BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Babel, Fulham'a transfer oldu

Veteran milliler Gürcistan'da şampiyon

Milli sporculardan 2018'de 5 bin 250 madalya

Ömrünü Kangal köpeği yetiştiriciliğine adadı

Türk balı 48 ülkede ağızları tatlandırdı

Belirsizlikler Avrupa ekonomisini yavaşlatıyor

2018'de en çok ziyaret edilen müze Topkapı Sarayı

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare olamadı

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

42. Atatürk Kupası düzenlendi

Havalar soğudu, kışlık giysi piyasası ısındı

'Alman silah üreticisi hükümeti dava açmakla tehdi

Bebeğinize meyveli yoğurt vermeyin

TİM Başkanı Gülle: Global oyun pazarı 140 milyar d

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek mesajı

'İçecek ambalajlarında depozito uygulamasına geçec

Buz tutan Çıldır Gölü'ne turist ilgisi

Engellerini aşıp 'tam destek'le hayallerine uçtula

Merkel'den 'tarımda dijitalleşme' uyarısı

Arrow
Arrow
ArrowArrow

Türk balı 48 ülkede ağızları tatlan

Belirsizlikler Avrupa ekonomisini y

2018'de en çok ziyaret edilen müze

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare o

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

42. Atatürk Kupası düzenlendi

Havalar soğudu, kışlık giysi piyasa

'Alman silah üreticisi hükümeti dav

Bebeğinize meyveli yoğurt vermeyin

TİM Başkanı Gülle: Global oyun paza

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek

'İçecek ambalajlarında depozito uyg

Buz tutan Çıldır Gölü'ne turist ilg

Engellerini aşıp 'tam destek'le hay

Merkel'den 'tarımda dijitalleşme' u

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Türk balı 48 ülkede ağızları tatlan

Belirsizlikler Avrupa ekonomisini y

2018'de en çok ziyaret edilen müze

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare o

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

42. Atatürk Kupası düzenlendi

Havalar soğudu, kışlık giysi piyasa

'Alman silah üreticisi hükümeti dav

Bebeğinize meyveli yoğurt vermeyin

TİM Başkanı Gülle: Global oyun paza

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek

'İçecek ambalajlarında depozito uyg

Buz tutan Çıldır Gölü'ne turist ilg

Engellerini aşıp 'tam destek'le hay

Merkel'den 'tarımda dijitalleşme' u

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Türk balı 48 ülkede ağızları tatlan

Belirsizlikler Avrupa ekonomisini y

2018'de en çok ziyaret edilen müze

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare o

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

42. Atatürk Kupası düzenlendi

Havalar soğudu, kışlık giysi piyasa

'Alman silah üreticisi hükümeti dav

Bebeğinize meyveli yoğurt vermeyin

TİM Başkanı Gülle: Global oyun paza

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek

'İçecek ambalajlarında depozito uyg

Buz tutan Çıldır Gölü'ne turist ilg

Engellerini aşıp 'tam destek'le hay

Merkel'den 'tarımda dijitalleşme' u

Arrow
Arrow
Slider

Türk balı 48 ülkede ağızları tatlan

Belirsizlikler Avrupa ekonomisini y

2018'de en çok ziyaret edilen müze

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare o

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

42. Atatürk Kupası düzenlendi

Havalar soğudu, kışlık giysi piyasa

'Alman silah üreticisi hükümeti dav

Bebeğinize meyveli yoğurt vermeyin

TİM Başkanı Gülle: Global oyun paza

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek

'İçecek ambalajlarında depozito uyg

Buz tutan Çıldır Gölü'ne turist ilg

Engellerini aşıp 'tam destek'le hay

Merkel'den 'tarımda dijitalleşme' u

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider
 

Ay'a gönderilen tohumlar filizlendi

NASA'nın TESS uydusu yeni bir öte gezegen keşfetti

Dünya Güneş'e en yakın konuma geldi

Burdur'dan Amerika'ya teknoloji ihracatı

İSTANBUL 

TİM'den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Gülle, gençlerden yeni girişimcilere ve KOBİ'lere kadar ihracatta ilk adım seferberliğini bir İhracat Oyun Yazılımı ile, hem öğretici hem de eğlendirici bir formata dönüştürdüklerini belirtti.

Gülle, "Bugünün ve yarının potansiyel ihracatçılarına sahaya inmeden karşılaşabilecekleri konular hakkında bilgi aktarmayı amaçlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Gülle, şunları kaydetti:

"Bu sayede, bugün ve yarının potansiyel ihracatçılarına, sahaya inmeden karşılaşabilecekleri konular hakkında farklı bir formatta bilgi de aktarmış olacağız. Global oyun pazarı 140 milyar dolara yaklaştı. Oyun satışı, konsolu, filmi, lisansı, hediyelik eşyaları derken, ortaya çıkan ürün sadece bir oyun olmanın çok ötesine geçti, başlı başına ticari bir ekosistem yarattı. Biz oyun satışları ile başlayan yurt dışı pazarlama faaliyetlerimizi, farklı kanallardan zenginleştirmek, en büyük hedeflerimiz arasında olmalı. Bu sayede hizmet ihracatımız, farklı hizmet kategorilerini ve mal ihracatımızı da olumlu etkilemeli.

Hizmet sektörünün dünyada öne çıkan önemli bir ihracat kalemi. Verilere baktığımızda 2017 yılında mal ticareti 17 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam 10 yıl öncesine kıyasla sadece yüzde 10 daha fazla. Bir başka ifadeyle küresel mal ticareti son yıllarda 15-18 trilyon dolar bandını bir türlü aşamadı. Ancak hizmet sektörü, 10 yılda yüzde 40'a yakın bir büyüme kaydederek 2017'de 5 trilyon doları aşmayı başardı. Bu hacimde oyun sektörü çok önemli bir yer tutuyor."

Gençlerden yeni girişimcilere, KOBİ'lere, ihracatta ilk adım seferberliğini bir İhracat Oyun Yazılımı ile buluşturan TİM, ihracatı hem öğretici, hem de eğlendirici bir formata dönüştürmeyi hedefliyor.  

Muhabir: Gökhan Yıldız

ANKARA

Çin'in ay başında Ay'ın karanlık yüzüne inen keşif aracı Çang'ı-4'ün, Dünya'nın uydusuna götürdüğü tohumlar filizlendi.

Komünist Parti'nin yayın organı Halkın Günlüğü gazetesinin Çin Ulusal Uzay İdaresi'ne dayandırdığı habere göre, Çang'ı-4'ün Ay'a götürdüğü pamuk tohumları filiz verdi.

Gazete, pamuk filizlerinin görüntüsünü Twitter üzerinden paylaştı ve "İnsanoğlunun Ay'daki ilk biyolojik deneyi tamamlandı" ifadesini kullandı.

Keşif aracında suni bir ortamın yaratıldığı kapalı kutunun içinde bulunan tohumların, Dünya'daki kontrol merkezinden sulama komutu gittikten sonra filizlendiği belirtildi.

Çang'ı-4, Ay'a pamuğun yanı sıra patates tohumu, maya ve meyve sineği yumurtaları içeren toprak götürmüştü.

Astronotlar yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (UUİ) bitki yetiştiriyor ancak Ay'da bugüne kadar böyle bir deney yapılmamıştı. Deney, astronotların yer alacağı uzun süreli uzay keşifleri açısından önemli bir adım olarak nitelendiriliyor.

Şinhua ajansı da Çang'ı-4'ün bugüne kadar Dünya'ya 170 kadar fotoğraf gönderdiğini duyurdu.

İnsansız keşif aracı Çang'ı-4, 3 Ocak'ta Ay'ın dünyadan görünmeyen karanlık yüzüne inmişti. Çang'ı-4'ün Ay'ın karanlık yüzeyinde yapacağı incelemeler, derin uzay araştırmaları için dönüm noktası olarak görülüyor.

Ay, radyo sinyallerinin karanlık tarafa erişimini engellediği için o bölgeyle dünya arasında doğrudan iletişim kurulamıyor. Çin Ulusal Uzay İdaresi, bu engeli ortadan kaldırmak ve Çang'ı-4 ile iletişim kurabilmek için Çüeçiao İletişim Uydusu'nu mayıs ayında dünyadan 455 bin kilometre uzaklıktaki İkinci Lagrangian (L2) noktasında bulunan yörüngeye göndermişti.

Muhabir: Gamze Türkoğlu Oğuz

ANKARA

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) öte gezegen keşif uydusu TESS, ilk öte gezegen keşfini gerçekleştirdi.

"Space.com" internet sitesinde yer alan habere göre TESS, Dünya'dan 53 ışık yılı uzakta Ağcık (Reticulum) Takımyıldızı'ndaki "HD 21749" yıldızının yörüngesinde bir öte gezegenin varlığını belirledi.

"HD 21749b" adı verilen "Neptün-altı" kategorisindeki gezegenin Dünya'nın 3 katı büyüklükte olduğu, ancak öz kütlesinin bu büyüklükteki Uranüs, Neptün gibi gaz devi gezegenlerden çok daha yoğun olması nedeniyle Dünya'dan 23 kat daha ağır olduğu belirtildi.

Öte gezegenin etrafında döndüğü yıldızın yörüngesindeki bir turu Dünya zamanıyla 36 günde tamamladığı ifade edildi.

Boyut ve öz kütle bakımından Güneş Sistemi'ndeki gezegenlere benzemediği için HD 21749b'yi "ucube" olarak tanımlayan gökbilimciler, gezegenin ortalama yüzey sıcaklığının 150 derece civarında olduğunu kaydetti.

Neptün ve Uranüs gibi gaz devlerinin büyük oranda hidrojenden oluştuğuna, dolayısıyla öz kütlelerinin yoğun olmadığına dikkat çeken ABD'nin Massachusetts Teknoloji Üniversitesinden (MIT) gökbilimci Diana Dragomir, "Bu gezegen büyük ihtimalle yoğun su içeriyor ve ağır gazlardan oluşan bir atmosfere sahip." dedi.

"HD 21749b" TESS'in varlığı doğrulanan 8. öte gezegen keşfi oldu.

Keşfe dair detaylar Dragomir ve diğerleri tarafından "The Astrophysical Journal Letters" dergisinde yayımlandı.

TESS uydusu, NASA tarafından 18 Eylül'de SpaceX üretimi Falcon 9 roketiyle uzaya fırlatılmıştı. Uydunun, iki yıl sürecek keşif faaliyeti boyunca Güneş Sistemi dışındaki yakın yıldız sistemlerindeki öte gezegenlere dair kanıtlar araması planlanıyor.

TESS, öte gezegenleri "geçiş" denilen bir konumda tespit etmeye çalışıyor. "Geçiş", bir öte gezegenin yörüngesindeki yıldızın önünden geçtiği anı tanımlıyor. Bilim adamları bu anda yıldızın kameralara yansıyan parlaklığında oluşan azalmayı gözleyerek, ışığın salım ve emilme miktarlarını ölçerek söz konusu gezegenlerin kütlesini, öz kütlesini ve atmosfer kompozisyonunu belirleyebiliyor.

Muhabir: Emre Aytekin

 

Fenerbahçe'ye Ersun Yanal da çare o

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Nuri Şahin'den Ozan Kabak'a destek

Ozan Kabak resmen Stuttgart'ta

Babel, Fulham'a transfer oldu

Veteran milliler Gürcistan'da şampi

Arrow
Arrow
Slider

Alman emeklilik sigortası, yaklaşık 120 yıl önce imparatorluk döneminin Başbakanı Otto von Bismarck tarafindan tasarlanan dünyanın ilk resmi emeklilik sistemidir. Alman Sosyal Sigorta Sistemi diğer Avrupa ülkeleri tarafından örnek alınmıştır.

 

Dünyadaki birçok ülke tarafından da örnek alınan Alman emeklilik sistemi, nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranlarının düşmesi gibi göstergeler ve gelecekte çalışacak nüfusun sayısının azalması sebebiyle baskı altına girerek parlak yapısından uzaklaşmaya başlamıştır.

 

2030 yılında Almanya'daki nüfus 2-3 milyon daha azalacak ve hatta 2050 yılında nüfusumuz 70 milyona düşecek. Belki daha da az olacağız. Bu neden böyle? Çünkü, ihtiyacımız olandan daha az çocuk yapmaktayız. Bu da tabii ki toplumdaki sağlıklı gelişmeyi engelleyen bir durum. Yaşlanmak tabii ki güzel bir kazanım. Çünkü bilgi, bir şeye muktedir olma ve yaşam kalitemizi her geçen gün artırıyor. Yaşlanmayı yaşamın güzel bir parçası olarak algılamalıyız ancak şu anda 65 yaş ve üstü insanlar toplumun yüzde 20'sini oluşturmaktadır. 2040 yılında ise bu oran yüzde 30'a çıkacak.  Eskiden Almanya'da 6 kişi çalışır ve bir emeklinin parasını öderdi ama bugün 3 kişi çalışıp, bir emeklinin maaşını ödeyebiliyor. 2030 yılında ise 2 kişi çalışıp, bir kişinin emeklilik parasını ödeyecek.

Yapılan hesaplamalara göre, 2025 yılına kadar 6 milyon insanın emekli olacağı ülkede, sorun 2030’lu yıllar sonrasında güvenlik sisteminden, çalışma piyasalarına kadar hemen her sahada çok daha büyük bir boyut alacak.

Uzmanlar 2050’li yıllara gelindiğinde her üç kişiden birinin 65 yaş üzerinde olacağı Almanya’da genç nüfusun ülkenin sosyal gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalacağından, buna paralel sosyal güvenlik sistemindeki dengenin bozulmasıyla sağlık ve bakım giderlerinin finansmanının çökeceğinden yola çıkıyor. Aşırı sağcılar dışında hemen tüm partiler, ekonomi uzmanları ve sanayi çevreleri Almanya’nın yaşlanma ve nüfus ile bağlantılı sorunlarını en azından kontrol altında tutabilmek için kalifiye göçmenleri ülkeye çekmekten başka seçenek olmadığı ve göç politikalarında radikal değişiklikler gerektiği konusunda hemfikirler. Biz Almanya’da yaşayan, yaşlanan Türklerin de bu sorunları önceden görerek emeklilik konusunda alternatif çözümler üzerine odaklanması elzemdir.

 

Kalifiye eleman sıkıntısına çare arayan Almanya’nın umudu son iki yılda Euro krizinden etkilenen ve işsizliğin rekora koştuğu İspanya ve İtalya oldu.

Alman Federal İstatistik Dairesi tarafından açıklanan verilere göre geçen yıl Almanya’ya gelenlerin sayısı son 20 yılın en yüksek rakamlarına ulaştı. Ancak Berlin Uyum Senatörü Dilek Kolat ülkede yaşayan çoğu Türk ve genç işsizleri kalifiye etmek yerine ülke dışından gelenlere iş piyasasında öncelik verilmesini gerilim yaratacak bir konu olarak görüyor. Almanya’daki Türklerin entegrasyon çabalarının boşa çıkmaması dileğiyle. Sağlıcakla kalın.



Baden Haber

Ender Erdikici

Bazen çok incedir ayarlar. Bazen azı karar, çoğu zarar derler kısaca. Bazen pamuk ipliğine bağlıdır
hayatımız…
Hayatımızdaki en anlamlı kavramları düşündüğümde anahtar bir kelime: DENGE.
Evren’in işleyişinde muazzam bir şekilde varlığını hissettirir bize. Nefes bile alamayız onsuz. Sadece
basit bir kelime gibi gözükse de şu an hayatımızdaki yeri ve önemi bir kelimeden çok daha
önemlidir. Psikolojik bağlamda ele aldıktan sonra bilimsel verilerle daha bir somutlaştırıp politik
alanda hayatımıza olumsuz etkileriyle durumdan bir ders çıkaracağız hep birlikte. Size değişik bir
bakış açısıyla durumu daha iyi izah edebileceğimi düşündüm.
Denge hayatımızın her anında, her aşamasında vardır ve ağırlığını hissettirir. Önümüzde dağ gibi
aşılmaz görünen sorunlar ya da günlük hayatımızda sürekli ayağımıza bağ olan takıntılarımız,
geçmişin muhakemesi yapıldığında kendini daha bir belli eder.
DENGESİZLİK. Keşkelerin vicdanımızda bıraktığı acı, dengelerin düzeniyle derlenir, toparlanır,
hafifler. İlginin dozajı abartıldığında kıskançlık olarak algılanır. Denge bozulmaya başladığında
başlayan duygu karmaşasıdır bu.
Sevgi gibi kutsal bir duygu bile abartıldığında sıkar. Az gösterilirse ilgisizlik olarak kayda geçer.
Özel hayatımızda olduğu kadar toplumsal ilişkilerimizde de belli eder kendini. İlgi abartıldığında
bozulan dengenin adı fanatikliktir. İçinden çıkamadığımız düşünceler obsesyona, yani saplantıya
dönüşüp psikolojik dengemizi dolayısıyla günlük hayatımızı alt üst eder.
Alınan alkolün dozajı kaçarsa çakır-keyiflik sarhoşluğa, daha da abartılırsa alkolikliğe
dönüşüp hayatımızdaki dengeyi alt üst eder. Böyle bir bozulma, ailemizi ve yakın çevremizi
olumsuz etkiler ve neticede bozulan dengenin domino etkisine şahit oluruz.
Bireyselden toplumsala bir geçiş yapalım isterseniz. Yaşadığımız göç dalgalarında denge faktörünü
bir irdeleyelim. Endüstrileşen dünya, devletlerin atmosfere saldıkları gazlar, çevresel dengeleri
altüst ediyor ve oluşan sera etkisiyle kuraklaşan Afrika kıtası yaşanılmaz hale gelirken, göç ve
kaçış istikametleri bu olaya sebep olan ülkeler olunca yardıma muhtaç insanlara sırtlarını
dönüyorlar. Buna da egoizmin abartılmış hatta en dengesiz hali, yani bencillik adını verebiliriz.
Ortadoğu’da sahip oldukları yeraltı zenginliklerinden dolayı bozulan dengelere bir bakalım. Vicdani
terazinin dengesi ne halde dersiniz? Batı’nın sattığı ya da hibe ettiği silahlarla kan gölüne dönen bu
coğrafyadan, hayatlarını tehlikeye atıp kapısına dayandıkları Avrupa ve Amerika kapısı yüzlerine
çarpıldığında o insanların halini düşündükçe vicdan sahibi herkesin dengesi alt üst olmak
durumunda.
Hepimiz aynı bottayız, yani aynı dünyada yaşıyoruz. Batarsak hep beraber batarız. Dengemize
dikkat edelim.
Ender Erdikici

Avrupa’nın lokomotifi Almanya yine yeni bir koalisyon hükümetiyle yöneltilmek durumunda. Bu koalisyonun önünde de her yeni kurulan hükümetlerde olduğu gibi ciddiyet ve çaba gerektiren sorunlar sıra dağlar gibi aşılmayı bekliyor. Hepimiz zaten aşinayız onlara. Nitekim bu sorunlar hepimizin hayatını zorlaştırmaktalar. Kısaca değinelim isterseniz. Soluduğumuz havadaki atık gazlardan başlayalım.

 

Endüstrileşmiş ülkeler vatandaşlarına bir çok nimetler sunduğu gibi üretime odaklanan ve aşırı dönen endüstri çarkları akabinde sadece ürün değil, nereye koyacaklarını kara kara düşündükleri atık ürünler de üretiyorlar. Nükleer atıklardan tutun da, fabrikaların ve manipüle edilen araçların saldıkları gazlara kadar çevremizdeler ve hayatımızın istenmeyenleri haline gelmiş durumdalar. Almanya’nın endüstriyi diğer Avrupa ülkeleriyle paylaşmaya pek niyeti yok. Havayı kirleten gaz salınım oranı 2018’in Ocak ayında her kubikmetreye 80 mikrograma çıkmış. Kabul edilen en yüksek oran ise 50 mikrogram imiş. E hal böyle olunca kendi dumanımızda boğuluyoruz maalesef. Hiç mantıklı görünmeyen bir gelişmişlik...

 

Sonuç şaşırtıcı mı?

 

 toxic-waste-2089779_1920.jpg

 

        Bence hiç de değil. Prensip basit. Hepimizin bildiği gibi hızlı giden araçlar daha fazla atık gaz üretirler. Endüstrileşmiş ülkeler daha hızlı dönen endüstri çarkları vesilesiyle daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve maalesef bunların atık ürünleriyle de haşır neşir olmak durumundadırlar. Yani Türkçemizdeki güzel deyimle özetleyecek olursak; bu ürünleri atsalar atılmaz, satsalar satılmaz. Amma velakin bir şekilde çözmek zorundalar. Nasıl mı? Biz de merak ediyoruz. Beklemek istemiyoruz ama elimiz mahkum bekleyeceğiz, soluyacağız. Ama çözüm pek ufukta görünmüyor gibi.

 

İşin bir de psikolojik boyutu var tabii ki, üretim koşuşturmacasıyla yaşadığı anı kaçıran, stres boyutu çok ağır basan, varlığının anlamını algılayamayan bir toplum. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verilerine göre (OECD) özellikle Almanya’da antidepresan tüketimi çok hızlı bir şekilde artmış. Ve aynı kaynak verilerine göre her yıl yaklaşık 100.000 intihar teşebbüsünden 9000’ı ölümle sonuçlanıyor.

 

 

 

 

 

thumbs_b_c_5afb280b72b34487b356f7d0cb9743c2.jpg

 Acil çözüm bekleyen diğer bir sorun ise mülteci akımı. 2015’de 476.649, 2016’da 745.545 olan mülteci başvurusu, Türkiye’yle yapılan ortak çalışma sonucu 222.683’e gerilemiş (Bundesamt für Migration und Flüchtlinge resmî verileri). Dış politikadaki pasiflik, bölgesel ve Ortadoğu’daki olaylarda Avrupa Birliği’nin inisiyatif alamaması işin tuzu biberi oluyor. Türkiye’yle yakınlaşılıp göç dalgasının önüne geçileceğine, Ortadoğu’da bölgesel gerginliği artıracak girişimlerin ardı arkası kesilmiyor.

 Üstüne üstlük çözüm bekleyen bu sorunlara yani artan atık gazlara, mülteci göçü ve istihdam artışıyla beraber ortaya çıkan nüfus artışına birde yıllardır ihmal edilen yaşam alanları yapılamaması eklenince ortaya bir başka problem çıkmış, yani yükselen kiralar ve emlak fiyatları. Emlak artış oranı metrekare birim fiyatı Münih’te 2012’de 4,61€ ilken 2017 de 7,48€’ya yükselmiş. Freiburg ise 2012’de 4,29 ilken 2017 de 5€’ya yükselmiş. Bu verilerin hepsi bir yap boz’un parçaları gibi; birleştirildiğinde bütün daha da belirginleşiyor.

 

Bu hususları görmek hükümetlerin görevidir. bu tür sorunları önceden görerek icraat yapması için seçilmişlerdir. Peki bu saydığımız sorunlardan hangisi sürprizdi? Hepsi göz göre göre geldi. Atık gazlar mı sürprizdi? Endüstrileşmenin Almanya’ya yoğunlaşmasıyla birlikte artan nüfus ve akabinde artan yaşam alanları ihtiyacımı? Artan göç ve mülteci akımı mı? Sorun, Almanya’nın ve Avrupa’nın gerek iç gerekse dış politikasında aksayan şeyleri işaret ediyor.

 Sorun göç dalgasıysa kaynağına bakalım isterseniz. Ortadoğu ve Afrika politikasında daha aktif rol oynanılmalı diye düşünüyorum. Neden mülteci akımından en çok etkilenen Avrupa, en az etkilenen USA ve Rusya kadar aktif bir rol izlemiyor diye soruyorum kendime. Onların çatışmayı körükleyen silah ticaretini artırmak, yeraltı kaynaklarını sömürmek odaklı vicdan dışı yaklaşımlarına alternatif, çözüm odaklı daha insancıl bir dış politika daha etkili olmaz mıydı? Herkes yerinden yurdundan olmaz, binlerce km uzağa göçmezdi, göç sorunu da olmazdı.

 Yanlış anlamayın. Ukalalık etmek istemiyorum. Bu yazdıklarımın Almanya ya da Avrupa parlamentolarında politik ajandada yer almayacağını biliyorum. Politik bir doktrin olarak ders kitabı olarak basılması da ihtimal dahilinde değil. Kimseye akıl vermekte istemiyorum, sadece sıradan bir vatandaş olarak kendi kendime düşünüyorum ve aklımdan geçenleri sizlerle paylaşıyorum.

 

Ender Erdikici

Almanya’da yaşayan Türkler olarak, buradaki 60-70 yıllık geçmişinde
yasalara ve toplumsal kurallara saygılı, uyumlu bir şekilde yaşamaktayız. Bu
tür saldırıları kesin bir dille kınıyoruz. Bir konunun altını çizmeden de
edemeyeceğim; yapılan saldırılar sadece Almanya’da yaşayan, çoğunlukla
Türklerin ibadet ettikleri camilere karşı gerçekleştirilen politik motivasyonlu
saldırılardır. Camiler politik değil, manevi ortamlardır. Hatırlatmak istediğimiz
ise aynı çatı altında; millet, ırk, dil ayrımı yapılmaksızın herkese açık bir
şekilde ibadet edilmektedir. O ortamda bir kişiye verilecek zarar, tüm insanlığa
verilecek zarardır. Temennimiz her dil, din ve milletten insanın bu demokratik
ortamda huzur içinde yaşamasıdır.

İSTANBUL - Musab Turan

Medicana International İstanbul Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yıldız Melek Aksoylu, bebeklerde doğru beslenmenin önemine dikkati çekerek, "Koruyucu içeren yoğurtları tüketmek yerine güvenilir çiftliklerden aldığınız sütler ile çocuğunuza yoğurt yapabilirsiniz. Son zamanlarda piyasaya çıkan cezbedici şeker ilaveli meyveli yoğurtları bebeklerinize vermeyin. Şeker içeren birçok paketli ürün tat duyularının ve yağ hücrelerinin gelişimini olumsuz etkileyerek birçok kronik hastalığa davetiye çıkarmaktadır." dedi.

Aksoylu, AA muhabirine bebeklerde beslenme alışkanlıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Sağlıklı birey olmanın yolunun bebeklik döneminde sağlıklı beslenmeden geçtiğini belirten Aksoylu, "Beslenme bebekler için fiziksel ve zihinsel olarak hayati öneme sahiptir. Dengeli ve yeterli, doğru zamanda doğru besinlerle beslenen bebekler sağlıklı bir çocukluk çağı geçiriyor. Yetersiz veya kötü beslenme fiziksel ve zihinsel gelişim geriliğine neden olduğu gibi enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini de artırıyor." diye konuştu.

"Bağışıklık sisteminin temeli anne sütüne dayanıyor"

Her bebeğin en mükemmel besin kaynağının ilk 6 ay anne sütü olduğunu aktaran Aksoylu, her annenin sütünün kendi bebeğine uygun yapıda yaratıldığını kaydetti.

Aksoylu, anne sütü ile beslenen bebeklerin her zaman avantajlı olduğunu belirterek, "Bağışıklık sisteminin temeli anne sütüne dayanıyor. İhtiyacı olan tüm besin ögeleri bu sütte mevcuttur. Sterildir, kolay sindirilir, bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlardan korur, kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır, alerjilerden korur, bedensel ve zihinsel gelişime yardımcıdır." bilgilerini verdi.

"Tamamlayıcı besinlere erken ya da geç başlamayın"

Ebeveynlerin tamamlayıcı besinlere erken ya da geç başlamak gibi hataları yaptığını anlatan Aksoylu, doğru besinle başlamamanın, miktarları ve sıklıkları yanlış planlamanın bebekle ilgili birçok sorunu beraberinde getirdiğini söyledi.

Aksoylu şunları kaydetti:

"Tamamlayıcı besinlere erken ya da geç başlamayın. Tamamlayıcı besinlere erken başlamak bebeğin anne sütünden tam yararlanamamasına neden olur, böbrek fonksiyonları henüz gelişmemiştir, büyüme açısından herhangi bir üstünlük sağlamaz ve alerjik hastalıkların artmasına neden olabilir. Tamamlayıcı besinlere geç başlanıldığında da bebeğin artan enerji ihtiyacı karşılanamaz, demir ve çinko depoları tükenir, ağız ve dil koordinasyonu gelişmez, besinlerin reddedilmesine neden olabilir.

Tamamlayıcı beslenme 6. aydan 18-24 aya kadar sürebilir. Tamamlayıcı besinlere az az başlanmalı, aç iken denenmeli, kıvamı uygun olmalı, ilk kez verilen besinlerin alerji yapıp yapmadığı gözlenmeli, bir anda birden fazla besin ile başlanmamalıdır. Altıncı aydan itibaren meyve ve sebze püreleri, yoğurt, şekersiz muhallebi, doğal pekmez, az miktarda yumurta sarısı ile ek besinlere başlayabilirsiniz."

"Bebeğinizin sağlığı için kızartma tekniğinden uzak durmalısınız"

Tamamlayıcı besinlere başlarken ve devamında mevsime uygun meyve ve sebzelerin tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Aksoylu, mevsim dışındaki meyve ve sebzelerin üretiminde yüksek miktarda tarım ilacı kullanıldığını hatırlattı.

"Bebeğinizin çok sevdiği meyve ve sebzeleri mevsimindeyken steril şekilde konserve yapabilirsiniz." diyen Aksoylu, söz konusu yiyeceklerin derin dondurucuda da muhafaza edilebileceğini ifade etti.

Pişirme ile oluşan besin kayıplarına dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Aksoylu, "Pişirme sularını dökmemeli, sebzeleri az suda haşlamalı veya buharda pişirmelisiniz. Bebeğinizin sağlığı için özellikle ilerleyen dönemlerde yağda kızartma tekniğinden uzak durmalısınız." ifadelerini kullandı.

"Paketli ürünler bebeğinizin tüm organlarına zarar verebilir"

Çay, şeker, bal, bakla ve bitki çaylarının ek besinlere başladıktan sonra 1 yaşına kadar çocuklara kesinlikle verilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Aksoylu, şöyle devam etti:

"Bazı bitki çayları ve siyah çay demir gibi minerallerin eksikliğine neden olur. Baklanın zehirleme riski vardır ve bal alerjiktir. Şeker ise iştahsızlığa neden olduğu gibi diş çürümelerine de yol açar.

Koruyucu ve katkı maddeleri içeren paketli ürünler bebeğinizin tüm organlarına zarar verebilir. Örneğin, pekmez aldınız, aldığınız ürünlerin içeriğine bakın. Ticari şeker içeriyor mu, raf ömrünü uzatmak amaçlı katkı maddesi kullanılmış mı? Alerjen madde içeriyor mu? Bu tarz ürünler bebeğinizin karaciğer, kalp, beyin gibi tüm organlarını olumsuz olarak etkilemekte ve ilerleyen yaşlarda obezite riskini arttırmaktadır. Hazır ürün tüketimi bağışıklık sistemine de zarar vermektedir. 

Koruyucu içeren yoğurtları tüketmek yerine güvenilir çiftliklerden aldığınız sütler ile çocuğunuza yoğurt yapabilirsiniz. Son zamanlarda piyasaya çıkan cezbedici şeker ilaveli meyveli yoğurtları bebeklerinize vermeyin. Şeker içeren birçok paketli ürün tat duyularının ve yağ hücrelerinin gelişimini olumsuz etkileyerek birçok kronik hastalığa davetiye çıkarmaktadır."

ANKARA - Burcu Çalık

Doğuştan serebral palsi hastası lise öğrencileri İrem Yılmaz ve Orhan Hamza Üstüner, Türk Eğitim Derneğiile Serebral Palsili Çocuklar Derneğinin (SERÇEV) desteğiyle engelleri aşarak, en büyük hayalleri olan yurt dışında eğitim alma fırsatını buldu.

SERÇEV Engelsiz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bilişim teknolojileri bölümü 10'uncu sınıf öğrencisi olan 17 yaşındaki iki gencin tekerlekli sandalye veya yakınlarının desteğiyle hareket edebildikleri yaşamları, Türk Eğitim Derneği tarafından sağlanan "Tam Destek Bursu" ile başarıda "sınır" tanımayan bir sürece girdi.

Erken doğum nedeniyle serebral palsi hastası olan ve yaşıtlarından geride başladıkları yaşamlarında ailelerinin de desteğiyle pek çok zorluğun üstesinden gelen İrem Yılmaz ve Orhan Hamza Üstüner, bu burs sayesinde hem İngilizce ağırlıklı akademik eğitim alma hem de sanatsal ve sportif birçok faaliyette bulunma fırsatını yakaladı.

Böylelikle okuldaki başarı düzeyleri ve sosyal iletişimleri artan, iyi derecede İngilizce konuşmaya başlayan gençler, SERÇEV tarafından önerildikleri ERASMUS programıyla ilk kez yurt dışına çıkma şansı yakaladı. Engel tanımayan gençler, anneleriyle Ankara'dan, Romanya'nın başkenti Bükreş'e hareket etti.

Bükreş'te 15 gün bilişim eğitimi alacak öğrencilere, SERÇEV'den eğitimciler de eşlik edecek.

Doğdukları günden beri evlatlarının yanından bir an olsun ayrılmayan, 10 yılı aşkın süredir her gün onlarla okula giden anneler Mezihe Yılmaz ve Ayşegül Üstüner ile çocukları, seyahatleri öncesinde mutluluklarını AA muhabirine anlattı.

"Aldığım burs bana çok iyi geldi"

İrem Yılmaz, okulunu ve aldığı bilişim eğitimini çok sevdiğini belirterek, "Önceleri içine kapalı bir çocuktum, arkadaşlarımla konuşmayı pek sevmezdim. Tam Destek Bursu bana çok yardımcı oldu. Kendimi geliştirmeye başladım. Onlar ailem gibi, sihirli bir değnek gibiler. Aldığım burs bana çok iyi geldi, hayatımı değiştirdi." diye konuştu.

İlk kez yurt dışına çıkacağını söyleyen Yılmaz, "Romanya'da göreceğim yerleri çok merak ediyorum. Açıkçası hem biraz tedirginim hem de içimde bir mutluluk var." ifadelerini kullandı.

İrem Yılmaz, gelecek hayalini de "Allah nasip ederse üniversite okumak istiyorum." sözleriyle dile getirdi.

İrem'in ikizi, Tam Destek Bursu alan öğrencilerden Gizem Yılmaz da bir gün kardeşi gibi yurt dışına gitme hayali kurduğunu belirtti.

"İlk defa uçağa bineceğiz"

Orhan Hamza Üstüner ise SERÇEV Engelsiz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesindeki bölümünü, çok sevdiği için kendisinin seçtiğini, burada bilgisayar ve kodlama alanında eğitim aldıklarını kaydetti.

İleride iyi bir yazılımcı olmak istediğini anlatan Üstüner, "Türk Eğitim Derneği bünyesine katıldığım için çok mutluyum. Hayatım değişti, arkadaş çevrem genişledi, iyi insanlarla tanıştım. Öğretmenlerimiz çok iyi ve İngilizcemin gelişmesinde gerçekten çok yardımcı oldular. Okuldaki derslerim de daha iyi olmaya başladı." dedi.

Yaşadığı mutluluğu "İlk defa yurt dışına çıkacağız, ilk defa uçağa bineceğiz." sözleriyle dile getiren Üstüner, burs kapsamında aldığı İngilizce eğitimlerinin kendisine güven verdiğini vurguladı. 

Burstan yararlanan 441 öğrenci var

Milli Eğitim Bakanlığının 8. sınıflar için yaptığı ulusal düzeydeki sınavda başarı gösteren, belli bir gelir grubunun altındaki ailelerin çocukları için Türk Eğitim Derneğince sağlanan Tam Destek Bursu'ndan halihazırda Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'daki 83 okulda eğitim alan 17'si engelli 441 öğrenci yararlanıyor.

Hafta sonları servislerle evlerinden alınan öğrencilerin, cumartesileri İngilizce ağırlıklı akademik program, pazarları ise sanatsal ve sportif etkinliklerle okul yaşamlarına destek olunuyor.

ANTALYA - Hatice Özdemir Tosun

Anne ve babadan geçen bir kan hastalığı olarak nitelendirilen "talasemi"yi evlilik öncesi taramayla yüzde 90 azaltan Türkiye, özellikle Suriyeli göçmenlerde artış gösteren bu hastalık için çözüm arayışında.

Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı (AKHAV) Başkanı ve Pediatrik Hematoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Duran Canatan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalıtsal bir kan hastalığı olan talaseminin çocukluk döneminde başlayıp, yaşam boyu sürdüğünü söyledi.

Hastalığın talasemi taşıyıcısı anne ve babadan geçtiğini dile getiren Canatan, anne ve baba taşıyıcı olduğunda çocuğun yüzde 25 hasta, yüzde 25 sağlıklı ve yüzde 50 taşıyıcı olabildiğini kaydetti.

Türkiye'de, 2002'den beri uygulanan Talasemi Önleme Projesi ile talasemiyi önlemede yüzde 90 başarı elde ettiklerini vurgulayan Canatan, "Verilere göre yeni doğan hasta sayısı özellikle Güneydoğu'da göçmenlerin yoğun olduğu illerde yılda 100'lere kadar çıkmış durumda. Evlilik öncesi taramayla biz bunu 30'a kadar düşürmüştük." dedi.

Göçmenler için harekete geçecekler

Göçmenlerde yoğun şekilde görülen talasemi sorununun istatistiki rakamları etkilediğine işaret eden Canatan, şunları söyledi:

"Göçmenlerde talasemi sorunu sadece bizim ülkeye özgü değil, şu anda Avrupa ülkelerine de özellikle Suriyeli insanlar göç etmekte. Aynı sorunu onlar da yaşıyor. Nitekim geçen yıl Avrupa Birliği üyelerinden 30 ülkenin katılımı ile Berlin'de bir toplantı yapıldı. Türkiye adına ben davet edildim. Türkiye olarak evlilik öncesi taramayla başarılı sonuçlar elde ederken, diğer ülkeler daha yeni doğanlarda taramalarla uğraşıyorlar. Bu açıdan bizim çalışmalarımızı da önemsiyorlar. Göçmen sorunu yaşayan ülkelerle 'Göçmenlerin Talasemi Sorunu' başlıklı bir proje hazırlıyoruz."

Talasemi hastalarının uzun ve kaliteli yaşamalarını sağlamak adına İtalya, İspanya ve Türkiye olarak Uluslararası Talasemi Takip Platformu'nu oluşturarak, Avrupa Birliği Erasmus Projesi hazırladıklarını anlatan Canatan, bu projenin geçen yıl tamamlandığını kaydetti.

Şimdi ise uluslararası platformda "Göçmenlerde talasemi sorunu" başlıklı bir Avrupa Birliği Projesi hazırlığı içinde olduklarını dile getiren Canatan, "Göç alan ülkelerin içinde olduğu bir platform planlıyoruz. İtalya, Yunanistan, Almanya, Hollanda ve bizim de içinde olacağımız 7-8 ülkenin işbirliğinde bir proje hazırlanacak." diye konuştu.

İlk olarak İtalya'dan Uluslararası Talasemi ve Adölesan Tıpta Endokrin Komplikasyonlar Network'u koordinatörü Prof. Dr. Vincenzo de Sanctis ile görüştüklerini, diğer ülkelerde de görüşmelerin devam ettiğini bildiren Canatan, proje ile göçmenlerde artan talasemiyi önlemeye yönelik bilimsel bir çalışma yürüteceklerini sözlerine ekledi.

İSTANBUL - Eda Topçu

Türk halkı mutluluğu "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi" olmaya bağlıyor. Halkın yarısının kendini mutlu hissettiği Türkiye'de, gençlerde "aşk", kadınlarda "sağlık", erkeklerde "iş ve para" daha fazla ön plana çıkıyor.

CURIOCITY Araştırma ve Danışmanlık Şirketinin "Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, Türk halkının yarısı kendini mutlu hissederken, mutluluk formülünü "Genç, evli, çocuklu ve iş sahibi olmak." olarak açıklıyor.

Yaş ilerledikçe mutluluk için "sağlık" öne çıkarken, Türkiye'de erkekler kadınlara göre daha mutsuz olduğunu söylüyor. Türk insanı genç yaşlarda mutluluğu aşka bağlarken, 35 yaşından sonra ise mutluluğun aşkla bağlantısı neredeyse kalmıyor.

Erkekler ve gençler para eksikliğini daha fazla hissederken, mutluluğun kaynağının sağlık olduğunu düşünen kadınların oranı erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunuyor.

En mutlu, 25-39 yaş arasındakiler

"Türkiye'de Mutluluk" araştırma sonuçlarına göre, halkın yarısı kendini "mutlu" hissederken, yüzde 40'ı "ne mutlu ne mutsuz bir hayatım var." diyor. Yüzde 9'luk kesim "mutsuz" olduğunu ifade ederken, yaş ilerledikçe "mutluluğun temelinde sağlık vardır." diyenlerin oranı yüzde 70'lere kadar çıkıyor.

15 yaş üstü bin 500 kişiyle yapılan araştırma, kadınlar ve erkeklerin neredeyse eşit derecede mutlu hissettiğini gösterirken, erkekler arasında mutsuzluk kadınlara göre 2 puan fazla seviyede bulunuyor.

18-19 yaşındaki gençler arasında kendisini mutsuz olarak tanımlayanlar yüzde 12'de kalırken "ne mutlu ne de mutsuz" tanımlayanlar 20-24 yaş arası gençlerde yüzde 46 olarak öne çıkıyor. Mutlu olduğunu söyleyenlerin en yüksek olduğu yaş aralığı ise yüzde 55 ile 25-39 arası.

Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56

Araştırma, evli ve çocuk sahibi olmanın da insanlara kendini mutlu hissettirdiğini gösteriyor.

Evli ve çocuk sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenler yüzde 56'ya ulaşırken, bu oran çocuk yok ise yüzde 50'de kalıyor, bekarlarda ise mutluluk oranı yüzde 46'ya geriliyor.

İş sahibi olanlar arasında "mutluyum" diyenlerin oranı yüzde 52'ye çıkıyor, çalışmayanlar arasında "ne mutluyum ne mutsuzum" diyenler yüzde 44 seviyesinde bulunuyor.

Büyük şehirlerde yaşayanlar daha mutsuz

Büyük şehirlerde yaşayanların daha mutsuz olduğunu gösteren araştırmada, mutlu olduğunu söyleyenler İstanbul'da yüzde 44, İzmir'de yüzde 40 ve Ankara'da yüzde 35'e geriliyor. 

Araştırmaya göre kadınlar yüzde 55'lik bir yüzdeyle sağlığın mutluluğun temeli olduğuna erkeklerden daha fazla inanıyor. Erkekler ise önce sağlık deseler de "iş var ise mutluyum" tanımında kadınlardan yüzde 7 ile daha önde bulunuyor.

"Sağlık mutluluğun kaynağı" tanımı 15-19 yaş grubunda yüzde 35 seviyesindeyken, 20-29 yaş arasında yüzde 43'e yükseliyor. 30-44 yaş grubunda bu oran yüzde 60'a ilerlerken, 50-55 yaş grubunda yüzde 70'e çıkıyor.

Evli ve çocuk sahibi olunca, sağlığı mutluluğun nedeni görenler yüzde 63'e ulaşırken, orta alt ve alt sınıflarda mutluluğu sağlıkla tanımlayanlar yüzde 65'e yükseliyor.

"35 yaşından sonra aşkın mutluluk içindeki payı yüzde 5"

18-19 yaşlarında mutluluğun nedeni olarak aşk diyenler yüzde 20 olurken, yaş 34'e yükseldikçe bu oran yüzde 15'e geriliyor. 35 yaşından itibaren ise aşkın mutluluk tanımı içindeki payı yüzde 5'te kalıyor. 

İş, en fazla 40-44 yaş grubunda mutluluğu etkileyici bir faktör halini alırken, bunu söyleyenlerin oranı yüzde 10'a ulaşıyor. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 15'i "hayatımda her şey tamam" derken, para ve başarı, 15-19 yaşlarındaki gençler için mutluluğa kavuşmada önemli.

15-17 yaş grubunda yüzde 25, 18-19 grubunda yüzde 20'lik bir kesim için para da başarı da aynı oranda mutluluk kaynağı olurken, beş kişiden ikisi en fazla paranın eksikliğini hissettiğini söylüyor.

Erkeklerde yüzde 41 ve 18-19 gençler arasında yüzde 44 ile paranın eksikliği daha fazla hissediliyor.

Günler kısalmaya ve erkenden kararmaya başlayınca, çoğu insan kış depresyonuna giriyor. Kış depresyonuna girenler kendilerini hüzünlü, güçsüz hissediyor ve uykuya daha fazla ihtiyaç duymaya başlıyor.  Depresyonu tetikleyen sebepler ise genler, hormonlar ve stres olarak kendini gösteriyor. Uzmanlar, özellikle kışın değişen ışık koşullarından kaynaklandığını belirtiyorlar. Kış depresyonunun belirtileri arasında yorgunluk, halsizlik, dengesizlik, memnuniyetsizlik, sinirlilik, ilgisizlik, sosyal hayatı ve kendini ihmal etmek yer alıyor. Peki kış depresyonuna girmemek için nelere dikkat edilmeli?

  1. D Vitamini

D vitamini sadece güçlü kemiklerden sorumlu değildir. Aynı zamanda genel hissiyatımızı da etkilemektedir çünkü ruh sağlığı açısından önemli olan serotonini artırır. Bu nedenle kış depresyonu ile aktif olarak mücadele için en önemli ipucudur. Vücudun yeterli miktarda D vitamini alması için günde 15-20 dakika boyunca güneş altında kalmalısınız. Çoğunlukla kapalı ve karanlık kış günlerinde bu neredeyse imkansız olduğu için, elbette sadece bir doktora danıştıktan sonra, D vitamini takviyesi alabilirsiniz.

  1. Işık tedavisi

Kış depresyonundan kurtulmanın için başka bir yöntemi ise ışık tedavisidir. Bu yöntem vücudumuzda melatonin hormonunun düzenlenmesine yardımcı oluyor. Bu doğal spektrum ışık lambaları, güneş ışığının spektrumunu andırdığından, kışın maruz kalınan ışık eksikliğini telafi eder. Böyle bir ışık lambası, güneşli bir kış gününe eşdeğer olan 10.000 lüks aydınlığa ulaşabilir.  Doğal spektrum ışık lambası tercihen sabah saatlerinde en az 30 ila 120 dakika boyunca kullanılmalıdır.

  1. Spor

Sadece kilonuzu korumak ve sağlıklı kalmak için değil, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için de spora vakit ayırın. Spor, kış depresyonu semptomlarını hafifletebilir. Çünkü fiziksel egzersiz vücudumuzun, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayan bir hormon olan, serotonini salgılamasını sağlar. Bunun için yürüyüş yapmak bile yeterlidir, önemli olan kan dolaşım sisteminin uyarılmasıdır.

  • İletişimde gülümsemenin önemi.
  • Beden dilinde gülümseme.
  • Önyargılardan sıyrılmak.
  • Etkin iletişimin altın kuralları.
  • İletişim kazaları.
  • Diyaloglarımız aynamızdır.
  • Gülümsemek bize neler kazandırabilir?
  • Gülümsemek güven verir.
  • Gülümseyerek fark yaratın.
  • Fark yaratmak için “farkında" olun.
  • Farklı bakabilmenin önemi.
  • Gülümsemek karşınızdaki kişiye kendisini "değerli" ve "özel" hissettirir.
  • İnsanlar aldıkları hizmetten daha önce duygularını hatırlarlar.
  • Gülümsemek, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • Hayata Gülümseyin…

 

“İŞ DÜNYASINDA GÜLÜMSEMENİN BÜYÜSÜ”

İş dünyasında başarı için çok önemli olan iletişim becerileri, hizmet ve satış sektöründe her sektörden şüphesiz ki biraz daha önemli. Çünkü satılan ürün temelde "memnuniyet". Hizmet alan müşterilerin memnuniyetlerinin çok subjektif kriterlere dayanıyor olması da sektörün işini zorlaştıran bir diğer faktör. Ancak, öyle bir sihir var ki; müşterilerin o ürünü, aldıkları hizmetin kalitesinden veya beklentilerinden bağımsız olarak

“harika” olarak hatırlamasına yol açıyor. Bu sihrin adı; "Güleryüzlü Çalışanlar. ”

Bu çok basit ama başarıyı bir o kadar da garantileyen bilgiden hareketle oluşturulan "Gülümsemenin Büyüsü" eğitiminde temel hedef ;

  • Ekibinizin duygusal zekalarını, dolayısıyla ilişkisel farkındalıklarını arttırarak kendilerini tanımalarını sağlamak,
  • Etkin, içten ve rahat, ilişki kurmaları için onları cesaretlendirmek,
  • Güçlü Bir Takım olmanın güveni ve gücünü benimseyerek, takım arkadaşları ile uyum içerisinde aynı hedefe yönelik motive etmek,
  • En önemlisi ise, yaptığı işi daha fazla önemseyen, daha fazla seven ve sevdiği için de daha fazla hizmet etmeye, bunu yaparken de mümkün olduğunca yüzünde gülümsemesi eksik olmayan bir ekip yaratmak

 

Psikolog Kutay Ürkmen