BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Fenerbahçe Doğuş şampiyon

Ramil Guliyev 200 metre yarışını birinci bitirdi

Dünya Kupası ev sahiplerine yaramıyor

Özil ve Gündoğan Alman Milli Takımı kadrosunda

Yurt dışında kullanılan oylar Türkiye'ye getirildi

Europol, AB Terörizm Durumu ve Trendi 2018 Raporu'

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Alman medyasından Mesut Özil'e destek

Yurt dışında kullanılan oylarda rekor

THY'den Güney Avrupa'da indirim kampanyası

Rusya 2'de 2 yaptı

Yurt dışında oy verme işlemi sona erdi

Almanya Tegel Havalimanını kapatacak

Almanya'da hükümette çatlak derinleşiyor

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3 maç oynanacak

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Almanya'da İlkay Gündoğan'ın aracına saldırı

Trump ile Kim arasındaki tarihi zirvede uzlaşma

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Almanya Adil Öksüz ile

Arrow
Arrow
ArrowArrow

Yurt dışında kullanılan oylar Türki

Europol, AB Terörizm Durumu ve Tren

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Alman medyasından Mesut Özil'e dest

Yurt dışında kullanılan oylarda rek

THY'den Güney Avrupa'da indirim kam

Rusya 2'de 2 yaptı

Yurt dışında oy verme işlemi sona e

Almanya Tegel Havalimanını kapataca

Almanya'da hükümette çatlak derinle

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Almanya'da İlkay Gündoğan'ın aracın

Trump ile Kim arasındaki tarihi zir

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Almanya

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Yurt dışında kullanılan oylar Türki

Europol, AB Terörizm Durumu ve Tren

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Alman medyasından Mesut Özil'e dest

Yurt dışında kullanılan oylarda rek

THY'den Güney Avrupa'da indirim kam

Rusya 2'de 2 yaptı

Yurt dışında oy verme işlemi sona e

Almanya Tegel Havalimanını kapataca

Almanya'da hükümette çatlak derinle

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Almanya'da İlkay Gündoğan'ın aracın

Trump ile Kim arasındaki tarihi zir

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Almanya

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Yurt dışında kullanılan oylar Türki

Europol, AB Terörizm Durumu ve Tren

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Alman medyasından Mesut Özil'e dest

Yurt dışında kullanılan oylarda rek

THY'den Güney Avrupa'da indirim kam

Rusya 2'de 2 yaptı

Yurt dışında oy verme işlemi sona e

Almanya Tegel Havalimanını kapataca

Almanya'da hükümette çatlak derinle

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Almanya'da İlkay Gündoğan'ın aracın

Trump ile Kim arasındaki tarihi zir

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Almanya

Arrow
Arrow
Slider

Yurt dışında kullanılan oylar Türki

Europol, AB Terörizm Durumu ve Tren

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Alman medyasından Mesut Özil'e dest

Yurt dışında kullanılan oylarda rek

THY'den Güney Avrupa'da indirim kam

Rusya 2'de 2 yaptı

Yurt dışında oy verme işlemi sona e

Almanya Tegel Havalimanını kapataca

Almanya'da hükümette çatlak derinle

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Almanya'da İlkay Gündoğan'ın aracın

Trump ile Kim arasındaki tarihi zir

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Almanya

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider
 

Lise öğrencisinden lazer güdümlü insansız tank pro

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Hafıza transferi yapıldı

'Türkiye'nin dijital dönüşüm yol haritası hazır'

CAPE CANAVERAL 

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars'ın Gale Krateri'nden alınan numunelerde organik maddelere rastladı.

Bilim insanları, Mars'ta 2012’den bu yana incelemeler yapan Curiosity keşif aracı tarafından Gale Krateri’nin tabanındaki yaklaşık 3,5 milyar yıllık kayalıkta organik maddeler bulunduğunu açıkladı.

Araştırmacılar, Mars'ta bulunan organik maddelerin, eski bir yaşam kanıtı, yaşam için bir besin kaynağı ya da yaşam yerine var olan başka bir şey olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

NASA'nın California'daki Jet İtki Laboratuvarından Ashwin Vasavada, "Eğer herhangi bir zamanda yaşam vardıysa gelecekteki misyonlarla eski yaşam belirtilerini bulabilme şansı yükseldi." dedi.

"Mars'ta yaşamın kanıtı olarak ele alınabilir"

Diğer yandan, Curiosity, Mars'ın atmosferindeki metanı ölçmek için ayarlanabilir lazer spektrometresini kullandı. Curiosity'nin, Mars atmosferindeki mevsimsel metan artışlarını da doğruladığı bildirildi.

Araştırmacılar, biyolojik bir kaynağı göz ardı edemeyeceklerini belirtti.

Mars’ta bir zamanlar mikroorganizmaların bulunduğu, hatta hala bulunuyor olabileceği ihtimalini akla getiren yeni bulguların, Kızıl Gezegen'de geçmişte ya da halihazırda bir yaşamın kanıtı olarak ele alınabileceğini bildirildi.

Muhabir: Zehra Ulucak

BURSA - SİNAN BALCIKOCA

Bursa'da bir imam hatip lisesi öğrencisi, Afrin'deki Zeytin Dalı Harekatı'ndan etkilenerek, lazer güdümlü, üzerinde otomatik silah sistemi bulunan uzaktan kumandalı insansız tank prototipi yaptı.

Savunma sanayine ilgi duyan Nilüfer Anadolu İmam Hatip Lisesi Fen ve Sosyal Bilimler Proje Okulu son sınıf öğrencisi Furkan Sadi Yıldırım, hayalindeki insansız tank projesini hayata geçirme isteğini öğretmenleriyle paylaştı.

Bunun üzerine okulda proje çalışması başlatıldı. Okulun matematik öğretmeni Selahattin Bakan'ın danışmanlığını üstlendiği projede, Furkan, yaklaşık 5 ayda insansız tank prototipini geliştirdi.

"FS-AKTÜRK" adını verdiği lazer güdümlü insansız tank prototipi ile yarışmalara katılmaya hazırlanan Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projeyi gerçekleştirirken parça temini konusunda çok zorlandığını söyledi.

Yıldırım, Zeytin Dalı Harekatı'nın kendisine ilham kaynağı olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

"Aletin şasi kısmı, kurşun geçirmez esnek camdan oluşuyor. Paletler konveyör, tekerlekler buna uygun 3D yazıcıdan çıkarıldı. Üzerindeki silah ise otomatik boncuk atıyor. Aracın üzerine monte ettiğimiz motorlarla, silaha uzaktan açı veriyoruz. Ayrıca yine aracın ve silahın kullanımı için farklı motorlarımız da var."

"Destek verilirse daha da geliştiririm"

Ürettiği prototipe isminin baş harfleri ile paletin beyazlığı ve malzemelerin yerli olmasından dolayı "FS-AKTÜRK" adını verdiğini dile getiren Yıldırım, "Silahımızı yönetirken arkadan gelen tehditlere karşı bir algoritma var. Bu algoritma sayesinde arkadan gelen tehlikeler, sensörlerce algılanarak bertaraf ediliyor. Ayrıca aracın önüne çıkan engeller forklift sistemiyle aşılıyor. Savunma sanayine çok ilgim var. Projemi savunma sanayinde faaliyet gösteren firmalara sunacağım. İnşallah destek verirlerse bu prototipi daha fazla geliştiririm." ifadelerini kullandı.

Öğretmen Bakan: "Projelerimiz devam edecek"

Proje danışmanı matematik öğretmeni Selahattin Bakan da öğrencisinin parça temini konusunda çok sıkıntı çektiğini, ilk başlarda ekmek kasasının tabanı, paspas, oyuncak araba tekerleri kullandığını söyledi.

Öğrencisinin prototipi uzun uğraşlar sonucu geliştirdiğini anlatan Bakan, "Üzerindeki silah sistemi 360 derece dönüyor. Arkadan gelen tehlikeleri de önleyecek sensörler aracılığıyla sistem ekledik. Öğrencilerimizle gurur duyuyoruz. Projelerimiz devam edecek." diye konuştu.

Okul müdürü Muhammet Baki Özgültekin de imam hatip lisesinden böyle bir projenin ortaya çıkmasının gurur verici olduğunu ifade ederek, FS-AKTÜRK'ün, gelecek yıl proje yarışmalarında okulu temsil edeceğini bildirdi.

Paris ile New York arası 4 saatin altına iniyor

Concorde adı altında bir isime muhtemelen rastlamış olabilirsiniz. Süpersonik bir hız ile uçuş kabiliyetine sahip olan bu yolcu uçağı Concorde adı altında kullanılmaktaydı. Ilk süpersonik yolcu uçağı olan Concorde, 4 saatin altında bi süre dilimi içerisinde Paris ile New York arasındaki mesafeyi katedebilmekteydi. Üretimi lakin son buldu.

Şimdi NASA bu efsaneyi canlandırmayı niyetleniyor. Concorde´ye benzer bi şekilde bir süpersonik yolcu uçağı projesini üretime geçirmeyi amacliyor. Bu süpersonik yolcu uçağın özelliği ise, ses patlamasının önlenmesi. „National Aeronautics and Space Administration“ (NASA) bu projeye yaklasık 245 milyon dolar yatırım gerçekleştirerek, proje ismi olan Low Boom Flight Demonstration adı altında çağ atlamak istiyor.

Önümüzdeki bu gelişime bakılacak olursa, NASA yeni bir vizyonunu gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Hava yolları olarak yolcu tasıma açısından herkesin erişebileceği bir imkan sunmayı hedeflemekte.

 

İspanya, İran'ı tek golle geçti

Rusya 2'de 2 yaptı

2018 FIFA Dünya Kupası'nda yarın 3

Almanya ile Meksika 12. randevuda

Fenerbahçe Doğuş şampiyon

Ramil Guliyev 200 metre yarışını bi

Arrow
Arrow
Slider

Avrupa’nın lokomotifi Almanya yine yeni bir koalisyon hükümetiyle yöneltilmek durumunda. Bu koalisyonun önünde de her yeni kurulan hükümetlerde olduğu gibi ciddiyet ve çaba gerektiren sorunlar sıra dağlar gibi aşılmayı bekliyor. Hepimiz zaten aşinayız onlara. Nitekim bu sorunlar hepimizin hayatını zorlaştırmaktalar. Kısaca değinelim isterseniz. Soluduğumuz havadaki atık gazlardan başlayalım.

 

Endüstrileşmiş ülkeler vatandaşlarına bir çok nimetler sunduğu gibi üretime odaklanan ve aşırı dönen endüstri çarkları akabinde sadece ürün değil, nereye koyacaklarını kara kara düşündükleri atık ürünler de üretiyorlar. Nükleer atıklardan tutun da, fabrikaların ve manipüle edilen araçların saldıkları gazlara kadar çevremizdeler ve hayatımızın istenmeyenleri haline gelmiş durumdalar. Almanya’nın endüstriyi diğer Avrupa ülkeleriyle paylaşmaya pek niyeti yok. Havayı kirleten gaz salınım oranı 2018’in Ocak ayında her kubikmetreye 80 mikrograma çıkmış. Kabul edilen en yüksek oran ise 50 mikrogram imiş. E hal böyle olunca kendi dumanımızda boğuluyoruz maalesef. Hiç mantıklı görünmeyen bir gelişmişlik...

 

Sonuç şaşırtıcı mı?

 

 toxic-waste-2089779_1920.jpg

 

        Bence hiç de değil. Prensip basit. Hepimizin bildiği gibi hızlı giden araçlar daha fazla atık gaz üretirler. Endüstrileşmiş ülkeler daha hızlı dönen endüstri çarkları vesilesiyle daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve maalesef bunların atık ürünleriyle de haşır neşir olmak durumundadırlar. Yani Türkçemizdeki güzel deyimle özetleyecek olursak; bu ürünleri atsalar atılmaz, satsalar satılmaz. Amma velakin bir şekilde çözmek zorundalar. Nasıl mı? Biz de merak ediyoruz. Beklemek istemiyoruz ama elimiz mahkum bekleyeceğiz, soluyacağız. Ama çözüm pek ufukta görünmüyor gibi.

 

İşin bir de psikolojik boyutu var tabii ki, üretim koşuşturmacasıyla yaşadığı anı kaçıran, stres boyutu çok ağır basan, varlığının anlamını algılayamayan bir toplum. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verilerine göre (OECD) özellikle Almanya’da antidepresan tüketimi çok hızlı bir şekilde artmış. Ve aynı kaynak verilerine göre her yıl yaklaşık 100.000 intihar teşebbüsünden 9000’ı ölümle sonuçlanıyor.

 

 

 

 

 

thumbs_b_c_5afb280b72b34487b356f7d0cb9743c2.jpg

 Acil çözüm bekleyen diğer bir sorun ise mülteci akımı. 2015’de 476.649, 2016’da 745.545 olan mülteci başvurusu, Türkiye’yle yapılan ortak çalışma sonucu 222.683’e gerilemiş (Bundesamt für Migration und Flüchtlinge resmî verileri). Dış politikadaki pasiflik, bölgesel ve Ortadoğu’daki olaylarda Avrupa Birliği’nin inisiyatif alamaması işin tuzu biberi oluyor. Türkiye’yle yakınlaşılıp göç dalgasının önüne geçileceğine, Ortadoğu’da bölgesel gerginliği artıracak girişimlerin ardı arkası kesilmiyor.

 Üstüne üstlük çözüm bekleyen bu sorunlara yani artan atık gazlara, mülteci göçü ve istihdam artışıyla beraber ortaya çıkan nüfus artışına birde yıllardır ihmal edilen yaşam alanları yapılamaması eklenince ortaya bir başka problem çıkmış, yani yükselen kiralar ve emlak fiyatları. Emlak artış oranı metrekare birim fiyatı Münih’te 2012’de 4,61€ ilken 2017 de 7,48€’ya yükselmiş. Freiburg ise 2012’de 4,29 ilken 2017 de 5€’ya yükselmiş. Bu verilerin hepsi bir yap boz’un parçaları gibi; birleştirildiğinde bütün daha da belirginleşiyor.

 

Bu hususları görmek hükümetlerin görevidir. bu tür sorunları önceden görerek icraat yapması için seçilmişlerdir. Peki bu saydığımız sorunlardan hangisi sürprizdi? Hepsi göz göre göre geldi. Atık gazlar mı sürprizdi? Endüstrileşmenin Almanya’ya yoğunlaşmasıyla birlikte artan nüfus ve akabinde artan yaşam alanları ihtiyacımı? Artan göç ve mülteci akımı mı? Sorun, Almanya’nın ve Avrupa’nın gerek iç gerekse dış politikasında aksayan şeyleri işaret ediyor.

 Sorun göç dalgasıysa kaynağına bakalım isterseniz. Ortadoğu ve Afrika politikasında daha aktif rol oynanılmalı diye düşünüyorum. Neden mülteci akımından en çok etkilenen Avrupa, en az etkilenen USA ve Rusya kadar aktif bir rol izlemiyor diye soruyorum kendime. Onların çatışmayı körükleyen silah ticaretini artırmak, yeraltı kaynaklarını sömürmek odaklı vicdan dışı yaklaşımlarına alternatif, çözüm odaklı daha insancıl bir dış politika daha etkili olmaz mıydı? Herkes yerinden yurdundan olmaz, binlerce km uzağa göçmezdi, göç sorunu da olmazdı.

 Yanlış anlamayın. Ukalalık etmek istemiyorum. Bu yazdıklarımın Almanya ya da Avrupa parlamentolarında politik ajandada yer almayacağını biliyorum. Politik bir doktrin olarak ders kitabı olarak basılması da ihtimal dahilinde değil. Kimseye akıl vermekte istemiyorum, sadece sıradan bir vatandaş olarak kendi kendime düşünüyorum ve aklımdan geçenleri sizlerle paylaşıyorum.

 

Ender Erdikici

Almanya parlamento seçimlerinin arafesinde Ekim sayımızda Martin Schulz’un Türkiye karşıtı popülist söylemlerle oy devşirme hevesini eleştirmiştim.

 

Kendimize en yakın hissettiğimiz SPD’nin Türk kökenli seçmenleri bu suretle ne kadar rencide ettiklerinden bahsetmiştim. Popülist söylemlere feda edilemeyecek kadar evrensel değerlere sahip olan sosyal demokrasinin ve SPD’nin bu işin vebalini nasıl üzerinden atacağını merak ediyorduk. Martin Schulz’un söylemleri ve eylemleri arasındaki tutarsızlık sadece bizim dikkatimizi çekmemiş nihayetinde. SPD parti tabanı da aynı tutarsızlığın azalan oy oranlarıyla farkına varmış. İşin Türkçesi zararın neresinden dönsek kardır dediler ve parti başkanlığı pozisyonuna son vererek hesabını sordular.

 

merkel 1.jpg

 

Peki Martin Schulz nasıl birisi acaba? Würsel’den gelen küçük bir kitabevi sahibi mi? TV konuşmalarında kendini halktan ve halk tarafını tutan, eğitimini yarıda bırakmış, zamanında alkolik olan basit bir insan olarak kendini lanse etmeyi ve sosyal adalete vurgu yapmayı seven biri. Eylül ayında yaptığı konuşmalarda Merkel ile yapılacak herhangi bir koalistonda bakan olarak yer almayı kesin olarak ret edeceğini bildirmişti.

 

Kendisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kişisel olarak düştüğü zıtlığı tüm Türkiye politikasına yansıtmış, Avrupa Birliği’ne katılma sürecini durdurmakla ve yardımları dondurmakla tehdit etmişti. Martin Schulz’un SPD başkanı olarak yanlış seçim olduğunu anlamak için, geçen bir yıl yeterli oldu. Bilmemiz gereken Schulz’un sahip olduğu milyonlarca Euroluk servetin kaynağı başarılı bir girişimcilikten ya da lotodan kazanılmış bir şey değil, Avrupalı vergi mükelleflerinin, özellikle de Alman vergi mükelleflerinin cebinden çıkan paralarla ödenmiş vergilerdir. Yani Martin Schulz son 5 yıl içerisinde Angela Merkel’den, Gerhard Schröder’den, Helmut Kohl’dan, Helmut Schmidt’den ya da Willy Brandt gibi Alman halkı için gerçekten büyük hizmetler vermiş kişilerden daha fazla kazanmış.

 

Berlin politik olarak çok ince hesapların yapıldığı bir başkent. Martin Schulz acımasız Alman politik işletmesini hafife almış, bu aralar değirmen taşında un gibi harcanmış vaziyette. Yıllarını Avrupa politikasına vermiş biri olarak Berlin’in Strazburg veya Brüksel kadar hafif bir lokma olmadığını bilmesi gerekirdi. Burada aklımıza şu soru takılıyor. Şayet Avrupa Parlamentosu’ndaki politikacıların en üst düzeyindekiler böyleyse, Avrupa ideali ve parlamentosu kimlerin eline kalmış diye korkmadan edemiyoruz.

 

Son olarak, yeni kurulan CDU-CSU-SPD koalisyon hükümetine başarılar, sorunları çözümlerinde kolaylıklar diliyoruz.

Mübarek ramazan ayında oruç bizlere farz kilinmiştir, ve geleneksel olarak birlikte iftar yapmaktayız. Ve şu soruyu mutlaka kendimize sormuşuzdur. Oruç tutarken vücudumuzda neler oluyor.

Öncelikle oruç tutmaya başlarken, vücudumuz bu değişikliğe alişması gerek, ve kendini ona göre hazırlamaya başlar. Organizmamızın önde gelen enerji kaynağı glikoz olarak bildiğimiz şekerdir. Bilhassa beynimiz ve oksijeni diğer hücrelere dağıtan alyuvar için önemlidir. Beynimiz günde yaklaşık 120mg ve alyuvar 40mg glikozu enerji olarak tüketmekte. Buna dayanaraktan karaciğerimizde bulunan glikojen, yani şeker depomuz, 160mg ile vücdumuza gerektiğinde enerji vermektedir. Lakin bu depo oruçlu iken bir kaç saat içerisinde tükenmekte.

Aç iken şeker depolarımız glukagon sayesinde önemli bi sisteme sahibiz. Lakin kısa sürede kullanıldıgı içinde farklı yöntemlerde enerji kaynağı için gerekmekte. Bu yüzdendir ki yağları yakmaya başlarız ve gluceneojeney adlı süreçte yeniden enerji üretmeye başlarız. Yanı sıra proteinlerde bu sürece parçalanarak katilir. Karaciğer enerji üretimine keton cisimleri üereterek katkıda bulunur, ve organizmanın bundan faydalanmasını sağlar. Aç iken tatlı-meyvesi agız kokusu bu keton cisminin parcalanıp nefes yolu ile verilmesinden kaynaklanır.

Tüm bu sistemler sayesinde oruçlu iken enerji kaynağımızı üst düzeyde tutabilme yeteneğine sahibiz. Orucun organizmaya faydalı yanlarını saymakta yarar var. Ondört saati geçen bir oruç, kendini hücre bazinda yenilemeye odaklar. Bunu autophagy sayesinde yapmaktadır. Böylece hasarlı hücreler vücudumuzdan temizlenmekte. Yenilenme sürecine katkıda bulunan en önemli detoksifikasyon organımız, yani karaciğerimiz´de girer ve bi nebze rahatlar. Yanı ıira belirli beyin hücrelerin cogığalmasınıda etkiler oruçlu bedenimiz. Ayrica mide ve bağırsak sistemimiz sümükdokuyu yenileme moduna girer.

Oruç tutmak sadece manevi açıdan ruhu yenilemekle kalmıyor, yanı sıra vücudumuzuda yenileme sürecine sokuyor ve biriktirdiğimiz zehirlerden arınmaya bi nebze yardımcı oluyor.

Baden Haber - Fatih Erdoğdu

BALIKESİR

İzmir Demokrasi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Reyhan İrkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir bardak sütün yaz döneminde vücudun özelikle sıvı ve mineral açığını kapattığını belirtti.

Ramazanda vücut sağlığının korumasında sütten yararlanılabileceğini ifade eden İrkin, sahurda süt tüketilmesini önerdi.

İrkin, sütün tokluk hissi verdiğini de vurgulayarak, şunları belirtti:

"Bir bardak inek sütü 116 kaloridir. Süt sıcak yaz aylarında vücudun mineral dengesini koruma ve sıvı ihtiyacını karşılamada yardımcı olabilecek bir içecektir. Bu nedenle özellikle sahurda tüketilmesi son derece faydalıdır. Su içeriği yüksek, protein ve yağ içeriğiyle tokluk hissi verebilecek, laktoz ile enerji sağlayabilecek bir gıda olarak 1-2 bardak tüketilmesiyle beslenmenizin dengede olmasını sağlayacaktır. Ramazan ayında insanlar bizim ülkemizde 16 saate yakın oruç tutuyor. Bu süre zarfında vücudun sıvı, protein, mineral gibi gereksinimlere ihtiyacı söz konusu. Bunları en iyi şekilde karşılamak istiyorsak sahurda en az bir bardak süt tüketilmesini önerebiliriz."

Sütün günlük tüketilmesi halinde obezite ve insülin direncine bağlı metabolik sendrom rahatsızlığı ile diyabetin önüne geçilebileceğini dile getiren İrkin, süt tüketiminin artırılması gerektiğine işaret etti.

İrkin, süt tüketimiyle birlikte "D vitamini" alındığında ekstra faydalı olduğunu belirterek, "Süt ve süt ürünleri tüketmenin, kas-iskelet sistemi hastalıklarının önlenmesinde faydaları gözlenmiştir. Normal ve yüksek yağlı süt tüketimiyle ayrıca D vitamini alınmasının vücuttaki yağ kütlesini azalttığı ve kas kütlesini artırdığıyla ilgili çalışmalar bulunmaktadır." ifadelerini kullandı.

İSTANBUL- HATİCE ŞENSES/ZEHRA MELEK ÇAT

Türk Diyabet Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Oşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diyabet hastasının oruç tutması için böbrek komplikasyonun olmaması gerektiğini vurguladı.

Oşar, ileri yaşta bir diyabetlinin eşlik eden başka hastalıkları da varsa oruç tutmasının uygun olmadığını söyledi.

Diyabet hastasının oruç tuttuğu dönemde susuz kalacağı için özellikle böbrek hastalığı olanlarda böbrek yetersizliğinin ilerlemesinin söz konusu olabileceğini ifade eden Coşar, "Düzenli olarak sıvı alımı kısıtlanacağından böyle bir riskle karşı karşıyadırlar. Hastalar, kötü kontrollü bir diyabetse, yani şeker düzeyi zaten yüksek çıkıyorsa bir de oruç tutarlarsa daha da yüksek şekerle karşımıza gelebilirler çünkü susuz kaldığı dönemde şeker yükselir ve hasta ciddi şeker yüksekliği komasına bile girebilir." diye konuştu.

Tip 1 diyabetlilerin de risk grubunda olduğuna işaret eden Oşar, günde 4 defa insülin yapması gereken diyabet hastasının düzenli olarak yemeğini yemesi gerektiğini söyledi.

Oşar, insülin kullanan tip 2 diyabetlinin de günde 2 ya da 4 defa insülin yapıyorsa oruç tutmasının sakıncalı olduğunu belirterek, "Bunun dışında haplarla kontrol altında olan, zaten şeker düzeyleri iyi giden, herhangi bir dalgalanma yaşamayan, düzenli şeker kontrolü olan kişiler, hekimin kararıyla ve aldığı ilaçların saatlerini değiştirerek oruç tutabilir ama mutlaka hekimin düzenlemeyi yapması gerekiyor. Yani hastanın kendisi 'Ben sabah aldığım ilacımı iftarda alayım, öbürünü de sahurda alırım, bu düzenlemeyi ben kendim yaparım.' diyerek oruca başlaması, son derece sakıncalı olabilir." değerlendirmesinde bulundu.

İnsülin kullanan diyabetlide oruç tutmanın son derece sakıncalı olduğunu vurgulayan Oşar, "Aşırı düzeylerde şeker düşüklüğü yaşanabilir. Kullanılan insülinin etki süresi ve özelliğine göre oruçla birlikte iyi geçinemeyebilir ve insülinle uzun süreli açlık beraberinde aşırı şeker düşüklüğünü tetikleyebilir. Bütün bunlar hastanın yaşamında sorun oluşturabilecek durumlardır. Zaten din adamları da 'Kişi sağlıklı değilse oruç tutmamalı' diyor." diye konuştu.

Oruç tutan diyabetliye tavsiyeler

Oşar, oruç tutan diyabetlinin beslenme düzenine dikkat etmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Uzun süre açlığı takiben orucunu açarken iftarda tabii fazla şeker ihtiyacı olabilir. Birden bire şekerli gıdalarla orucunu açması iftarın ardından kan şekerini yükseltebilir. Bu nedenle haplarını aç alıyorsa iftarda orucunu açmadan önce alması uygundur. Ardından orucunu açtığında yediği yiyecekler tıpkı şeker hastası oruç tutmuyorken ne yemeliyse aynı şekilde olmalı. Hafif bir şeyle orucunu açmalı. Biraz çorba, biraz yoğurt, salatayla açmalı, ardından mutlaka protein içeren, karbonhidrat olan ekmek, unlu gıdalar, pirinç, makarna gibi yiyecekleri protein ile almalı. Yavaş salınımla lifli gıdaları almalı, tatlıya yer vermemeli, sofra şekeri içeren gıdalara yer vermemeli. Meyveyi aşırı tüketmemeli, birden bire çok aşırı miktarda yememeli. Orucunu az gıdayla açmalı, daha sonra yayarak tüketmeli gıdaları ve sıvı alımı da bu süreç içinde en az 1,5 litre olacak şekilde planlanmalı, hatta sıvı kaybı da olacağı için hekimi tarafından başka bir şey önerilmiyorsa 2 litre ya da daha fazla sıvı tüketmeli. Sahurda ise kesinlikle şeker almamalı, lifli karbonhidratlar, kepekli ekmek, makarna, bulgur ve lifli sebzeler, karbonhidratlı sebzeler,kuru baklagiller tüketebilir, az miktarda tüketmelidir."

"Diyabetli hasta oruç tutuyorsa kesinlikle sahuru atlamamalıdır"

Biruni Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Şüheda Hatipoğlu da oruç tutmaya elverişli olan diyabet hastalarının ise iftar ve sahurda dikkat etmesi gereken hususlara değinerek, şunları kaydetti:

"Diyabetli hasta oruç tutuyorsa kesinlikle sahuru atlamamalıdır. Sahur hafif ve kahvaltı tarzında yapılmalıdır. Hastalar iftar ve sahurda çavdar veya çok tahıllı ekmek türünü 1-2 dilim olmak şartıyla tüketmeli, glisemik endeksi düşük ve uzun süre tok tutan besinler tercih etmelidir. İftar sonrası ve sahurda bol su ve sıvı tüketmeli, iftarda aşırı yağlı ve karbonhidratlı besinlerden kaçınılmalıdır.

İftara su, çorba ve 1 dilim tahıllı ekmek ile başlanmalı, 10 dakikalık aranın ardından salata ve ana yemekle devam edilmelidir. Ayrıca, hamurlu, yağlı ve tatlı gıdalardan uzak durulmalıdır çünkü bu ürünler ani kan şekeri yüksekliğine neden olur. İftardan 1-2 saat sonra 30 dakikalık hafif ya da orta tempolu yürüyüşler yapılarak, hiperglisemi seviyesi dengelenmelidir. Hastaların diyabet ilaçlarını, dozunu ve ne zaman alacağı mutlaka hekimine danışması gerekmektedir. Öte yandan ramazan ayı sonrası bayram boyunca hiperglisemi riski açısından hastanın uyarılması ve ve kan şekeri takibinin yapılması da önemlidir."

Dikkat eksikliği, öğrencilerin ders başarısını ve sınav sonuçlarını olumsuz etkileyen en önemli etkenlerin başında gelmektedir. Hemen hemen her anne baba çocuğunun dikkatini derse veremediğinden yakınırken, üçte birine yakını da dikkat eksikliğinin daha ileri boyutlara vardığı ve çocuklarının sınavlarda çok basit hatalar yaparak düşük notlar aldığından şikayet etmektedirler. Öğrenciler ise hem okulda başarısızlık yaşamakta hem de öğretmenlerini dinlerken dikkatlerini veremedikleri için dersten kopmaktadırlar. Bu durum, maalesef, hafif düzeyde çok basit ve ilaçsız müdahaleler ile düzelebilecekken, ebeveynlerin ihmali yüzünden ileride çok daha ciddi psikolojik problemlerle karşılaşılmasına neden olmaktadır. Çünkü dikkat eksikliği, çocuğun sadece okul başarısını değil, iş hayatı, evlilik hayatı gibi, hayatındaki bir çok önemli unsuru olumsuz etkilemektedir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ BOZUKLUĞUNUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

1) Okulda veya iş yerinde önemli olan detaylara dikkat etmeme, kolay hatalar yapma, yapılan işin dağınık ve dikkatsiz yapılması.

2) Bir işle uğraşırken diğer insanların ilgisini çekmeyen bir ses veya olay nedeniyle yapılan işin bırakılması.

3) Uzun dönemli konsantrasyon gerektiren işlerde yaşanan başarısızlıklar.

4) Konsantrasyon gerektiren ev ödevleri, kağıt işlerini tamamlamakta zorlanma.

5) Sık sık bir oyundan veya işten bir diğerine geçme.

6) Yapılması gereken işleri sürekli ağrıdan alma, geciktirme, erteleme.

7) Yapılması gerekenleri sık sık unutma, günlük aktiviteleri zamanında yapamama.

8) Konuşma sırasında karşısındakini dinlemekte zorlanma, konuşmaları akılda tutamama, sosyal durumlarda detaylara ve aktivitelere dikkat etmeme şeklinde sıralanabilir

Sonuç olarak; dikkat eksikliği hem yetişkinleri hem de çocukları aynı oranda etkileyen bir rahatsızlıktır. Belirtileri çocukluk döneminde sosyal ilişkileri, ergenlik döneminde sosyal hayatı ve okul başarısını, yetişkinlik döneminde ise iş hayatını ve ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir. Çocukluk döneminde dikkat eksikliğinin belirlenmesi yetişkinlere göre daha zor olduğu için çocuklar ebeveynleri tarafından yakından takip edilmeli ve gerekli hallerde bir uzman görüşüne başvurulmalıdır.

 

Sağlıklı günler dileklerimle...

Psikolog Kutay Ürkmen

İSTANBUL - Kaan Bozdoğan

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tiryaki, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bireyleri yalnızlaştırarak sorunlu kişilikler haline getiren oyun bağımlılığına karşı uyarılarda bulundu.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde son 10 yılda hızla gelişme sağlandığını, buna bağlı olarak özellikle çocuk ve ergen gruplarda teknoloji-internet kullanımına bağlı davranış değişikliklerin dikkati çektiğini belirten Tiryaki, bu durumun kaygı verici olduğunu söyledi.

"Oyun bağımlıları toplumsal yaşamdan uzaklaşıyor"

Aşırı oyun oynayan kişilerin giderek içe dönük hale geldiğini vurgulayan Tiryaki, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Aşırı düzeyde oyun oynayan kişi, gerçek ve toplumsal yaşam etkinliklerinden uzaklaşır, dış dünya beklentilerinden kopar ve giderek içe dönük yaşamaya başlar. Kişi oyun oynayamadığında huzursuzluğa kapılır, gerginleşir. Bir sonraki oturumu yoğun biçimde düşünür. Bilgisayar oyunu oynamak için diğer etkinliklerini azaltır. Bilgisayarda oyun oynama süreleri hakkında yalan söyler, süreyi olduğundan az bildirir. Geceleri uzun saatler oyun oynar. Zaman zaman 8 saati bulan oyun sürelerine ulaşabilir. Bu tür bir değişimin sonucunda çocuk ve ergenlerde okul başarısında düşüş, oyunlar için harcanan para, kişiler arası ilişkilerde yaşanan öfke ve kendine güven sorunları, kişisel bakımda ortaya çıkan bozulmalar dahil birçok konuda olumsuz sonuçlar ile karşılaşmak söz konusu olur." 

"Çocuklar, ergenler ve yetişkinler risk altında"

Risk gruplarına vurgu yapan Tiryaki, çocuklar, ergenler ve yetişkin erkeklerin ilk akla gelebilecek risk grupları olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Tiryaki, "Özellikle uzun saatlerini verimli ya da sağlıklı etkinliklerle düzenlenmemiş kişiler, örneğin açıktan okula gidenler, okul dışı zamanlarını uygun aktivitelerle doldurmayanlar risk taşımaktadırlar. Öte taraftan, ruhsal çöküntüsü olanların, kaygı bozukluğu ve düşük benlik saygısı olanların, toplumsallaşma becerileri düşük kişilerin risk altında oldukları söylenebilir. Çocukluk çağı dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu sorunları olanların da benzer şekilde risk altında olduğu vurgulanmalıdır." ifadelerini kullandı.

Tiryaki, aşamalı oyunların bağımlılığı tetiklediğine dikkati çekerek, şunları anlattı:

"Oyun bağımlılığının dünyada yapılmış Batı kaynaklı çalışmalarda çocuk ve ergenlerde yüzde 2-6 mertebesinde görüldüğü bildirilmektedir. Ülkemizde de ergenlerde yapılan çalışmalarda yüzde 1-1,5 bandında görüldüğünü gösteren çalışmalar yapılmıştır. Uzakdoğu'da Çin ve Tayvan gibi ülkelerde yüzde 7-10 mertebesinde oranlar bildiren çalışmalar mevcuttur. Bilgisayar oyunları oynayanların yüzde 15 kadarının bağımlılık düzeyinde bir davranış geliştirdiklerini bildiren yayınlar mevcuttur. Öte yandan çok güncel araştırmalar özellikle erişkin grupta oyun oynadığını bildiren kişilerin yüzde 65 kadarında herhangi bir bağımlılık davranışı olmadığını ancak yüzde 0,3-1 bireyde bozukluk kabul edilecek değişimlerden bahsedilebileceğini bildirmektedir." 

Dönem başında “Okula Nasıl Motivasyonla Dönülür?” yazımızda okula dönüş için ipuçları vermiştik. Aylar geçti ve bütün dönem öğrendiklerinizin değerlendirilme vakti, yani sınavlar geldi çattı. Bu yazımızda ise sınavlara çalışırken ne yapmanız ve ne yapmamanız gerektiğine dair ipuçları vereceğiz. Şimdiden bütün öğrencilere sınavlarda başarılar ve güzelce dinlenebilecekleri bir sömestr tatili dileriz!

Ne Yapmalı?

  • Her tür sınavda başarılı olmak için en etkili yöntem dersleri düzenli olarak takip etmek, not almak ve ödevleri yapmaktır. Eğer bunları zaten yapıyorsanız, endişelenmeye gerek yok.

 

  • Çalışmaya ne kadar erken başlarsanız eksiklerinizi tamamlamak ve sınavlara daha iyi şekilde hazırlanmak için o kadar vaktiniz olur.

 

  • Öğrendiklerinizin hafızanıza yerleşmesi için vücudunuzun oksijene ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu unutmayın. Yeterince uyumak ve her gün kısa da olsa yürüyüşler yapmak sınav döneminde stresi azaltmaya ve daha hızlı düşünmeye yardımcı olur.

 

  • Planlı, verimli ve kişisel öğrenme şeklinize göre çalışın. Notlarınızı sadece okumak her zaman en etkili çalışma yöntemi olmayabilir.

 

  • Çalışırken kısa molalar verin. Çalıştığınız konuyu bitirdikten sonra vereceğiniz 10 dakikalık ara bir rahatlama sağlar ancak daha uzun molalar verirseniz döndüğünüzde konuyu yeniden hatırlamanız gerekebilir bu da zaman kaybına neden olur.

 

Ne Yapmamalı?

  • Derse odaklanabilmek için televizyon, bilgisayar ve cep telefonu gibi dikkat dağıtıcılara yaklaşmamalısınız! (Belki 2-3 saatte bir bakabilirsiniz.)

 

  • Sınavdan önce ağır yemekler yememelisiniz. Yemekten sonraki 2-3 saat tembel ve uykulu hissetmeye sebep olur ve düşünme hızını düşürür.

 

  • Son gece ders çalışmayın bunun yerine sadece notlarınızı gözden geçirin.

 

  • Sabahlamayın. Konsantre olabilmek, odaklanabilmek için vücudunuzun uykuya ihtiyacı var. Dinlenmiş bir şekilde girdiğiniz sınavlarda çok daha başarılı olursunuz.