaktan keyif aldığını söyledi.

NASA'nın sistemindeki iletişim protokollerinin iyileştirilmesi gerektiğini fark ettiğini anlatan Roberts, "Uydu ve kara arasındaki sistemlerin iletişim güvenliğinin iyi bir şekilde şifrelenmediğini tespit ettik. NASA’nın Uluslarası Uzay İstasyonu'nun giriş kontrollerini aşarak sisteme erişim sağlayabildik." ifadelerini kullandı.

Roberts, küresel ulaşım ağı, deniz yolu ağı ve diğer otoritelerin siber güvenlik konusuna ciddiyetle yaklaşmaları gerektiğini belirterek, sistemde "iyi hacker'ler" tarafından bulunan açıkların yardım alarak giderilmesi gerektiğini söyledi.

 

- "Hack aktivitelerimde yapmaya çalıştığım sistemin daha güvenli bir hale getirilmesini sağlamak"

 

Roberts, havacılıkta önemli siber güvenlik açıkları olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

"Her uçak bir motor sistemine sahip. Bu sistemler piyasada hizmet veren firmalar tarafından sağlanıyor. Uçak kime ait olursa olsun, uçağa dair veriler hizmet sağlayıcı firmanın kontrolünde. Uçağa dair iletişimin sağlandığı bu sistemler hack'lenebilir. 

Yeni uçakların her kanadında 10 binden fazla sensör bulunuyor. Bu sensörlerin de özel yazılımları var. Benim hack aktivitelerimde yapmaya çalıştığım, yapıların ve uçakların sahip olduğu her sistemin güvenilirliğini test etmek ve sistemin daha güvenli bir hale getirilmesini sağlamak."

 

- "Kendi başlarına çözemeyeceklerinin farkına vardılar"

Roberts, hava ulaşımıyla ilgili teknolojileri ilgi çekici bulduğunu belirterek, "Biz hava ve kara ulaşım sistemleriyle ile ilgili çeşitli araştırmalar yaptık. 2013 yılından bu yana hava ulaşımıyla ilgili yaptığımız araştırmalarımız sonucunda tespit ettiğimiz problemleri bu alanda hizmet veren şirketlerle paylaşmak istedik. Fakat onlar bizi dinlemedi. Onlar sistemlerinin mükemmel bir şekilde işlediğini ve bir problem olmadığını söylediler. Daha sonra ortadaki riskin farkına varan bazı gruplar bizi dinlemeye karar verdi." bilgilerini verdi.

Roberts, uçakların yer kontrol ve uçuş kontrol sistemlerinin kesinlikle hack'lenebilir sistemler olduğunu söyledi.

Geçen hafta Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği'nin (IATA) Barcelona’da düzenlediği ulaşım güvenliği konferansına katıldığını anlatan Roberts, konferansta, havacılık sektöründe kullanılan yazılımların güvenlik problemlerini dile getirdiğini aktardı.

Roberts, "Görüşlerimi dinlediler ve tespit ettiğim sorunları kendi başlarına çözemeyeceklerinin farkına vardılar." dedi.

 

- "Gemiler de hack'lenebilir"

 

Roberts, gemi taşımacılığının da hava taşımacılığına benzer bir biçimde hack'lenebilir yapıda olduğunu kaydetti. 

Bu sistemlerin daha iyi bir şekilde korunması gerektiğini anlatan Roberts, şunları kaydetti:

"Her geminin, uçaklarda olduğu gibi bir firmaya ait yazılım sistemi vardır. Bu yazılım sistemleri merkezleriyle devamlı iletişim halindedir. Bu noktada bu iletişim ağı hack'lenerek gemiye farklı komutlar verilebilir. Gemiler de hack'lenebilir. 

Gemilerin iletişim ağlarına girerek sistemlerine sızılabilir ve güvenlik açığı olan gemileri batırılabilir. Buna karşılık hiç kimse de bir önlem alamaz."

 

- "Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil"

 

Siyah, gri, beyaz şapkalı hacker sınıflandırmasına katılmadığını söyleyen Roberts, "İki seçenek var, ya hacker'siniz ya da suçlusunuz. Hack'lemenin amacı sistemin işleyişini anlamak ve sistemin açıklarının nasıl kapatılacağına dair sistemi yönetenlere yardımcı olmak. Bunun haricinde sisteme girip zarar vermek gibi yapacağınız tüm işlemler suçtur ve siz hacker değil bir suçlusunuzdur." değerlendirmesinde bulundu.

"Hack'lenmeyecek bir sistem yok." diyen Roberts, insanların tasarladığı dijital içeriklerin hatalar barındırdığını söyledi.

Roberts, "Örneğin yaşadığımız yerleri korumak için kapılar ve duvarlar yapıyoruz. Bunlar bizi korumaya yetiyor mu? Tabii ki hayır. Bunlar ilkel önlemler. Benzer şekilde dijital sistemleri korumak için alınan önlemler de sistemlerin hack'lenmesini önleyemez. Hack'lenemez denilebilecek bir sistem mevcut değil." yorumunu yaptı.

- IOS daha güvenli, Android daha özgür

 

Bir hacker ve siber güvenlik uzmanı olarak, IOS işletim sistemini kullanmayı tercih ettiğini ifade eden Roberts,  şöyle konuştu:

"Android platformu yapısı itibarıyla IOS'a göre daha açık bir sistem. Açık kodlu platformlar kullanıcıya daha fazla özgürlük sunması bakımından mükemmel. Fakat bu özgürlük alanına karşılık IOS'un kapalı yapısı, kullanıcıların zararlı uygulamalarla sistemin güvenliğini riske atmasını engelliyor.

IOS kullanıcılara daha güvenli bir ortam sunarken, android daha özgür fakat risk içeren bir ekosistem sunuyor. Eğer veri güvenliğini önemsiyorsanız, IOS diğer platformlara göre daha mantıklı bir seçim olur."

Chris Roberts, çalışmalarını harici disk üzerine kurulmuş bir sistem üzerinden yaptığı bilgisini vererek, "İşim bittiğinde diski çıkarıyorum. Bu disk sayesinde herhangi bir ülkede, herhangi bir bilgisayar aracılığıyla güvenilir bir şekilde bilgisayar kullanabiliyorum." dedi.

Muhabir Tolga Yanık,Musab Turan
Yayınlayan Cevat Kışlalı

ANKARA (AA) - SEFA ŞENGÜL - ABD Uzay ve Roket Merkezi (USSRC) ile özgün burs programı Honeywell Leadership Challenge Academy'nin düzenlediği programa bu yıl Türkiye'den iki lise öğrencisi katıldı.

Dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanında liderlik becerilerinin geliştirildiği akademide Türkiye'den Işık Baran Şandan ve Hasan Alp Yurter yer aldı.

Deneyimlerini AA muhabirine anlatan öğrencilerden Işık Baran Şandan, kampta beklediğinden daha fazla bilimsel deneye katıldığını, özellikle uzay mekiği görev simülasyonu ve model roket yapımı gibi görevlerin heyecan verici olduğunu söyledi. 

Gerçek astronotlarla tanışma ve deneyimlerini öğrenme fırsatını bulduklarını dile getiren Şandan, "Kamp boyunca bilimsel çalışmaların yanı sıra ekip çalışmasının ve sosyal becerilerin önemini de anlama fırsatını yakaladım." dedi. 

Kampta dünyanın en büyük uzay müzelerinden birinin de bulunduğunu kaydeden Şandan, burada ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından pek çok uzay görevlerinde kullanılmış astronot kıyafetlerinden ay taşlarına, uzaydan dönmüş bir kapsülden astronotların kullandıkları simülatörlere kadar çok ilginç objeler sergilendiğini aktardı. 

Şandan, müzede gördüklerinin arasında kendisini en çok etkileyenlerin tam boyutlu bir "Satürn V Roketi" ile tam boyutlu ve test için kullanılan gerçek bir uzay mekiği olduğunu belirtti.

- "Uzay yolculuklarına yemek hazırlayabilirim"

Öğrencilerden Hasan Alp Yurter de program sırasında kullandıkları araçların kendisini uzaydaymış gibi hissettirdiğini söyledi.

Özellikle ay yürüyüşünden çok etkilendiğini söyleyen Yurter, çok güzel bir deneyim yaşadığını vurgulayarak, "Öğrendiğim sorun çözme tekniğiyle ilgili aktiviteleri hayatımın her alanında kullanabileceğim. İlgi alanım gastronomi. Belki de ilerde uzay yolculuklarında nasıl bir yemek yapılabileceğiyle ilgili bir şeyler geliştirebilirim." dedi. 

Programa seçildiğinde ilk önce bu duruma inanamadığını anlatan Yurter, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen diğer öğrencilerle nasıl anlaşacağının korkusunu yaşadığını fakat programa gittiğinde hayatı boyunca unutamayacağı dostluklar ve tecrübeler edindiğini söyledi.

Bu yıl 41 ülkeden 292 öğrencinin katıldığı program, ABD'nin Alabama eyaletindeki Huntsville şehrinde yer alan ABD Uzay ve Roket Merkezi'nde gerçekleştirildi. 

Muhabir Sefa Şengül
Redaktör Erdal Çelikel
Yayınlayan Nevbahar Kabaklı

ANKARA (AA) - Bilim adamları ilk kez uzaydaki bir kara deliği görüntülemeyi başardı.

Uluslararası Olay Ufku Teleskobu projesi kapsamında bir araya gelen bilim adamları, Dünya'ya 53 milyon ışık yılı mesafedeki Başak (Virgo) takım yıldızındaki M87 Galaksi'sinin merkezindeki süper masif kara deliğin fotoğrafını yayımladı. Fotoğrafta kara deliğin "olay ufku" olarak adlandırılan, kütle çekiminin en güçlü olduğu eşik bölgesi görülebiliyor.

Bilim adamları dünyanın farklı yerlerindeki radyo teleskoplarla elde edilen X-ışını verilerini birleştirerek oluşturdukları imajı dünyanın 5 kentinde eş zamanlı basın toplantılarıyla kamuoyuna duyurdu.

Fotoğrafta süper masif kara deliğin çekim alanına giren ışığın bükülmeleri görülebiliyor.

Fotoğraf, bilim tarihinin ilk kara delik görüntüsü olarak kayıtlara geçti.

Bilim adamları, fotoğrafın ilk kez Albert Enstein'ın yirmi yüzyılın başında Genel Görelilik Kuramı bağlamında var olduğunu öne sürdüğü kara delikler konusunda yapılan ilk doğrudan gözlem olduğunu kaydetti.

Brüksel'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Araştırma, Bilim ve İnovasyondan Sorumlu Üyesi Carlos Moedas, kara delik görüntüsünün insanlık için büyük bir bilimsel buluş olduğunu söyledi.

Bilim tarihinin "bu görüntü öncesi ve sonrası" olarak ikiye ayrılacağını belirten Moedas, "Bu projeye katkı sağladığı için Avrupa'yla gurur duyuyorum." dedi.

Moedas, projenin kara deliklerin varlığı hakkında görsel kanıt sağladığını anlattı.

Hayallerin bilime ilham verdiğini ve kara deliklerin uzun zamandan beri insanlarda merak uyandırdığını vurgulayan Moedas, bilim insanlarının katkısı sayesinde kara deliklerin varlığının artık sadece teorik olmadığını vurguladı.

Muhabir Emre Aytekin,Ata Ufuk Şeker
Yayınlayan Hasan Hüseyin Köşger

Orta Doğu Teknik (ODTÜ), Çankaya ve Başkent Üniversitelerinin mühendislik öğrencileri, NASA tarafından desteklenen dünya çapındaki en prestijli model uydu yarışması CanSat'ta ilk 40 üniversite arasında yer alarak finalde Türkiye'yi temsil etme hakkı kazandı.

Amerikan Astronomi Topluluğu (AAS), Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile çok uluslu ileri teknoloji ve havacılık şirketi Lockheed Martin tarafından düzenlenen yarışmada, takımlarıyla ön elemeyi geçen ODTÜ, Çankaya ve Başkent Üniversitelerinden öğrenciler, final ayağında Teksas'a giderek uydu prototiplerini roketlerle gökyüzüne fırlatacak.

Dünya genelinde 100'ün üzerinde üniversitenin katıldığı yarışmada ilk kez yer alan ve 97 puanla 14'üncü sıraya yerleşen Çankaya Üniversitesi Elektrik-Elektronik, Bilgisayar ve Makina Mühendisliği öğrencilerinden oluşan 11 kişilik "CanBee" takımının elde ettiği başarıya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Çankaya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Selçuk Geçim, öğrencilerin bu tip çalışma ve projelerine çok değer verdiklerini söyledi.

Prof. Dr. Geçim, öğrencilerin yarışmada böyle bir derece almalarının heyecan verici olduğunu, bunun ilerideki iş hayatlarına da olumlu katkılar sağlayacağını belirterek, üniversite olarak bu tip bilimsel çalışmaları her zaman desteklediklerinin altını çizdi.

Türkiye'nin uzay ve havacılık alanındaki hedeflerine dikkati çeken Geçim, "Lisans öğrencileri seviyesinde böyle bir teşebbüs bu açıdan değerlendirildiğinde daha fazla önem kazanıyor. Ülkemizin, Sayın Cumhurbaşkanının da koyduğu hedeflere yönelmesi anlamında da ileri, öğrencilere umut veren bir adım. Öğrenciler, geleceğe umutla bakmalılar, güzel şeyler de oluyor ülkemizde." değerlendirmesinde bulundu.

"Dünya çapında tanınma şansına sahip oluyorsunuz"

"CanBee" takımının liderliğini Çankaya Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Sühan Mergen ile yürüten, aynı bölümde araştırma görevlisi Eyüp Koçak, her yıl düzenlenen yarışmada uzay teknolojisinde karşılaşılan problemlerin modellenerek lisans seviyesindeki öğrencilere sunulduğunu ifade etti.

Koçak, 25'in üzerinde ülkeden katılım olan yarışmaya 6 ay hazırlandıklarını dile getirerek "Yarışmanın maddi değil ama oldukça büyük manevi bir ödülü var. Prestiji ödülü getiriyor. NASA ve Lockheed Martin'in verdiği bir prestije, üniversite olarak dünya çapında tanınma şansına sahip oluyorsunuz. Ekibiniz kendisini multidisipliner bir yarışmada ispatlamış oluyor ki en büyük getirisi bizce bu. Öğrencilerimiz, artık gerçek bir projede çalışabilecek kapasiteye sahip olduklarını ispatlamış oluyorlar." dedi.

Yarışmada bu yılın konusunun bir gezegene pasif kontrollü iniş yapan bir aracı kapsadığını belirten Koçak, hazırlanan prototipin Teksas'ta 1 kilometre yükseğe fırlatılacağını, ardından roketten ayrılıp paraşütün açılması sonrasında yere pasif iniş gerçekleştireceğini kaydetti.

"Öz geçmişlerinde ilk sıraya koyabilecekleri bir başarı"

Takımdaki 11 kişinin birbirine kenetlendiğini ve başarının bu takım çalışmasıyla geldiğini vurgulayan Koçak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öğrencilerimiz açısından bu yarışmanın en büyük faydası kendilerini uluslararası alanda ispatlamış olmaları. Bu bizi oldukça mutlu ediyor. Öz geçmişlerinde ilk sıraya koyabilecekleri bir başarı oluyor. Bu aşamaya gelmemizdeki en büyük etken takım ruhunun yanı sıra üniversitemizin, hocalarımızın desteği. Onların bize verdiği bu destekle öğrencilerimiz bu şansı yakaladılar. Kendilerine verilen bu şansı oldukça iyi kullandılar. Gelecekte de çok daha iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyoruz."

Yarışmaya katılan Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Halil Uğur Bayezit de "Ekip arkadaşlarımızla birbirimizi daha önce tanımıyorduk. Proje için ortak bir amaç uğruna birlikte hareket etmeye başladık. Proje kapsamında sadece bir uydu prototipi çıkarmak değil aslında bizim bundan sonraki mesleki hayatımıza yönelik olarak da sorunlarla nasıl baş etmemiz gerektiğini, stres yönetimini öğreten bir okul gibi oldu." şeklinde konuştu.

Prototipin elektronik ve mekanik kısımdan oluştuğunu dile getiren Bayezit, yarışmanın final ayağına ilişkin, "Ekip olarak aile gibi olduk. Hocalarımızın ve okulumun bize güveni de tam. Yarışmadan birincilikle döneceğimize inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

ODTÜ Göksat Uydu takımı da büyük yarışta boy gösterecek

ODTÜ Göksat Uzay Takımı da yarışmaya Türkiye'den katılacak üniversiteler arasındaki yerini aldı. Takım lideri ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğrencisi Mücahit Taşdemir, finalde birinciliği Türkiye'ye kazandırmayı hedefe koyduklarını belirterek, takım olarak çalışmalarına son hızla ve tam motivasyonla devam ettiklerini söyledi.

Ekiplerinde 7 Havacılık ve Uzay Mühendisliği ve 5 Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin bulunduğunu aktaran Taşdemir, "Hayalimizi gerçekleştirmek için yola çıktığımız ekibimize 'Göksat' adını verdik ve uydumuzu göğe fırlatmanın hayalini yaşıyoruz." dedi.

"Hedef birincilik elde etmek"

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesinde 2017'de kurulan Model Uydu Topluluğu Parsy-Can takımı da Türkiye'den yarışmaya katılacak takımlardan biri oldu.

Parsy-Can, dünyada farklı ülkelerden katılan 100'ün üzerindeki üniversite takımları arasında 95,35 puanla ilk elemeyi geçerek dünya çapında büyük başarı elde etti.

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berna Dengiz de Parsy-Can takımı ile gurur duyduğunu belirterek takımın hikayesini şöyle anlattı:

"2017 yılında TÜRKSAT tarafından düzenlenen yarışmaya katılmak üzere teknoloji ile ilgili olduklarını bildiğim, yetenekli öğrencileri bir araya getirerek takımı kurdum. Takıma isim bulmamız gerekiyordu. Öğrencilerimizle tartışarak Başkent Üniversitesi maskotu olan 'Parsy'den esinlenerek takıma Parsy-Can adını verdik. Leopar alt türündeki büyük kedilerin Anadolu'daki son temsilcisi olan Anadolu Parsı Başkent Üniversitesinin maskotu. Bu nedenle takımın ismi Parsy-Can oldu."

Uydu Teknolojileri Derneği ve takımın ikinci danışmanı Prof. Dr. Sedat Nazlıbilek'in takımlarına eğitim desteği verdiğini dile getiren Dengiz, iki yıl gibi kısa bir süre içinde Parsy-Can takımının ulusal yarışmalarda önemli başarılara imza attığını belirtti.

Dengiz, "2017'de TÜRKSAT Model Uydu Yarışması'nda 4. olan takım, 2018'de TEKNOFEST kapsamında düzenlenen Model Uydu Yarışması'nda 3. oldu ve ödüllerini Cumhurbaşkanımızdan aldı. Şimdi bu başarıyı uluslararası alana taşıyarak, dünya üniversitelerinin takımları arasında yarışacaklar. Parsy-Can takımının hedefi, uluslararası yarışmada, dünya takımları arasında birinci olmak." dedi.

Dünyanın en prestijli model uydu yarışması

Türkçesi "kutu uydu" anlamına gelen "Can Satellite"in kısaltılmış hali olan ve 2004'ten bu yana düzenlenen CanSat, dünyanın en prestijli model uydu yarışması olarak görülüyor.

Uzay alanında tasarım, üretim ve fırlatma faaliyetlerini içeren bir yarışma olan CanSat'ta ön elemeyi geçen 40 üniversitenin takımları, 14-16 Haziran'da Teksas'ta final heyecanını yaşayacak.

Sadece üniversite öğrencilerine açık olan yarışmada, takımlardan akademik danışman takibinde, her yıl açıklanan görevi gerçekleştirebilecek uzay sistemlerini tasarlamaları, üretmeleri ve görevi icra etmeleri bekleniyor.

Eskişehir

Sosyal İletişim Uzmanı Doç. Dr. Levent Eraslan ve Edirne Emniyet Müdürü Ali Kemal Kurt, aileleri sanal ortamdaki tehlikelere karşı dikkatli olmaya çağırarak, ebeveynlerden çocuklarının internette ve sosyal medyada neler yaptıklarını iyi takip etmelerini önerdi.

Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal ağların insanların sadece birbirini bulduğu yerler olmadığının altını çizerek, ticaret, siyaset, ideoloji, teoloji, politika gibi birçok unsurun olduğu sosyal medyanın iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Dünya nüfusunun yarısının her gün online durumda olduğunu ifade eden Eraslan, şöyle konuştu:

"Türkiye'de 55 milyon kişi sosyal ağları kullanıyor. Bu çok büyük bir rakam. Annede, babada ve çocukta birer telefon varsa ve televizyon açıksa hele bu eylem genelde saat 20.00'den sonra oluyorsa gerçeklik yerini sanallığa bırakıyor. Ebeveynlerin çocuklarla yakın ilişki kurması çok önemli. Çocuğumuz sosyal medya ve dijital dünyadaki izlerini takip etmeliyiz. Bu takip çocuğu sürekli kontrol etme ve yasaklama çalışması olarak algılanmaması gerekiyor. Çocuğumuzun ne yaptığını bilmemiz lazım. Sosyal medya artık kriminal iletişim aracı oldu. Çocuklarımızın kriminal saat dilimi olan 02.00-05.00 arasında ne yaptığını izlememiz gerekiyor. Mutlaka çocuğumuzun sosyal ağlarda kimlerle görüştüğünü bilmeliyiz çünkü kötü niyetli kişiler, aynı yaştaymış gibi yaparak çocuğumuzu kandırıyor."

"Sosyal medyada mahremiyet önemli"

Eraslan, sosyal ağlarda konum paylaşımının dahi yapılmaması gerektiğine dikkati çekerek, "Çocuklarımızın kişisel bilgilerini, fotoğraflarını asla paylaşmamalıyız. Burada Japon aile modelini öneriyorum. Onlar asla fotoğraf paylaşmıyorlar. Japon aile modelinde mahremiyet ön plandadır. Aile kendi kişisel bilgi ve özellikleri ile fotoğraflarını paylaşmaz. Sosyal medyada mahremiyet önemli. Mahremin kamusallaşmasıyla istismarın önü açılıyor. Çocuk istismarcılarının büyük bir çoğunluğu sosyal medyadan besleniyor." dedi.

Bu yüzden ailelere çocuklarının herhangi bir fotoğrafını sosyal medyada paylaşmamasını önerdiklerini vurgulayan Eraslan, bunun her açıdan önem taşıdığını söyledi.

Ailelerin çocuklarının psikolojik yapısını da incelemesi gerektiğini ifade eden Eraslan, çocuğun olağan akıştan düşüp, içine kapanık ya da hırçınlık ile notlarında düşme görülüyorsa bunun nedenin sosyal ağlar olabileceğini dile getirdi.

"Anne ve babalar yeni akımlardan haberdar olsun"

Eraslan, ebeveynlerin internette yayılan akımlardan haberdar olması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Çocuklarımızı odalarında telefon ya da bilgisayar ile baş başa bırakmamalıyız. Yeni yeni akımlar ve tehlikeli oyunlar ortaya çıkıyor. Bu durumla karşılaşanlar, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. ile durumu paylaşılmalıdır. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı bu konuda güzel çalışmalar yapıyor. Çocuklarımızın internet geçmişini de kontrol edelim. Sürekli internet geçmişi silen bir çocuk istenmeyen yerlerde geziyor olabilir. Çocukları gerçek dünyadan da koparmamalıyız. Alışveriş merkezleri ya da kapalı alanların dışındaki yerlerde çocukların vakit geçirmesi gerekiyor. Çocuk telefonda Google Earth'ten dünyayı görebiliyor ancak bir yerden bir yere gidemiyor. Çocuklarımızla nitelikli vakit geçirmeliyiz. Serbest zamanlarınızı ne kadar nitelikli geçirirseniz kendinize olan efektif fayda da yükselir."

Milli Eğitim Bakanlığına da önemli görevlerin düştüğünü belirten Eraslan, "Medya okur-yazarlığı dersinin güncellenmesini şiddetle öneriyorum. Cumhurbaşkanlığımıza bağlı sosyal medya izleme merkezi kurulmalıdır. ABD'de sosyal medyayla ilgili 8, İngiltere de 3 ayrı yapı var." dedi.

Güvenli internet için filtre önerisi

Edirne Emniyet Müdürü Ali Kemal Kurt, Asayiş Şube Müdürlüğü ve Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğünce kentte belli aralıklarla düzenlenen huzur toplantılarında, ailelere çocuklarını kötü alışkanlıklardan ve sanal ortamdaki tehlikelerden uzak tutmak için neler yapacakları konusunda bilgi veriyor.

Mahalle sakinleriyle kahvehanelerde düzenlenen toplantılarda buluşan Kurt, "Mavi Balina" gibi tehlikeli oyunlara karşı ebeveynleri uyarıyor.

Bu oyunları oynayan çocukların gerçek ile hayali karıştırabildiğine dikkati çeken Kurt, çocukların bu tür oyunlardan uzak tutulması gerektiğini vurguluyor.

Kurt, ailelerin çocuklarının güvenli internet kullanması için önlemler alması gerektiğine dikkati çekerek, "Anne, babalar çocuğun kullanabileceği interneti, girebileceği siteleri belirleyebiliyor. Seçici programlardan bunu filtreleyebiliyorlar. Çocuğun girdiği siteleri ve kullandığı programları takip etmekte fayda var." dedi.

Polisten "sanal kumar" uyarısı

Sanal dünyada işlenen suçların artış gösterdiğine dikkati çeken Kurt, "Bu konulardan bir tanesi de yasa dışı bahis ile ilgilidir. Sanal dünya üzerinden yapılan yasa dışı bahis olayları ile karşılaşıyoruz. İnsanlarımız bundan dolayı da mağdur olabiliyor. Maalesef sanal kumar üzerinden de çok fazla kara para dönüyor." diye konuştu.

Suç kaynaklarının takibi ve önlenmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini aktaran Kurt, sanal kumar oynamanın kanun kapsamında suç olduğunu vurguladı.

"İnternet üzerinden dolandırıcılık"

Kurt, dolandırıcıların son yıllarda interneti kullanarak sosyal medya üzerinden dolandırıcılık yaptıklarını anlattı.

Vatandaşlarla iletişime geçen dolandırıcıların özellikle kredi kartı bilgilerini istediklerini ifade eden Kurt, şunları kaydetti:

"Vatandaşlarımızla iletişime geçen sanal dolandırıcılar bu ortamı kullanarak 'kredi kartı aidatını iade edeceğiz' veya 'bonus kazandınız' diyerek kredi kartı şifresi isteyebiliyor. Vatandaşın birtakım bilgileri eline ulaştığı için bu durumdan dolayı da mağduriyetler yaşanabiliyor. Sosyal medya paylaşımları ve vatandaşın grup içerisinde çalışmaları internet üzerinden işlenen bir başka suç şekli. Vatandaşın grup içerisinde başka kişilere ve kurumlara karşı suç olabilecek, hakaret, tehdit niteliğinde paylaşımlar yapması da suç kapsamına giriyor. Bu durumlar da mağduriyetlere sebep olabiliyor."

Kurt, özellikle gençlerin sosyal medya üzerinden kişisel bilgilerin ve özel hayatın gizliliğini ihlali konusunda suç işleyebildiğini dile getirdi.

"Emniyet teşkilatı teknolojiyi çok iyi kullanıyor"

Ali Kemal Kurt, emniyet teşkilatının teknolojiyi çok iyi kullanan kurumlardan biri olduğunu vurguladı.

Emniyet teşkilatının sanal dünyayı yakından izlediğini ifade eden Kurt, şu bilgileri verdi:

"İnternette suç içeriği olabilecek örgütsel paylaşımlar ve gruplaşmaların takibi yapılıyor. Suç işleyen kişileri önlemeye ve tespiti anlamındaki çalışmalarımızı yürütüyoruz. Hepsini de tespit edip gerekli mercilere bunları iletiyoruz. Bu konularla ilgili bilinçlendirme çalışmalarımız da yoğun şekilde devam ediyor. Özellikle okullarda milli eğitim müdürlükleriyle koordineli olarak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarımız devam ediyor. Yine mahalle toplantılarımızı kahvelerde gerçekleştiriyoruz. Bu konularla ilgili hazırladığımız broşürleri vatandaşlarımıza iletiyor ve onların isteklerini dinliyoruz. Emniyetimizin yayın yoluyla da bilinçlendirme çalışmaları devam etmektedir."