BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Çağlar Söyüncü için çılgın teklif!

Löw’den İlkay Gündoğan ve Mesut Özil açıklaması

Hamburg tarihinde ilk kez küme düştü

Milli tekvandocu Kuş Avrupa Şampiyonu

ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE OKUL BAŞARISINA ETK

İlber Ortaylı'dan Türk futbolcuları hedef alan Alm

'Dadaşlar'ın Süper Lig'e uzanan yolu

Fenerbahçe Doğuş Avrupa ikincisi

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Azimle Ulaşılan Görkemli bir Saray: Secret Beauty

Fırın Mamüllerinde Lezzet Durağı: Başak Ekmek & Pa

'Avrupalılar, gümüş balığını çerez olarak tüketiyo

Kapıkule'de 20 kilometrelik tır kuyruğu

Macaristan'da Osmanlı festivali

Şampiyon Galatasaray

Almanya Kupası'nı Eintracht Frankfurt kazandı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

BM, İsrail aleyhindeki tasarıyı kabul etti

Türkiye ve dünya gündemi

Arrow
Arrow
ArrowArrow

ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE OKUL

İlber Ortaylı'dan Türk futbolcuları

'Dadaşlar'ın Süper Lig'e uzanan yol

Fenerbahçe Doğuş Avrupa ikincisi

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Azimle Ulaşılan Görkemli bir Saray:

Fırın Mamüllerinde Lezzet Durağı: B

'Avrupalılar, gümüş balığını çerez

Kapıkule'de 20 kilometrelik tır kuy

Macaristan'da Osmanlı festivali

Şampiyon Galatasaray

Almanya Kupası'nı Eintracht Frankfu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve

BM, İsrail aleyhindeki tasarıyı kab

Türkiye ve dünya gündemi

Arrow
Arrow
Slider

ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE OKUL

İlber Ortaylı'dan Türk futbolcuları

'Dadaşlar'ın Süper Lig'e uzanan yol

Fenerbahçe Doğuş Avrupa ikincisi

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Azimle Ulaşılan Görkemli bir Saray:

Fırın Mamüllerinde Lezzet Durağı: B

'Avrupalılar, gümüş balığını çerez

Kapıkule'de 20 kilometrelik tır kuy

Macaristan'da Osmanlı festivali

Şampiyon Galatasaray

Almanya Kupası'nı Eintracht Frankfu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve

BM, İsrail aleyhindeki tasarıyı kab

Türkiye ve dünya gündemi

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE OKUL

İlber Ortaylı'dan Türk futbolcuları

'Dadaşlar'ın Süper Lig'e uzanan yol

Fenerbahçe Doğuş Avrupa ikincisi

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Azimle Ulaşılan Görkemli bir Saray:

Fırın Mamüllerinde Lezzet Durağı: B

'Avrupalılar, gümüş balığını çerez

Kapıkule'de 20 kilometrelik tır kuy

Macaristan'da Osmanlı festivali

Şampiyon Galatasaray

Almanya Kupası'nı Eintracht Frankfu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve

BM, İsrail aleyhindeki tasarıyı kab

Türkiye ve dünya gündemi

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE OKUL

İlber Ortaylı'dan Türk futbolcuları

'Dadaşlar'ın Süper Lig'e uzanan yol

Fenerbahçe Doğuş Avrupa ikincisi

NASA´dan inanılmaz bir proje!

Azimle Ulaşılan Görkemli bir Saray:

Fırın Mamüllerinde Lezzet Durağı: B

'Avrupalılar, gümüş balığını çerez

Kapıkule'de 20 kilometrelik tır kuy

Macaristan'da Osmanlı festivali

Şampiyon Galatasaray

Almanya Kupası'nı Eintracht Frankfu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve

BM, İsrail aleyhindeki tasarıyı kab

Türkiye ve dünya gündemi

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider
 

Hafıza transferi yapıldı

'Türkiye'nin dijital dönüşüm yol haritası hazır'

Kıkırdak hasarına 'enjeksiyon' ile nakil

Kanada'daki Türk bilim insanının başarısı

SAMSUN - Fatih Mehmet Kürkçü

Adli Bilimciler Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kokunun gelişmiş pek çok ülkede hukuki delil olarak kullanıldığını söyledi. 

Türkiye'de de geçen yıl Emniyet Genel Müdürlüğü Uyuşturucu ile Mücadele Daire Başkanlığınca olayların aydınlatılmasında kokunun delil sayılmasına yönelik çalışmaların masaya yatırıldığı "1. Adli Koku Semineri"nin düzenlendiğini hatırlatan Hancı, Türkiye'de uyuşturucu, canlı insan, ceset, mayın, bomba, kaçak sigara, kaçak mazot ile son dönemde sahte para bulabilen köpekler yetiştirildiğine dikkati çekerek, "Kokunun delil olarak kullanılması için çalışma başlatıldı. Suçu işleyen kişi ortamda bir koku bırakıyor. Biz o kokuyu bir yere hapsediyoruz. Sonra köpeğimize koklatıyoruz. Elimizde de 5-6 şüpheli var. Köpek kokuyu aldıktan sonra 5-6 kişiden birine tepki veriyorsa o kişi şüpheli olabilir." diye konuştu.

Henüz altyapı ve mevzuat oluşturulmadığı için kokunun delil olarak kullanılamadığını dile getiren Hancı, oysa Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde kokunun yargı mevzuatında kullanıldığına işaret etti.

"Köpeğin reaksiyonuna göre araştırmayı derinleştirelim"

Hancı, Türkiye'de de yasal düzenlemeler yapılıp kokunun en azından ön delil olarak kullanılmasının önünün açılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Köpek bir kişiye reaksiyon gösteriyorsa onunla ilgili araştırmayı biraz daha derinleştirelim. Bununla ilgili sempozyum yaptık. Daha sonra hukukçular, adli tıp uzmanları, antropologlar, veteriner hekimler ve ilgili tüm arkadaşlarla bir araya geldik. Adli kokuyla ilgili bir kitap çıkardık. Bu çalışmaların akabinde raporlarımızı sunduk. Bizim beklentimiz, mevzuatın değiştirilerek kokunun delil veya ön delil olarak kullanılması. Koku, başlı başına muazzam bir alan. Her insanın kokusu farklıdır. Bir kişinin kokusu, bir başka kişinin kokusuna benzemez. Bunu bir de köpekler açısından düşünün. Biz bir çay bardağının içindeki kesme şekerin kokusunu duyabiliriz. Bir köpek ise olimpik havuzdaki bir kesme şekerin kokusunu hissedebilir. Nasıl parmak izi bize ait retinamız başkasına benzemiyor, DNA'mız eşsiz, kulak izimiz, dudak izimiz eşsizse kokumuz da farklıdır. Kokuyu tespit eden köpek şüpheliye reaksiyon verdiğinde onun üzerine gitmek, araştırma yapmak zorundayız. Dolayısıyla koku delil olarak kullanılmalıdır."

ANKARA - Merve Özlem Çakır

Doğal ortamında görüntülenmesi çok zor olan "hamsi" Karadeniz sularında ilk defa Sualtı Görüntüleme Yönetmeni ve Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Çevre Kurulu Başkanı Tahsin Ceylan'ın objektifine yansıdı.

Karadeniz kültüründe önemli yer tutan hamsinin avlanmasına ve doğal ortamına tanıklık eden Ceylan, bu canlı türünü Karadeniz sularında ilk defa fotoğrafladı.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Ceylan, hamsinin denizlerde zemine veya yüzeye bağlı olmaksızın hareket edebilen (Pelajik) bir canlı türü olduğunu söyledi.

Ceylan, hamsinin aslında Karadeniz kökenli olmadığını, ancak Türkiye'de tüketilen balıkların yüzde 73'ünü hamsinin oluşturduğunu dile getirerek, bu türün mutlaka korunması gerektiğini vurguladı.

Hamsinin, mikroskobik büyüklükte, hareket yetenekleri zayıf, dalga ve akıntılarla hareket edebilen canlılarla (plankton) beslendiğini belirten Ceylan, "Besin neredeyse, hamsi de oraya gider. Hamsinin nerede olduğunun tespiti son derece güçtür, bu nedenle görüntülenmesi de çok zordur." dedi.

Ceylan, bu besinlerin çevresel kirliliğe duyarlı olduğuna işaret ederek, "Karadeniz kıyılarında HES ve otoyol benzeri yapılanmalarla bozulan ekosistem ile kıyısal alanlardaki evsel ve endüstriyel kirlilik hamsinin besini üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Değişen iklimsel koşullar da hamsinin yaşam alanının belirlenmesinde son derece önem arz ediyor. Bu sene hamsinin kıyılarımızda az bulunmasının nedenlerinden biri ısıya duyarlı olmasıdır. Hamsi, kışın Karadeniz’deki soğumaya bağlı olarak hareket ediyor. Su ısısının yüksek olması durumunda balık Türkiye kıyılarına uğramadan Gürcistan’a geçiyor." diye konuştu.

"Risk alarak ağın içine girdim"

Hamsiyi Karadeniz'deki doğal ortamında görüntüleme serüvenini anlatan Ceylan, meslektaşları Murat Kulakaç ve Hakan Yıldız ile oldukça zor koşullarda sabaha karşı hamsinin ağlarla avlanmasına tanıklık ettiklerini söyledi.

Rize'nin Pazar ilçesinin 30 mil açığındaki bir balıkçı teknesinin avlanması sırasında özel ekipmanları ile beraber çekimleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Ceylan, "Balıkların o yaşam mücadelesini yakalayabilmek için risk alarak ağın içine girdim. Tam ağın ağzı kapanırken, dalış arkadaşım Kulakaç'ın yardımı ile ağın dışına çıkabildim. Bu risklere rağmen, hamsinin ağlarla mücadelesini arşivleyebilmek çok önemliydi." ifadelerini kullandı.

Doğal hayata saygı göstermenin önemine değinen Ceylan, "Biz onların yaşamlarına saygı gösterip koruyabildiğimiz sürece onlar da varlıklarını sürdürürler. Bazılarının 'bize küstü gitti' gibi sözlerine benim cevabım, 'O zaman küstürmeseydiniz.' Vatandaşların bu konuda bilim insanlarımıza inanması ve dediklerini yapması gerekiyor." dedi.

Ceylan, Türkiye'de denizlerde koruma alanlarının oluşturulması ve çevresel atıklara karşı arıtma tesislerinin ivedilikle kurulması gerektiğini belirtti.

"Hamsi kondisyon kaybediyor"

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Cemal Gücü ise hamsinin kimi zaman bol kimi zaman az olmasının sebeplerini anlattı.

Avlanan hamsi miktarındaki düzensizliklerin iklimsel nedenlerden de kaynaklandığını vurgulayan Gücü, "Hamsinin göç yollarını ve avcılığın en yoğun olarak yapılabildiği kışlama alanlarını değiştirmesi hamsi varlığını etkiliyor." şeklinde konuştu.

Gücü, şunları kaydetti:

"Tuna önlerinde yumurta attığı öne sürülen hamsi, kışın o bölgenin sıcaklığının dayanabilecekleri eşik değerin altına düşmesinin ardından Ukrayna, Romanya, Bulgaristan sahillerini takiben Anadolu kıyılarına ulaşır. Ancak Karadeniz'in kuzeyiyle güneyi arasındaki ısı farkının az olduğu yıllarda hamsi bol olsa da Türkiye kıyılarına hiç uğramadan kuzeyde Kırım önlerinde ya da Gürcistan kıyılarında kışlayarak burada av verdikleri bilinmektedir. İşin daha da ilginç tarafı, son 10 senelik dönemde gördük ki yaz döneminde bizim kıyılarımızdaki besin ve sıcaklık hamsi için kuzeydekinden daha önemli. Bu da avladığımız stokun önemli bir bölümünün bilindiği üzere yazı kuzeyde Tuna havzasında değil, güney Karadeniz'de geçirdiğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye kıyılarının üretkenliği de hamsi stokunun verimliliği açısından önem kazanıyor. İşte bu noktada neredeyse Karadeniz'e dökülen her dere ve çayın üzerine kurulan HES’lerin etkisi önem kazanıyor. Nehirlerin getirdiği besinlerin denize ulaşmasına engel olan HES’ler özellikle yavru hamsilerin gelişmesini de olumsuz yönde etkiliyor."

ANKARA

ABD'nin Colorado Üniversitesi, Güney Florida Üniversitesi ve Old Dominion Üniversitesinden bilim adamları, 1992'den bu yana uydulardan yapılan küresel deniz suyu seviye ölçümlerine göre, küresel deniz seviyesinin 1990'lı yıllarda yılda ortalama 2,5 milimetre yükselirken, bugün 3,4 milimetre yükseldiğini belirledi.

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) ile Fransa Ulusal Uzay Araştırmaları Merkezinin (CNES) okyanus topografyası ölçüm uyduları Topex/Posedion, Jason-1, Jason-2 ve Jason-3'ün verilerini kullanan araştırmacılar, artış hızının böyle devam etmesi halinde, yüzyıl sonuna gelindiğinde küresel deniz seviyesinin bugünkünden 65 santimetre fazla olacağına işaret etti.

"Sahil kentleri için büyük problemler doğurabilir"

Bilim adamları, bunun sahil kentleri için büyük problemler doğurabileceği uyarısında bulundu.

Araştırmada küresel ısınmanın artış hızına iki ayrı yönde etki ettiğine vurgu yapıldı. Atmosferdeki ve deniz suyundaki ısınmanın bir yandan yol açtığı genleşme nedeniyle su seviyelerini nispi olarak yükseltirken öte yandan Antarktika ve Grönland gibi büyük buz kütlelerindeki erimeyi hızlandırarak su miktarını artırdığı kaydedildi.

Muhabir: Emre Aytekin

 

İSTANBUL - Kaan Bozdoğan

Geliştirdiği mikroakışkan çip ile kanser ve kalp damar hastalıklarının erken teşhisine imkan sağlayan ve bu sistemle uluslararası ödüllere layık görülen Yrd. Doç. Dr. Ahu Arslan Yıldız, 4 yıl önce hastaların evlerinde kolaylıkla kullanabildikleri, hastalık riski taşıyıp taşımadıklarını test edebildikleri mikroakışkan çip tasarladı. Bilim dünyasının ilgisini çeken buluşu ile UNESCO-L'OREAL, ardından da "35 yaş altı umut vaat eden genç bilim insanı" (MIT TR35) ödülüne layık görülen Yıldız, kanser türlerinin erken teşhisinde önemli rol oynayacak sistemi daha da geliştirmek için çalışmalarına devam ediyor.

AA muhabirine konuşan Yıldız, "Geliştirdiğimiz mikroakışkan çip, çeşitli kalp damar hastalıkları ve çeşitli kanser türlerinin erken teşhisinde önemli rol oynayacak bir sistem. Bu sistem, hastaların evlerinde kolayca kullanabilecekleri ve hastalık riski taşıyıp taşımadıklarını test edebilecekleri basit bir sistem olacak. Bu yeni sistem sayesinde detaylı hastane ve doktor kontrolüne, pahalı laboratuvar testlerine gerek kalmadan kısa sürede ve çok daha az maliyetle hastalık teşhisi yapılabilecek, risk grubu hastalar belirlenip kontrol altında tutulabilecekler." diye konuştu.

Az gelişmiş ülkelerde çoğu hastalığın geç teşhis edilmesi ya da teşhis konulamamasının oldukça önemli bir sorun olduğunu belirten Yıldız, şöyle devam etti:

"Bazı kanser türlerinin tıbbi teşhisi erken müdahale ve hayat kurtarma açısından çok büyük önem taşıyor. Sonuç olarak bu alanda bir ihtiyaç olduğunu göz önünde bulundurarak, bu projeyi geliştirmeye karar verdim. Ben ve grubum proje dahilinde geliştirilen tanı teknolojisi ile detaylı laboratuvar tahlillerine, ileri teknoloji ölçüm ve tanı cihazlarına gerek duyulmadan, en ücra köşelerde bile kolayca kullanılabilecek, maliyeti düşük sistemlerin geliştirilmesini amaçlıyoruz."

Kanser ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılacak yeni bir sistem üzerinde çalıştıklarını vurgulayan Yıldız, şöyle konuştu:

"Tüm bunlara ek olarak, çalışmalarımızın bir diğer odak noktası ise ilaç tarama çalışmaları. Yine geliştirilen bir diğer çip sistemi kullanılarak kanser ve benzeri hastalıkların tedavisinde kullanılacak ilaç türleri ve dozlarının taraması yapılması üzerine odaklanıyoruz. Her hastanın farklı ilaçlara ve farklı dozlara verdiği tepki birbirinden farklı. İlaç tarama testlerinin tıp tarihine en büyük katkısı gerçekten etkin ilacın ve dozun hızlıca belirlenip tedavide kullanımının sağlanması. Dolayısıyla hem hastalık tedavisi hızlıca sonuç vermeye başlıyor, hem de ilaç sarfiyatı ve etkisiz tedavinin önüne geçilmiş oluyor. Bu sistemlerin hepsi şu anda geliştirme ve deneme aşamasında. Henüz klinik kullanım aşamasına geçilmesine vakit var."

Kanser vakalarındaki artışa "stres" uyarısı

Tüketim alışkanlıkları, çevre ve gündelik hayat şartlarının kanser vakaları üzerinde etkisi olduğuna dikkati çeken Yıldız, şöyle konuştu:

"Çok değil biraz geriye dönüp bakarsak Türk halkının her şeyi evde hazırlama ve tüketme alışkanlıklarından gittikçe uzaklaştığını görüyoruz. Artık her şey hazır; yoğurt hazır, ekmek hazır, salça hazır, reçel hazır, tarhana bile hazır. Hazır ve paketli gıdaların evlerimize hiç girmemesi gerekiyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de gündelik hayat alışkanlıklarımız yanlış. Bunun yanı sıra hava kirli, su kaynakları kirli, toprak kirli. Hazır gıda tüketmezseniz dahi yediğimiz sebze-meyvenin, içtiğimiz suyun veya soluduğumuz havanın kimyasal içeriğinden kanser olma riski taşıyoruz. Bunların yanı sıra genetik yani kalıtsal faktörleri de göz önünde bulundurmak lazım. Hepsine ek olarak bir de stres dolu gündelik hayatlarımız var ki içinde bulunduğumuz durum ve kanser vakalarındaki artış kaçınılmaz aslında."

"Kansere çare eninde sonunda bulunacak"

Kanser tedavisi için umutlu olduğunu ve eninde sonunda kansere çare bulunacağına inandığını anlatan Yıldız, "Kanser tedavisi için umutluyum. Kansere çare eninde sonunda bulunacak. Umut etmek ve o umudun peşinden gidip gerçekleştirmeye çalışmak, bilim insanlarının en önemli motivasyonlarından biridir. Ben tedaviden öte, kanserin çaresinin, oluşumuna sebebiyet veren faktörlerin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşeceği düşüncesini savunuyorum. Umuyorum o noktaya varmamız çok fazla zamanımızı almaz." dedi.

ANKARA

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "İstatistiklerle Kadın 2017" çalışmasının sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, Türkiye nüfusunun yüzde 50,2'sini erkekler, yüzde 49,8'ini kadınlar oluşturdu. Türkiye'nin 40 milyon 535 bin 135 kişilik erkek nüfusuna karşılık, 40 milyon 275 bin 390 kişilik kadın nüfusu bulunuyor.

Doğuşta beklenen yaşam süresi ülke geneli için 78 yıl, erkeklerde 75,3 ve kadınlarda 80,7 yıl oldu. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşarken, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,4 yıl olarak hesaplandı.

Kadınların eğitim durumu

Buna göre, Türkiye’de 2016 yılında, 25 ve daha yukarı yaşta olan ve en az bir eğitim düzeyini tamamlayanların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 88,9'u bulurken, bu oran erkeklerde yüzde 95,1, kadınlarda ise yüzde 82,8 olarak belirlendi.

Cinsiyet eşitliği endeksi öğretim türüne göre incelendiğinde, 2016'da ilköğretim öğrenci cinsiyet eşitliği endeksi 1,009, ortaöğretim cinsiyet eşitliği endeksi 0,943 ve yükseköğretim cinsiyet eşitliği endeksi 0,964 oldu. 

Cinsiyet eşitliği endeksi yıllar itibarıyla incelendiğinde ise yükseköğretim cinsiyet eşitliği endeksinin 2008 yılından beri sürekli kız öğrenciler lehine gelişme gösterdiği görüldü. Brüt okullaşma oranında cinsiyet eşitliği endeks değerinin 1’den küçük olması erkek çocukları lehine eşitsizlik, 1’den büyük olması ise kız çocukları lehine eşitsizlik olduğunu gösteriyor.

Yükseköğretim istatistikleri sonuçlarına göre, erkek profesörlerin/okutmanların oranı erkeklerde yüzde 56,9 iken, kadınlarda yüzde 43,1 olarak kayıtlara geçti. 2007 yılında erkek profesörlerin/okutmanların oranı yüzde 59,9, kadın profesörlerin oranı ise yüzde 40,1 düzeyindeydi.

Kadınların istihdam oranı 

Hanehalkı iş gücü araştırması sonuçlarına göre 2016 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranı yüzde 46,3 olarak belirlenirken, bu oran erkeklerde yüzde 65,1, kadınlarda ise yüzde 28 seviyesinde gerçekleşti.

Eğitim durumuna göre iş gücüne katılım oranına bakıldığında kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe iş gücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 15,2, lise altı eğitimli kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 27,2, lise mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 33,6, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 41,4, yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 71,3 olarak belirlendi.

Kadın istihdamı en fazla hizmet sektöründe 

Tarım sektöründe toplam istihdam oranı yüzde 19,5 olurken, erkek istihdam oranı yüzde 15,5, kadın istihdam oranı da yüzde 28,7 olarak tespit edildi.

Sanayi sektöründe toplam istihdam oranı yüzde 26,8, erkek istihdam oranı yüzde 31,6, kadın istihdam oranı yüzde 15,9 oldu. Hizmet sektöründe ise toplam istihdam oranı yüzde 53,7'yi bulurken, bu oran erkeklerde yüzde 53, kadınlarda yüzde 55,4 olarak belirlendi.

Yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranı 2016 yılında toplamda yüzde 10,3 iken, erkeklerde bu oran yüzde 6,5, kadınlarda ise yüzde 19,1 seviyesinde gerçekleşti.

2012 yılında yüzde 14,4 olan şirketlerde üst düzey ve orta kademe yönetici pozisyonundaki kadın oranı, 2016'da yüzde 16,7'ye çıktı.

Kadınlarda ortalama ilk evlenme yaşı 24,6 

Geçen yılın evlenme istatistikleri sonuçlarına göre, resmi olarak ilk evliliğini 2017 yılında yapmış olan kadınların ortalama ilk evlenme yaşı 24,6 iken bu yaş erkeklerde 27,7 oldu. İlk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, erkeklerde 30,6, kadınlarda 28,2 ile Tunceli olarak belirlendi. İlk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise erkeklerde 25,8 ile Niğde ve Şanlıurfa, kadınlarda 21,6 ile Ağrı illeri oldu. Aynı dönemde kaba boşanma hızı binde 1,6 olarak gerçekleşti. 

Aile yapısı araştırması 2016 sonuçlarına göre, eşler arasında en fazla sorun yaşanan konunun yüzde 5,9 ile ev ile ilgili sorumluluklar olduğu görüldü. Eşinin gelirinin yeterli olmaması konusunda kadınlar yüzde 7,3, erkekler yüzde 3, ev ile ilgili sorumluluklarda kadınlar yüzde 7,1, erkekler yüzde 4,6 , sigara alışkanlığı konusunda ise kadınlar yüzde 6,7, erkekler yüzde 3,7 oranında sorun yaşadı.

Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2016'da hanelerde kitle iletişim araçlarına erişim oranı yüzde 98,8 olarak belirlendi.

Hanehalkı sorumlusu erkek olan hanelerde kitle iletişim araçlarına erişim oranı yüzde 99,4 iken hanehalkı sorumlusu kadın olan hanelerde bu oran yüzde 96,3 olarak gerçekleşti.

Kadınlarda obezite oranı

Sağlık araştırması sonuçlarına göre, 2016 yılında erkeklerin yüzde 15,2’sinin, kadınların ise yüzde 23,9’unun obez olduğu görüldü.

Kadınların ölüm nedenlerinde ilk sırayı yüzde 43,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları, ikinci sırayı yüzde 15,1 ile iyi ve kötü huylu tümörler, üçüncü sırayı ise yüzde 11 ile solunum sistemi hastalıkları aldı.

Her gün ve ara sıra tütün kullanan bireylerin oranı 2016'da erkeklerde yüzde 44,1, kadınlarda ise yüzde 17,4 oldu.

Evliler daha mutlu

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre, 2017 yılında erkeklerde mutluluk oranı yüzde 53,6 iken kadınlarda bu oran yüzde 62,4 'yi buldu. Toplamda evli fertlerin yüzde 60,6’sının, evli olmayan fertlerin ise yüzde 52,4’ünün mutlu olduğu görüldü.

Evli erkeklerin yüzde 55,7’si, evli kadınların yüzde 65,2’si mutlu olduklarını ifade ederken, evli olmayan erkeklerin yüzde 49,1’i, evli olmayan kadınların ise yüzde 55,8’i mutlu olduğunu kaydetti. Aynı dönemde erkeklerin yüzde 76,4’ü, kadınların yüzde 64,9’u kendilerini en çok ailenin mutlu ettiğini beyan etti. Erkeklerin yüzde 7,7’si, kadınların yüzde 20,7’si ise kendilerini en çok çocukların mutlu ettiğini belirtti.

Muhabir: Merve Özlem Çakır-Zeynep Akyıl-Sevgi Ceren Gökkoyun

İSTANBUL - Hatice Şenses Kurukız 

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Karadaş, unutkanlık denilince hemen herkesin aklına alzaymırın geldiğini ancak alta yatan çok daha basit nedenler olabileceği gibi daha hayati ve araştırılması gereken başka önemli nörolojik rahatsızlıklar da bulunabileceğini belirterek, "Bunları, epilepsi, beyin iltihabı, karaciğer yetmezliği, beyin damar hastalıkları, metabolik bozukluklar, tümörler, kafa travması gibi sorunlar şeklinde sıralayabiliriz." dedi.

Karadaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, unutkanlığın, birçok kişinin yaşadığı bir sorun ve modern yaşamla birlikte gençlerde de görülmeye başlayan problem olduğunu söyledi.

Günlük yaşamdaki basit unutkanlıkların normal sayılabildiğini ifade eden Karadaş, bu durumun kişinin iş ve sosyal yaşamında sorunlar yaşamasına neden olacak kadar ciddi hale geldiği durumlarda buna yol açan nedenleri saptamak için hekime başvurulması gerektiğini dile getirdi.

Doç. Dr. Karadaş "Unutkanlık denilince hemen herkesin aklına alzaymır gelse de alta yatan çok daha basit nedenler olabileceği gibi daha hayati ve araştırılması gereken başka önemli nörolojik rahatsızlıklar da olabilir. Bunları, epilepsi, beyin iltihabı, karaciğer yetmezliği, beyin damar hastalıkları, metabolik bozukluklar, tümörler, kafa travması gibi sorunlar şeklinde sıralayabiliriz." ifadelerini kullandı.

Düzelebilme potansiyeli olan unutkanlık nedenlerinin tespitinin önemli olduğuna işaret eden Karadaş, şu bilgileri verdi:

"Bu sayede gereksiz ve pahalı tarama tetkikleriyle tedavilerin önüne geçilebilir. Unutkanlık şikayetiyle gelen hastanın hikayesi, yaşı, aile öyküsü, cinsiyeti, eğitim düzeyi, genetik bozukluğu, kafa travması, maruz kaldığı zehirli maddelerle ilaçlar gibi risk faktörleri saptanmalıdır. Ayrıca her birey zihinsel, davranışsal ve günlük işlevlerinin düzeyiyle değerlendirilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan 'bunama' olarak da bilinen ve zihinsel performansı etkileyen unutkanlığın, diğer deyişle demansın en yaygın görülen şekli olan alzamyır ise günlük aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulmayla nitelenen nöropsikiyatrik belirtilerin ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejeneratif bir hastalık olarak tanımlanmaktadır."

Vejetaryen beslenenler dikkat

Genç ve ileri yaşlarda görülen unutkanlık nedenlerinin büyük oranda birbirinden farklı olduğunu aktaran Karadaş, "Genç yaşta görülen unutkanlığın altında sistemik hastalıklar ve vitamin eksiklikleri ya da psikiyatrik bozukluklar daha ön plandadır. Çok yoğun ve stresli ortamda çalışma, zihnin sürekli meşgul olması, uykusuzluk ve kalitesiz uyku, depresyon, kaygı bozukluğu gibi psikolojik faktörler de unutkanlığa sebep olabilmektedir. Ayrıca tiroit hormonlarının eksikliği (hipotirodi), B12 ve folat gibi vitamin eksiklikleri, bazı kalp, karaciğer, böbrek ve kan hastalıkları gibi sistemik hastalıklar alzaymırı taklit edebilir." şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Ömer Karadaş, özellikle yeterince et yemeyen ya da vejetaryen beslenen gençlerde yetersiz B12 alımı olabileceği gibi mideyle ilişkili hastalıklara bağlı yetersiz emilimin de B12 vitamin eksikliğine neden olabildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Unutkanlığa neden olabilen bir diğer neden de uyku bozukluğu olabilir. Hafıza işlevleri açısından uyku, öğrenilen bilgilerin pekiştirildiği, gereksiz bilgilerin ayrıştırılıp önemli olanların depolandığı oldukça aktif ve yaşamsal bir süreçtir. Sağlıklı bir uyku, öğrenme potansiyeli ve zihinsel performansı artırmaktadır. Bu nedenle, uykuya dalma ve uykuyu sürdürme güçlüğü yaşayan bireyler dalgın, dikkatsiz, konsantrasyon zorluğu yaşayan, gergin ve sıkıntılı kişiler haline gelebilir ve buna bağlı unutkanlık problemi yaşayabilir. Bu nedenle unutkanlık şikayeti olan hastaların, hormonal, sistemik hastalıkları, uyku ve beslenme alışkanlıkları ayrıntılı irdelenmelidir. Bunlarla ilgili sorunlar saptandığında nedene yönelik tedaviyle tüm yakınmalar tedavi edilebilmektedir."

"Alzaymır için genetik faktörler de önemli rol oynuyor"

Karadaş, demans teşhisi konulanların yaklaşık yüzde 60'ını alzaymır hastalarının oluşturduğunu ifade ederek, "Bu da dünyada 28 ila 32 milyon alzaymır hastası bulunduğu anlamına gelir. Hastalığın kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler açısından ciddi bir sağlık sorunudur." dedi.

Genetik faktörlerin de rol oynadığı alzaymır için uykusuzluk, ileri yaş, aile öyküsü, kadın cinsiyet, düşük eğitim ve kafa travması, inme, hipertansiyon, diyabet, obezite, hipotiroidi, depresyon gibi sorunların risk faktörleri arasında yer aldığına dikkati çeken Karadaş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Hastalıkta en belirgin ve en erken görülen belirti bellek kaybıdır. Bellek kaybı başlangıçta, genellikle son olaylarla ilgilidir. Hastalar çocukluk dönemlerine ait olayları en ince ayrıntısına kadar hatırlarken, kısa süre önce olan olayları hatırlayamaz ve sorduğu soruları tekrar tekrar sormaya başlar. Yeni tanıştığı kişilerin adlarını, eşyalarını nereye koyduğunu hatırlayamaz olur. Yakınları unutkanlığından şikayet ederken hasta nispeten umursamaz görünür. Kişinin günlük yaptığı işleri hatırlamak için listeler yapmaya başlaması hastalığın habercisidir. Hastalık ilerledikçe zaman ve mekansal algılamada, konuşurken kelime bulmada zorluk, kompleks konuşmaları izlerken zorlanma, konuşmada anlam bozukluğu, birbirinin devamı olmayan sözler sarf etme, bir düşünceyi uygun harekete dönüştürmede zorluk, planlama ve muhakemede bozukluk, evde önceden rahatlıkla yapabildiği karmaşık işleri yapmaktan kaçınma, araç kullanmada zorlanma, öz bakımının azalması, çok iyi bildiği yerlerde kaybolma, gittiği yerlerden dönmede zorluk gibi bulgular hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir."

Karadaş, yüksek eğitim seviyesinin alzaymır için koruyucu olduğunu, bir yabancı dil öğrenme, hobiyle uğraşma, haftada en az 3 gün yarımşar saat tempolu yürüyüş veya fiziksel egzersizin hastalığın hem gelişimini geciktirdiği hem de hastalardaki kötüye gidişi azalttığının yapılan çalışmalarla ortaya konduğunu aktardı.

Şeker hastalığının önlenmesi, kolesterolün düşük tutulması, sigaranın bırakılması, fazla kiloların engellenmesi ve Akdeniz tipi beslenmenin alzaymıra karşı koruyucu faktörlerler olarak sıralanabileceğini ifade eden Karadaş, ayrıca ilaç tedavisiyle daha uzun yıllar yaşam kalitesini iyi seviyede tutmanın da mümkün olduğunu kaydetti.

Uçak korkusu nasıl pekişir?

Kökeni ne olursa olsun uçuş korkusunu pekiştiren nokta, uçak ve uçuşlarla ilgili negatif söylemlerdir. Uçak düşmeleri ve atlatılan kazalar yüksek tonda vurgulanmaktadır. Ayrıca birçok filmde veya romanda uçak kazaları, havada patlama, uçak kaçırma ilgi çekici dehşet temalarından biri olarak kullanılır. Bunun yanında binlerce uçuşun ne kadar rahat ve güvenli geçtiği vurgulanmamaktadır.

Uçakta güvenlik ?

Uçakta güvenlik en önemli unsurdur. Her şey çift olarak yapılmıştır. Bir motor arızalansa bile uçak etkilenmeyecek kadar güvenlik önlemi alınmıştır. Parola şudur: “Güvenlik yoksa uçuş da yok”.

Arabanızın bir uçaktan daha güvenli olduğuna inanıyorsanız şöyle bir karşılaşma yapalım. Aracınızı her yola çıkışından önce birçok teknisyen gözden geçirir mi? Her 10 bin milde bir fren debriyaj ve birçok sistemi yenilenir mi ya da her 25 bin milde bir motor atılıp yerine yenisi monte ediliyor mu? Bir uçağın her uçuş saatine karşılık yaklaşık 4 saati bakımda geçmektedir. Yani uçaklar çok ama çok güvenlidir.

Korku ve fobi nedir?
Korku normal bir duygudur. Hoş bir duygu değildir ama bazı durumlarda yararlı olduğunu söyleyebiliriz. Tehlikelerden korur hatta uygun dozlarda motive edici bile olabilir. Aşırı ve panik şeklinde olursa tam tersine bizi engeller.

Nasıl kurtuluruz ?

Bu durum doğru ve düzenli olarak yapılacak uzman kontrollü seanslar dahilinde maziye gömülecektir. Unutmayın her korkuda olduğu gibi burada da geçerli olan korkunun üzerine gitmektir.

Hepinize şimdiden iyi uçuşlar dilerim.

Avrupa Psikoloji Merkezi

Erdinc Üstündag

+49 - 7851- 4961503

 

Tüm evlilikler ömür boyu mutlu olmak hayaliyle başlar ancak zaman içerisinde  bireylerin yaşadığı stres durumları aile içinde bir takım problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.  Stres pek çok insan için baskı, çatışma, kontrolünü yitirme, belirsizlik anlamlarına gelir ve  bu duyguların ortaya çıkması aile üyelerinde çeşitli problemlere yol açar. Stres hayatın doğal bir parçasıdır.Belli bir miktardaki stres bireyi harekete geçiren, motive eden bir faktör olmakla birlikte fazlası ise fiziksel ve psikolojik bazı tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.  Çocukların gelişim dönemi problemleri, yaşlanma, ekonomik güçlükler..vb. beklenen stres faktörleridir bunun dışında ani ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ölüm, hastalık...vb. stress faktörleri bireylerde hayal kırıklıkları, travmalar, öfke, incinmişlik, depresyon vb. durumlara neden olabilir.  Ailenin stres karşında gösterdiği tepki eşler arasında, kardeşler arasında ya da ebeveyn- çocuklar arasındayaşanabilecek bir takım çatışmalarla sonuçlanabilir ve ailenin dengesi bozulabilir.

Aile içi çatışma kaçınılmaz bir durumdur. Çatışma iletişimin doğal bir unsurudur. İki kişinin birbirinden farklı beklenti, ihtiyaç, değer ve yaklaşımlara sahip olması çatışma yaşamasına neden olur.Kişi kendisini amacına ulaşma konusunda engellenmiş hissettiğinde çatışma meydana çıkar.

Çatışma aşamasında yaşanan sorunla ilgili duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak çatışmaları daha sağlıklı çözmeye yardımcı olur. Çatışma anında, o anı rahatlatmak için tüm ilişkiye zarar verecek tepkilerden kaçınmak, kendimize zaman vermek çatışmayı her iki tarafında kazanacağı şekilde çözmemiz açısından önemlidir.

Çatışma çözmede 6 Basamak

Bu yöntemin en temel amacı tarafların ihtiyaçlarının net olarak ortaya konmasıdır. Etkin dinleme ve ben dilini kullanmak mutlaka gereklidir.  Bu yöntemde çatışma yaşayan kişiler çatışma ile ilgili konuşmak üzere bir zaman kararlaştırır. İkş tarafında çatışmayı çözmek istemesi önemlidir.

  • Basamak Çatışmanın Tanımlanması: çatışma yaşayan kişiler istek, ihtiyaç ve beklentilerini ifade ederler.
  • Çözüm Önerileri Oluşturma: Karşılıklı ihtiyaçları dikkate alarak önerilerin oluşturulması.
  • Çözüm Önerilerini Değerlendirme: Bu aşamada taraflar çıkan önerilerin kendi ihtiyaç ve beklentilerini karşılayıp karşılamadığını değerlendirirler.
  • En Uygun Çözümü Seçme: İki taraf içinde en uygun çözüm önerisi seçerler.
  • Uygulama Yollarına Karar Verme: karar verilen çözümde kimin ne yapacağının belirlenmesi.
  • Çözümün işleyip işlemediğinin takip edilmesi: bir süre belirleyerek çözümün işleyip işlemediğinin test edilmesi.

 ÖRNEK OLAY:

İkisi de çalışan eşlerden birisi hafta sonu dinlenmek istiyor , diğeri ise hafta sonu tüm ev işlerini bitirmek istiyor. Bundan dolayı uzun süren bir çatışma yaşıyorlar. İkisi de bu durumdan rahatsız. Çatışmalarını çözmek için bir zaman belirliyorlar.

  • Basamak: Çatışmanın tanımlanması

A: Hafta içi çok yoğun bir şekilde çalışıyorum ve dinlenmek için yalnızca hafta sonum var , sana ev işlerinde yardımcı olmaya çalışıyorum ama hafta sonu iş yapmak istemiyorum.

B: Hafta içi ben de çalışıyorum ve çamaşır-ütü-temizlik-alışveriş  gibi işler hafta içine kaldığı zaman yetiştiremiyorum.

  • Basamak: Çözüm Önerilerinin oluşturulması (bu aşamada her iki taraf da 3-4 tane çözüm önerisi bulur ancak bu öneriler oluşturulurken her iki tarafın ihtiyaçları göz ününde bulundurulması önemlidir.)

A:  -      Hafta sonu yalnızca Cumartesi günleri ev işlerini birlikte yapmak

  • Hafta içi akşamları birer saat ev işleri yaparak hafta sonuna iş bırakmamak
  • İşleri paylaşmak ve herkesin kendi görevini istediği zaman yapması

      B:     -      Hafta sonunun yalnızca bir gününde ev işlerini birlikte yapmak

  • Eve bir yardımcı almak
  • Basamak: Çözüm Önerilerinin Değerlendirilmesi: (her iki taraf da çözüm önerilerini okur )

A: Eve bir yardımcı aldığımızda diğer bazı harcamalarımızı kısıtlamamız gerekebilir ancak 2 ay sonra arabamızın borcu bitecek o zaman eve bir yardımcı alabiliriz. Hafta sonunun bir gününde birlikte işleri yaparsak diğer gününü dinlenerek geçirebiliriz fikri olabilir.

B: Hafta içi akşamları bir saat iş yapmak benim için çok yorucu olur ve işler birikebilir bunu istemiyorum.Sen çalışırken ben oturup dinlenemem dolayısıyla herkesin kendi görevini istediği zaman yapması beni rahat ettirmez. Evet iş bölümü yapabiliriz ve hafta sonumuzun bir gününde bu işleri bitirip diğer gününde dinlenebiliriz.

  • Basamak:En Uygun Çözümü Seçmek

A: O halde eve bir yardımcı alana kadar hafta sonu bir günümüzü ev işlerine ayırmamız doğru olacak galiba.

B: İş bölümü yapabiliriz ve Cumartesi gününü ev işlerine Pazar gününü de dinlenmek için ayırabiliriz.

  • Basamak: Uygulama yollarına karar verme:

A: Çamaşır ve ütü yapmak benim görevim olsun.

B: Yerleri süpürmek ve silmek benim görevim olsun. Ayrıca Banyo ve tuvaleti temizlemek de.

A: Alış verişe de birlikte çıkabilirz.

  • Basamak: Çözümün İşleyip İşlemediğini takip etme:

1 ay sonra bu çözümün her iki tarafında ihtiyaç ve beklentilerini karşılayıp karşılamadığını değerlendirmek için yeniden konuşulur.

 

                                                                                                                                      Hatice AKKAN

                                                                                                                              Uzm. Psikolojik Danışman

                                                                                                                              Karlsruhe Eğitim Ataşeliği

 

Hayatta herkes mutlu olmak ister. Hiç kimse evlilik hayatına boşanma düşüncesiyle başlamaz. Ancak bazı durumlar çiftleri boşanma düşüncesiyle karşı karşıya getirebilir. Son dönemlerde boşanma olgusu bir çok devletin ortak problemi haline gelmiş durumda çünkü sağlam bir toplum için düzgün bir aile yapısı son derece önemli. Ancak araştırma sonuçları gösteriyor ki çağımızda boşanma oranları giderek artıyor.

Mikrozensus’un araştırmasına göre, Almanya’daki Türkler arasında da boşanma oranı 5.3 ‘e çıkmış durumda (Sabah avrupa, 5 Temmuz 2015).

Gençler çok büyük hayallerle, heyecanla, hatta görkemli düğünlerle, hızla evlilik yoluna adım atarken, bir süre sonra hayal kırıklıkları ile bu süreci noktalama aşamasına gelebiliyorlar.

Hiç kavga gürültü olmayan, problem yaşamayan bir aile olabilir mi?

Tabiiki hayır... Evlilik ilişkisi içinde çatışmalar doğal ve beklenen durumlardır. İlişkiye zarar veren şey çiftlerin anlaşamaması, çatışma yaşamaları değil bir anlaşmazlık yaşadıklarında bunu nasıl çözeceklerini bilememeleri, çatışma esnasında asıl problemden uzaklaşmaları, karşısındakini incitici, intikam, hırs, saldrı gibi olumsuz davranışlar sergilemeleridir.Yani çiftlerin evlilik ilişkisinin yolunda gitmesini sağlayan faktör çatışma yaşamıyor olmaları değil, yaşadıkları çatışmaları çözebilecek beceriye sahip olmalarıdır. Bundan dolayı evlenecek kişilerin evlenmeden önce partnerlerini iyi tanımaları, iletişim becerileri ve çatışma çözüm becerilerini öğrenmeleri, ilişkinin geleceğini etkileyen önemli faktörlerdir.

Yaşanan sıkıntılar aile bireylerinde ne gibi etkiler yapar?

Sürekli tartışma ve kavganın olduğu, çözülemeyen çatışmaların yaşandığı bir evlilik ailenin stres seviyesini yükseltir, depresyon, anksiyete bozuklukları, madde kullanımı, cinsel bozukluklar, kalp, tansiyon mide rahatsızlıkları gibi fiziksel rahatsızlıklara neden olabileceği gibi çocuklarda ve ergenlerde davranış problemlerine yol açabilir.Zaman içinde hayal kırıklıkları, incinmişlikler, küskünler sonucu çiftler evlilikten aldıkları doyumu yitirebilirler ve birbirlerine olan güven ve bağlılıkları azalabilir.

Kişiler birbirini tanımadan, hayatla ilgili görüşlerini, beklentilerini paylaşmadan ve var olan sıkıntıları evlendikten sonra düzelir düşüncesiyle çözüme kavuşturmadan evliliğe giriştiğinde sorunlar artarak devam edebilir ve bireyler büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirler.

Ne yapmalı?

Boşanma insanların hayatlarını baştan sona etkileyen, oldukça travmatik bir olaydır .Bundan dolayı evlenmeden önce ya da evlilik sürecinde ilişki bu aşamaya gelmeden bireylerin bilinçlenmesi, birbirleriyle doğru iletişim kurmayı , sorunları zamanında ve birlikte nasıl çözeceklerini, evlilikte rol paylaşımını, ebeveynlik becerilerini, bütçe idaresini ve cinsel yaşamı kısaca birlikte yaşamayı öğrenmeleri evliliğin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için son derece önemlidir. Bu amaçla bir aile danışmanından yardım alınabilir ya da evliliğe hazırlık eğitimlerine katılınabilir.

Boşanma evresine gelmiş bir evlilikte maalesef eşler birbirinden ve hatta ailelerinden hiç duyulmaması gereken sözleri duymuş, söylenmemesi gereken sözleri söylemiş, birbirlerine olan saygı ve sevgisini yitirmiş oluyorlar. Bu noktadan sonra evliliğin mutlu ve doyurucu bir süreç olmasını beklemek doğru olmamaktadır. Ancak ne olursa olsun çiftlerin mutlaka bir aile danışmanı ile görüşmeleri ,kendilerinde farkındalık ve davranış değişikliği sağlayabilir. Çiftler boşanmaktan vazgeçip evliliklerini sürdürme kararı alabileceği gibi, ayrılma konusunda fikirleri değişmese de bu süreci en az zararla nasıl yönetebileceklerini, çocukların bu süreçte ve sonrasında problem yaşamaması için neler yapabileceklerini öğrenebilirler.

Hatice AKKAN

Karlsruhe Eğitim Ataşeliği Uzman Psikolojik Danışmanı