BT Content Showcase - модуль joomla Книги

Fenerbahçe küme düşme hattında

Ramil Guliyev'e 'yılın atleti' ödülü

Yılın futbolcusu seçilmeyen yıldızlar

Avrupa şampiyonu kick boksçu Nemrut Dağı'nda çalış

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle imzayı attı

Güneş'e en uzak cisim keşfedildi

Deutsche Bank'ta sular durulmuyor

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakipleri belli oldu

Almanya paket tur pazarının lideri Antalya

Türkiye'den 64 ülkeye balık ihracatı

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Zürih'de turistleri taşıyan otobüs kaza yaptı: 1 ö

Borussia Dortmund'dan Nuri Şahin'e teşekkür

Almanya’da Türk avukatın tehdit edilmesiyle ilgili

'Nedensiz kaşıntı kansere bağlı olabilir'

Yavru bozayı ilçe merkezinde yiyecek aradı

'Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi

İstanbul'da astronomi ve matematiği canlandıran bi

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. randevuda

Arrow
Arrow
ArrowArrow

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle i

Güneş'e en uzak cisim keşfedildi

Deutsche Bank'ta sular durulmuyor

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakip

Almanya paket tur pazarının lideri

Türkiye'den 64 ülkeye balık ihracat

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Zürih'de turistleri taşıyan otobüs

Borussia Dortmund'dan Nuri Şahin'e

Almanya’da Türk avukatın tehdit edi

'Nedensiz kaşıntı kansere bağlı ola

Yavru bozayı ilçe merkezinde yiyece

'Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi

İstanbul'da astronomi ve matematiği

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. rande

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle i

Güneş'e en uzak cisim keşfedildi

Deutsche Bank'ta sular durulmuyor

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakip

Almanya paket tur pazarının lideri

Türkiye'den 64 ülkeye balık ihracat

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Zürih'de turistleri taşıyan otobüs

Borussia Dortmund'dan Nuri Şahin'e

Almanya’da Türk avukatın tehdit edi

'Nedensiz kaşıntı kansere bağlı ola

Yavru bozayı ilçe merkezinde yiyece

'Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi

İstanbul'da astronomi ve matematiği

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. rande

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle i

Güneş'e en uzak cisim keşfedildi

Deutsche Bank'ta sular durulmuyor

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakip

Almanya paket tur pazarının lideri

Türkiye'den 64 ülkeye balık ihracat

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Zürih'de turistleri taşıyan otobüs

Borussia Dortmund'dan Nuri Şahin'e

Almanya’da Türk avukatın tehdit edi

'Nedensiz kaşıntı kansere bağlı ola

Yavru bozayı ilçe merkezinde yiyece

'Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi

İstanbul'da astronomi ve matematiği

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. rande

Arrow
Arrow
Slider

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle i

Güneş'e en uzak cisim keşfedildi

Deutsche Bank'ta sular durulmuyor

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakip

Almanya paket tur pazarının lideri

Türkiye'den 64 ülkeye balık ihracat

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Zürih'de turistleri taşıyan otobüs

Borussia Dortmund'dan Nuri Şahin'e

Almanya’da Türk avukatın tehdit edi

'Nedensiz kaşıntı kansere bağlı ola

Yavru bozayı ilçe merkezinde yiyece

'Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi

İstanbul'da astronomi ve matematiği

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. rande

Arrow
Arrow
ArrowArrow
Slider
 

İstanbul'da astronomi ve matematiği canlandıran bi

20 yıllık rüya gerçek oldu, Türkiye Uzay Ajansı ku

Lise öğrencileri Google Bilim Fuarı'nda yarı final

Colombano: Uzaylılar Dünya'yı halihazırda ziyaret

NEW YORK

Güneş'edünyadan 120 kat daha uzakta keşfedilen gök cismiGüneş Sistemi'nde bugüne kadar gözlenen en uzak cisim olma unvanını kazandı

Uluslararası Astronomi Birliği Küçük Gezegen Merkezi'nden (MPEC) bugün yapılan açıklamaya göre, Güneş Sistemi'nde 2018 VG18 adı verilen ve Güneş'e Dünya'nın olduğundan 120 kat daha uzakta yeni bir gök cismi keşfedildi.

Güneş Sistemi'nde bugüne kadar gözlenen en uzak cisim olarak nitelendirilen cismin, bilimsel adının yanı sıra "uzaklarda" anlamına gelen "Farout" ismiyle de anılacağı kaydedildi.

Yaklaşık 500 kilometre çapındaki, pembe renkli cismin güneşin etrafında tam dönüşünün, binden fazla yıl aldığı tespit edildi.

Dünya ile güneş arasındaki uzaklık, yaklaşık 93 mile tekabül eden 1 astronomik birim (AU) olarak hesaplanıyor. Farout'un güneşten uzaklığı ise 120 AU olarak belirlendi.

Cismin, Carnegie Bilim Enstitüsü'nden Scoot S. Sheppard, Hawaii Üniversitesi'nden David Tholen ve Kuzey Arizona Üniversitesi'nden Chad Trujillo tarafından keşfedildiği belirtildi.

Muhabir: Dildar Baykan

İSTANBUL - Zeynep Rakipoğlu

AA muhabirinin kaynaklardan derlediği bilgilere göre, asıl adı "Alaeddin Ali" olan Ali Kuşçu'nun, doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemekle beraber 15'inci yüzyıl başlarında Özbekistan'ın Semerkant şehrinde dünyaya geldiği tahmin ediliyor. 

Babası, Uluğ Bey'in doğancıbaşısı olduğu için "kuşçu" lakabıyla anılan Ali Kuşçu, Timurlular devrinde Semerkant'ta yetişti ve daha sonra Osmanlı Devleti'nde büyük bir şöhret kazandı.

Kendisi de büyük bir alim olan Uluğ Bey, Kuşçu'ya babası vasıtasıyla ya da aslen Bursalı olan ve tahsil için Maveraünnehir'e giden Kadızade-i Rumi aracılığıyla ders verdi. Kuşçu, matematik ve astronomi alanındaki temel bilgileri Semerkant'ta Uluğ Bey, Kadızade-i Rumi ve Gıyaseddin Cemşid'den aldı.

Ali Kuşçu'nun Uluğ Bey ve Kadizade'den izin alamama endişesiyle ilim almak için gizlice Kirman'a giderek, birçok kitabın yanı sıra Nasirüddin-i Tusi'nin "Tecridü'l-kelam" adlı eseriyle şerhini de okuma fırsatı buldu. Daha sonra Tusi'nin eserini "Şerhu't-Tecrid" adıyla şerhederek, Ebu Said Han'a takdim etti.

Tekrar Uluğ Bey'in yanına döndüğünde ona Kirman'da kaleme aldığı "Hallü eşkali'l-kamer" adlı risalesini sunarak, takdirini kazanan Kuşçu, Semerkand Gözlemevi'nin müdürü olan Kadızade-i Rumi'nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçti ve "Uluğ Bey Zici"nin tamamlanmasında yardımcı oldu.

İlmi araştırmalarına bir yenisini daha katmak için rasathanede çeşitli çalışmalar yapan Kuşçu'nun, Uluğ Bey tarafından ilmini ilerletmek üzere Çin'e gönderildiği, dönüşünde de dünyanın yüz ölçümünü ve meridyeni hesap ettiği biliniyor.

Fatih Sultan Mehmet ilmine hayran kaldı

Uluğ Bey'in 1449'da öldürülmesinden sonra koruyucusuz kalan Ali Kuşçu, Timurlular'ın sarayından ayrılarak, hac maksadıyla Mekke'ye giderken uğradığı Tebriz'de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'dan büyük ilgi gördü ve elçilik göreviyle Fatih Sultan Mehmet Han'a gönderildi.

İlmine hayran olan Fatih Sultan Mehmet'in ısrarı üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul'a dönen Kuşçu, yol boyunca büyük törenler ve armağanlarla karşılandı.

Fatih Sultan Mehmet, 1473'te Uzun Hasan üzerine yaptığı seferde yanında götürdüğü Ali Kuşçu'yu, dönüşte Ayasofya Medresesi'ne müderris tayin etti. İstanbul'da astronomi ve matematik alanındaki çalışmalara canlılık getiren Ali Kuşçu'nun derslerini ilim adamlarının dahi takip ettiği biliniyor.

İstanbul'un boylam ve enlem derecelerini tespit etti

Öte yandan Ali Kuşçu'nun Fatih Sultan Mehmet zamanında Molla Hüsrev'le birlikte Semaniye Medreseleri'nin programını düzenlemek için görevlendirildiği rivayet ediliyor.

Ali Kuşçu'nun, İstanbul'un 60 derece olarak belirlenen boylam değerini düzeltip 59 derece, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit ettiği bilinmekle birlikte Fatih Camisi'nde güneş saati de bulunuyor.

15 Aralık 1474 İstanbul'da vefat eden Ali Kuşçu, Eyüp Sultan Türbesi civarına defnedildi. Kuşçu'nun yetiştirdiği talebeler arasında torunu Mirim Çelebi ile Molla Lutfi meşhurdur.

Eserleri

Ali Kuşçu'nun daha çok şerhhaşiye türünden olan eserlerini "Astronomi-Matematik", "Kelam ve Usul-i Fıkıh" ve "Dil-Gramer" olmak üzere 3 grupta toplamak mümkün.

Kuşçu'nun "Astronomi-Matematik" alanında "Risale fi'l-heye", "Risale fi'l-hisab", "Er-Risaletü'l-fethiyye", "Er-Risaletü'l-Muhammediyye", "Şerh-i Zic-i Ulug Beg" ve Şerhu't-Tuhfeti'ş-şahiyye"; "Kelam ve Usul-i Fıkıh" alanında "Eş-Şerhu'l-cedid ale't-Tecrid" ve "Haşiye ale't-Telvih"; "Dil-Gramer" alanında ise "Şerhu'r-Risaleti'l-vaziyye", "Risale fi vazi'l-müfredat", "Unküdü'z-zevahir", "Şerhu'ş-Şafiye li'bni'l-Hacib", "Faide li-tahkiki lami't-tarif", "Risale Ma ene kultü" ve "Risale fi'l-hamd" adlı eserleri bulunmaktadır.

Ayrıca, nüshaları tespit edilemeyen "Tarihu Ayasofya", "Tefsirü'z-zehraveyn", "Mahbubü'l-hamail", "Risale fi halli eşkali'l-kamer", "Risale fi mevzuati'l-ulum" ve "Meserretü'l-kulub fi defi'l-kürub" adlı eserler de kaynaklarda Kuşçu'ya nispet ediliyor.

ANKARA

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararla, Türkiye Uzay Ajansının kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar düzenlendi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank: Milli çıkarlarımız uzayda da gözetilecek

Kararnamede belirlenen görev ve yetkileri yerine getirmek üzere tüzel kişiliği haiz, idari ve mali özerkliği ile özel bütçeye sahip olacak Ajans, Cumhurbaşkanınca belirlenen politikalar doğrultusunda "Milli Uzay Programı"nın hazırlanarak hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütecek.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili olacak Ajans, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerine yönelik orta ve uzun vadeli amaçları, temel ilke ve yaklaşımları, hedef ve öncelikleri, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını da içeren stratejik planlar hazırlayacak.

Türkiye Uzay Ajansının görevleri arasında rekabetçi bir uzay ve havacılık sanayinin geliştirilmesi, toplumun refahı ve milli menfaatler doğrultusunda uzay ve havacılık teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, kapasite ve yeteneklerin artırılması, uzaya bağımsız erişim imkanı sağlayacak tesis ve teknolojilerin kazanılması, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri alanındaki uzmanlık ve bilgi birikiminden milli sanayinin diğer sektörlerinin de yararlanabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması bulunuyor.

Ulusal kapsamda ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) nezdinde yürütülen spektrum ve yörünge tahsis ve koordinasyon faaliyetleri ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yürütülen görevler hariç olmak üzere uzay araçları ve uzay yer sistemlerine ilişkin ulusal egemenlik kapsamındaki hakların kullanımına karar vermeye yetkili olacak Ajans, bu hakların yönetimi ve kullandırılmasına yönelik usul ve esasları belirleyerek, bu haklarla ilgili ulusal yükümlülüklerin gereklerini yerine getirecek.

Ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürütecek
Uzay yer istasyonlarının işletilmesine yönelik sözleşme imzalamak, uzay yer istasyonları arasında koordinasyonu sağlamak, Türkiye'nin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması ve güvence altına alınması için ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürütmekle yetkili olacak Ajans, milletlerarası andlaşmalar uyarınca uzaya fırlatılan nesnelerin kayıtlarını devlet adına tutacak ve Birleşmiş Milletler nezdinde tescil işlemlerini gerçekleştirecek veya tescil işlemlerini gerçekleştirmek üzere yetkilendirme yapacak.

Ticari, bilimsel ve araştırma-geliştirme amaçlı uzay operasyonları ile insanlı veya insansız uzaya erişim ve uzayın keşfine yönelik operasyonları yaptırmak veya yapılmasını koordine etme görevini yürütecek Ajans, uydu, fırlatma araç ve sistemleri, hava araçları, simülatörler, uzay platformları dahil uzay ve havacılıkla ilgili her türlü ürün, teknoloji, sistem, tesis, araç ve gereçlerin tasarımı, üretimi, entegrasyonu ve gerekli testlerinin yapılmasını sağlamak amacıyla plan, proje ve çalışmalar gerçekleştirecek.

Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör kuruluşları tarafından uzaya gönderilecek uydu ve uzay araçlarının yurt içinden fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin gerekli izinleri vererek koordinasyonu sağlayacak Ajans, uydu ve uzay araçlarının yurt dışından fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin bildirimleri da kayıt altına alacak.

Uzay ve havacılığa yönelik ilgi merakın geliştirilmesine öncülük yapacak
Türkiye Uzay Ajansı, uzay ve hava araçları ile uzay yer sistemleri alanında her türlü tasarım, analiz, üretim, test, operasyon ve entegrasyon faaliyetlerini düzenleyip, izleyerek ve gerektiğinde bu hususlarda yetkilendirme yaparak gerekli süreçleri yürütecek.

Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin; ülke kalkınması, milli güvenliğin sağlanması, kamu sağlığının ve çevrenin korunması, doğal kaynakların ve tarımsal verimliliğin tespit edilmesi, doğal afetlerin erken tespitinin yapılması ve doğal afetlerden kaynaklanan hasarların azaltılması, milletlerarası andlaşmalar ve yükümlülüklerin takibine yönelik kullanılması amacıyla yapılacak çalışmalarda ilgili kurumlar ile koordinasyonu sağlayacak olan Ajans, ülke genelinde uzay ve havacılık alanında bilim ve teknolojilere yönelik ilgi ve merakın geliştirilmesinde de öncülük yapacak.

Ajans bu amaçla faaliyet alanlarında kamuoyuna ulaşmak için gerekli yayınları yaparak, her türlü iletişim ortamında içerik hazırlayıp sunarak etkinlikler gerçekleştirecek ve bu amaca yönelik faaliyetleri destekleyecek.

Milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasında rol oynayacak
Milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla görevi kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen verilerin standartlarını oluşturacak olan Türkiye Uzay Ajansı, gerektiğinde bu verilerin işlenmesini, saklanmasını ve kullanılmasını sağlamak ve paylaşım şartlarını düzenlemekle sorumlu olacak.

Türkiye'nin sahip olduğu kritik uzay ve havacılık teknolojilerinin ihracına ilişkin usul ve esasları ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak belirleyecek Ajans, deneysel amaçlı uzay ve hava araçları, uzay ve yer sistemleri ile alt sistemler, ekipman ve bileşenlerin geliştirilmesinde, uzayın keşfine yönelik araştırmalar yaptırarak, gerekli sistem ve araçların tasarlanması, geliştirilmesi ve sair suretle temin edilmesi için üniversiteler ve diğer bilimsel faaliyette bulunan kurum ve kuruluşlarla veya yurt dışındaki kuruluşlarla iş birliği yaparak gerekli çalışmaların yürütülmesini gerçekleştirecek.

Uzay ve havacılık alanında bilim ve teknolojilere ilişkin uluslararası standartları da dikkate alacak Ajans, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyon içinde ülke standartlarını belirlemeye yönelik çalışmalar yürütecek.

Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltmak, uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak, bilimsel ve teknolojik altyapıyı oluşturmak ve her türlü yeni teknolojinin geliştirilmesi amacıyla Ar-Ge ve yüksek teknoloji girişimciliği destek programları hazırlayacak Ajans, astronomi ve uzay bilimleri ile ilgili çalışmaları destekleyerek, ulusal düzeyde yürütülen çalışmaları koordine edecek, gözlem ve ölçüm sistemleri teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara destek vererek uluslararası iş birliklerini geliştirecek.

Ajans Yönetim Kurulu 7 üyeden oluşacak
Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu, başkan dahil 7 üyeden oluşacak. Yönetim Kurulu, Ajansın en üst karar organı olacak ve Ajansın Başkanı, Yönetim Kurulunun da başkanı olarak görev yapacak.

Başkan dışındaki Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıl olacak. Görev süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek. Başkan yardımcılarından Yönetim Kurulu üyeliğine atananlardan görevleri herhangi bir nedenle son bulanların Yönetim Kurulu üyelikleri de sona erecek.

Ajansın Yönetim Kurulu her ay en az bir kere toplanacak. Yönetim Kurulunun olağan toplantılarına yıl içinde toplam dört defa veya üst üste üç defa katılmayan üyelerin üyelikleri Yönetim Kurulu kararıyla düşürülebilecek.

Herhangi bir nedenle boşalan üyeliklere seçilen üyelerin görev süresi de üç yıl olacak. Yönetim Kurulunun çalışma usul ve esasları, Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda Ajans tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecek.

Yönetim Kurulu üyelerine ayda ikiden fazla olmamak üzere her bir toplantı için 9000 ek gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunacak miktarda huzur hakkı ödenecek.

Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri
Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri ise şunlar olacak:

"Cumhurbaşkanınca belirlenen uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri politikalarını uygulamak. Uzay politikası doğrultusunda Milli Uzay Programı'nı hazırlamak. Ajansın çalışma ilkeleri ile bilimsel, teknolojik, hukuki ve idari altyapı ve insan kaynağı altyapısının oluşturulmasına dair düzenlemeleri yapmak. İnsan kaynakları politikasını oluşturmak ve uygulanmasını izlemek, personelin nitelikleri, işe alınmaları, performans değerlendirme kriterleri ile ilgili genel esasları belirlemek. Ajansın faaliyetlerini yönlendirmek, denetlemek ve koordinasyonu sağlamak. Ajansın faaliyet sonuçlarını, belirlenen politika, strateji ve hedefler doğrultusunda izlemek, değerlendirmek ve beklenen performansın sağlanmadığı alanlar için gerekli tedbirleri almak. Gerektiğinde yurt içinde çalışma ofisi açılmasına karar vermek, buralarda istihdam edilecek personelle ilgili hususlarda kararlar almak. Uzay ve havacılık teknoloji ve sistemleri ile ilgili her türlü tesis ve altyapının kurdurulmasına veya kiralanmasına ilişkin hususlarda karar almak. İlgili mevzuatına göre faaliyet alanı ile ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara üye olmak veya üyelikten ayrılmak için karar vermek; yurt dışında temsilcilik açmak için karar almak. Ajansın görevleri ile ilgili yürüteceği faaliyetler çerçevesinde; ücret, telif ve işletme ücreti tarifelerini belirlemek. Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin gelişimini ve yaygınlaştırılmasını destekleyici mahiyette finans, hukuk, yönetim, işletme, pazarlama ve benzeri konularda çalışmalar yapmak veya yaptırmak konusunda karar almak. Uluslararası uzay hukukundaki gelişmeleri izlemek ve muadil yabancı kuruluşlar ile işbirliği yapmak, uzay hukukuna ilişkin mevzuat dahil her türlü çalışmaları yürütmek. Uzay ve havacılık teknolojileri ile ilgili bölgesel veya uluslararası oluşum ve kuruluşlara üye olmak, görev alanı ile ilgili konularda uluslararası kuruluşlar ve ülkelerle bağlantı sağlamak, uluslararası oluşum, kuruluş ve anlaşmalar nezdinde ülkemizi temsil edecek personeli görevlendirmek."

Ajans, belirtilen uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri faaliyetlerine ilişkin genel usul ve esasları Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulunun ilke ve önerilerini dikkate alarak belirleyecek.

Uzay ve havacılık alanında Ar-Ge çalışmaları desteklenecek
Türkiye Uzay Ajansının gelirleri, her yıl genel bütçeden aktarılacak tutar ile yapılan yetkilendirmeler ve danışma hizmeti karşılığı elde edilecek gelirler, buluşlardan doğan haklara ilişkin gelirler, yapılacak her türlü yardım, bağış ve vasiyetler, Ajansa ait taşınır veya taşınmaz malların gelirleri ile yayın ve diğer faaliyet gelirlerinden oluşacak.

Ayrıca Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanlığı gelirleri kapsamında, TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından bir önceki yıl elde edilen gelirlerin yüzde 20'si oranında izleyen yılın ocak ayı sonuna kadar aktarılacak tutar ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yıllık gelirlerinden o yıla ilişkin her türlü giderinin karşılanmasından sonra kalan miktarın yüzde 20'si oranında izleyen yılın ocak ayı sonuna kadar aktarılacak tutar da Ajansı gelirleri arasında yer alacak.

Bu arada 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına ilişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 40'ıncı maddesinin birinci fıkrası gereğince Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına aktarılan tutarın yüzde 20'si de aktarmayı takip eden ayın sonuna kadar Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca Ajans hesaplarına aktarılacak. Aktarılan bu tutarlar, uzay ve havacılık araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla kullanılacak.

Ajans, Cumhurbaşkanınca belirlenen uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri politikaları doğrultusunda Türkiye'nin önceliklerinin belirlendiği stratejik planlar çerçevesinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak amacıyla proje ve burs çağrılarına çıkabilecek.

Bu kapsamda Ajans uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri alanındaki Ar-Ge ihtiyaçlarını karşılamak üzere Yönetim Kurulu'nun kararıyla TÜBİTAK programları üzerinden proje çağrılarına çıkacak, insan kaynağı ihtiyaçlarını karşılamak üzere TÜBİTAK üzerinden burs verebilecek.

Kamu kurum ve kuruluşları personeli Türkiye Uzay Ajansında geçici olarak görevlendirilebilecek ve ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yerli veya yabancı personel istihdam edilebilecek.

Kamu kurum ve kuruluşlarınca sağlanan burslardan doğan zorunlu hizmet yükümlülükleri, yükümlünün isteği, Ajansın talebi ve yükümlünün bağlı olduğu bakanın onayı ile Ajansa devredilebilecek.

Ajans Başkanı ve Başkan Yardımcıları, mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından sırasıyla Türkiye İstatistik Kurumu Başkan ve Başkan Yardımcılarına denk olacak.

Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğü kapatıldı
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde bulunan Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğü kapatıldı.

Söz konusu Genel Müdürlüğe ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç, yazılı ve elektronik ortamdaki evrak kayıt ve dokümanların Ajansa devrine ilişkin iş ve işlemler ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı tarafından oluşturulacak bir komisyon tarafından 3 ay içinde yerine getirilecek.

Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan proje ve faaliyetlere ilişkin devir hükümleri de Ajans ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı arasında düzenlenecek bir protokolle belirlenecek.

Bu arada Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğüne tahsisli kadrolar mevcutlu olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının merkez teşkilatı bünyesinde yer alan birimlere dağıtılacak.

Ayrıca Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığında Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzman Yardımcısı unvanlı kadrolarda görev yapan personelin kadro unvanları da başka bir işleme gerek kalmaksızın Ulaştırma ve Haberleşme Uzman Yardımcısı şeklinde; Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzmanı unvanlı kadrolarda görev yapan personel de kadro unvanları başka bir işleme gerek kalmaksızın Ulaştırma ve Haberleşme Uzmanı şeklinde değiştirildi.

Muhabir: Hamdi Çelikbaş

 

 

Fenerbahçe'de Ersun Yanal törenle i

Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm

Beşiktaş ile Trabzonspor 127. rande

VakıfBank Kadın Voleybol Takımı dün

Fenerbahçe küme düşme hattında

Ramil Guliyev'e 'yılın atleti' ödül

Arrow
Arrow
Slider

Alman emeklilik sigortası, yaklaşık 120 yıl önce imparatorluk döneminin Başbakanı Otto von Bismarck tarafindan tasarlanan dünyanın ilk resmi emeklilik sistemidir. Alman Sosyal Sigorta Sistemi diğer Avrupa ülkeleri tarafından örnek alınmıştır.

 

Dünyadaki birçok ülke tarafından da örnek alınan Alman emeklilik sistemi, nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranlarının düşmesi gibi göstergeler ve gelecekte çalışacak nüfusun sayısının azalması sebebiyle baskı altına girerek parlak yapısından uzaklaşmaya başlamıştır.

 

2030 yılında Almanya'daki nüfus 2-3 milyon daha azalacak ve hatta 2050 yılında nüfusumuz 70 milyona düşecek. Belki daha da az olacağız. Bu neden böyle? Çünkü, ihtiyacımız olandan daha az çocuk yapmaktayız. Bu da tabii ki toplumdaki sağlıklı gelişmeyi engelleyen bir durum. Yaşlanmak tabii ki güzel bir kazanım. Çünkü bilgi, bir şeye muktedir olma ve yaşam kalitemizi her geçen gün artırıyor. Yaşlanmayı yaşamın güzel bir parçası olarak algılamalıyız ancak şu anda 65 yaş ve üstü insanlar toplumun yüzde 20'sini oluşturmaktadır. 2040 yılında ise bu oran yüzde 30'a çıkacak.  Eskiden Almanya'da 6 kişi çalışır ve bir emeklinin parasını öderdi ama bugün 3 kişi çalışıp, bir emeklinin maaşını ödeyebiliyor. 2030 yılında ise 2 kişi çalışıp, bir kişinin emeklilik parasını ödeyecek.

Yapılan hesaplamalara göre, 2025 yılına kadar 6 milyon insanın emekli olacağı ülkede, sorun 2030’lu yıllar sonrasında güvenlik sisteminden, çalışma piyasalarına kadar hemen her sahada çok daha büyük bir boyut alacak.

Uzmanlar 2050’li yıllara gelindiğinde her üç kişiden birinin 65 yaş üzerinde olacağı Almanya’da genç nüfusun ülkenin sosyal gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalacağından, buna paralel sosyal güvenlik sistemindeki dengenin bozulmasıyla sağlık ve bakım giderlerinin finansmanının çökeceğinden yola çıkıyor. Aşırı sağcılar dışında hemen tüm partiler, ekonomi uzmanları ve sanayi çevreleri Almanya’nın yaşlanma ve nüfus ile bağlantılı sorunlarını en azından kontrol altında tutabilmek için kalifiye göçmenleri ülkeye çekmekten başka seçenek olmadığı ve göç politikalarında radikal değişiklikler gerektiği konusunda hemfikirler. Biz Almanya’da yaşayan, yaşlanan Türklerin de bu sorunları önceden görerek emeklilik konusunda alternatif çözümler üzerine odaklanması elzemdir.

 

Kalifiye eleman sıkıntısına çare arayan Almanya’nın umudu son iki yılda Euro krizinden etkilenen ve işsizliğin rekora koştuğu İspanya ve İtalya oldu.

Alman Federal İstatistik Dairesi tarafından açıklanan verilere göre geçen yıl Almanya’ya gelenlerin sayısı son 20 yılın en yüksek rakamlarına ulaştı. Ancak Berlin Uyum Senatörü Dilek Kolat ülkede yaşayan çoğu Türk ve genç işsizleri kalifiye etmek yerine ülke dışından gelenlere iş piyasasında öncelik verilmesini gerilim yaratacak bir konu olarak görüyor. Almanya’daki Türklerin entegrasyon çabalarının boşa çıkmaması dileğiyle. Sağlıcakla kalın.



Baden Haber

Ender Erdikici

Bazen çok incedir ayarlar. Bazen azı karar, çoğu zarar derler kısaca. Bazen pamuk ipliğine bağlıdır
hayatımız…
Hayatımızdaki en anlamlı kavramları düşündüğümde anahtar bir kelime: DENGE.
Evren’in işleyişinde muazzam bir şekilde varlığını hissettirir bize. Nefes bile alamayız onsuz. Sadece
basit bir kelime gibi gözükse de şu an hayatımızdaki yeri ve önemi bir kelimeden çok daha
önemlidir. Psikolojik bağlamda ele aldıktan sonra bilimsel verilerle daha bir somutlaştırıp politik
alanda hayatımıza olumsuz etkileriyle durumdan bir ders çıkaracağız hep birlikte. Size değişik bir
bakış açısıyla durumu daha iyi izah edebileceğimi düşündüm.
Denge hayatımızın her anında, her aşamasında vardır ve ağırlığını hissettirir. Önümüzde dağ gibi
aşılmaz görünen sorunlar ya da günlük hayatımızda sürekli ayağımıza bağ olan takıntılarımız,
geçmişin muhakemesi yapıldığında kendini daha bir belli eder.
DENGESİZLİK. Keşkelerin vicdanımızda bıraktığı acı, dengelerin düzeniyle derlenir, toparlanır,
hafifler. İlginin dozajı abartıldığında kıskançlık olarak algılanır. Denge bozulmaya başladığında
başlayan duygu karmaşasıdır bu.
Sevgi gibi kutsal bir duygu bile abartıldığında sıkar. Az gösterilirse ilgisizlik olarak kayda geçer.
Özel hayatımızda olduğu kadar toplumsal ilişkilerimizde de belli eder kendini. İlgi abartıldığında
bozulan dengenin adı fanatikliktir. İçinden çıkamadığımız düşünceler obsesyona, yani saplantıya
dönüşüp psikolojik dengemizi dolayısıyla günlük hayatımızı alt üst eder.
Alınan alkolün dozajı kaçarsa çakır-keyiflik sarhoşluğa, daha da abartılırsa alkolikliğe
dönüşüp hayatımızdaki dengeyi alt üst eder. Böyle bir bozulma, ailemizi ve yakın çevremizi
olumsuz etkiler ve neticede bozulan dengenin domino etkisine şahit oluruz.
Bireyselden toplumsala bir geçiş yapalım isterseniz. Yaşadığımız göç dalgalarında denge faktörünü
bir irdeleyelim. Endüstrileşen dünya, devletlerin atmosfere saldıkları gazlar, çevresel dengeleri
altüst ediyor ve oluşan sera etkisiyle kuraklaşan Afrika kıtası yaşanılmaz hale gelirken, göç ve
kaçış istikametleri bu olaya sebep olan ülkeler olunca yardıma muhtaç insanlara sırtlarını
dönüyorlar. Buna da egoizmin abartılmış hatta en dengesiz hali, yani bencillik adını verebiliriz.
Ortadoğu’da sahip oldukları yeraltı zenginliklerinden dolayı bozulan dengelere bir bakalım. Vicdani
terazinin dengesi ne halde dersiniz? Batı’nın sattığı ya da hibe ettiği silahlarla kan gölüne dönen bu
coğrafyadan, hayatlarını tehlikeye atıp kapısına dayandıkları Avrupa ve Amerika kapısı yüzlerine
çarpıldığında o insanların halini düşündükçe vicdan sahibi herkesin dengesi alt üst olmak
durumunda.
Hepimiz aynı bottayız, yani aynı dünyada yaşıyoruz. Batarsak hep beraber batarız. Dengemize
dikkat edelim.
Ender Erdikici

Avrupa’nın lokomotifi Almanya yine yeni bir koalisyon hükümetiyle yöneltilmek durumunda. Bu koalisyonun önünde de her yeni kurulan hükümetlerde olduğu gibi ciddiyet ve çaba gerektiren sorunlar sıra dağlar gibi aşılmayı bekliyor. Hepimiz zaten aşinayız onlara. Nitekim bu sorunlar hepimizin hayatını zorlaştırmaktalar. Kısaca değinelim isterseniz. Soluduğumuz havadaki atık gazlardan başlayalım.

 

Endüstrileşmiş ülkeler vatandaşlarına bir çok nimetler sunduğu gibi üretime odaklanan ve aşırı dönen endüstri çarkları akabinde sadece ürün değil, nereye koyacaklarını kara kara düşündükleri atık ürünler de üretiyorlar. Nükleer atıklardan tutun da, fabrikaların ve manipüle edilen araçların saldıkları gazlara kadar çevremizdeler ve hayatımızın istenmeyenleri haline gelmiş durumdalar. Almanya’nın endüstriyi diğer Avrupa ülkeleriyle paylaşmaya pek niyeti yok. Havayı kirleten gaz salınım oranı 2018’in Ocak ayında her kubikmetreye 80 mikrograma çıkmış. Kabul edilen en yüksek oran ise 50 mikrogram imiş. E hal böyle olunca kendi dumanımızda boğuluyoruz maalesef. Hiç mantıklı görünmeyen bir gelişmişlik...

 

Sonuç şaşırtıcı mı?

 

 toxic-waste-2089779_1920.jpg

 

        Bence hiç de değil. Prensip basit. Hepimizin bildiği gibi hızlı giden araçlar daha fazla atık gaz üretirler. Endüstrileşmiş ülkeler daha hızlı dönen endüstri çarkları vesilesiyle daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve maalesef bunların atık ürünleriyle de haşır neşir olmak durumundadırlar. Yani Türkçemizdeki güzel deyimle özetleyecek olursak; bu ürünleri atsalar atılmaz, satsalar satılmaz. Amma velakin bir şekilde çözmek zorundalar. Nasıl mı? Biz de merak ediyoruz. Beklemek istemiyoruz ama elimiz mahkum bekleyeceğiz, soluyacağız. Ama çözüm pek ufukta görünmüyor gibi.

 

İşin bir de psikolojik boyutu var tabii ki, üretim koşuşturmacasıyla yaşadığı anı kaçıran, stres boyutu çok ağır basan, varlığının anlamını algılayamayan bir toplum. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verilerine göre (OECD) özellikle Almanya’da antidepresan tüketimi çok hızlı bir şekilde artmış. Ve aynı kaynak verilerine göre her yıl yaklaşık 100.000 intihar teşebbüsünden 9000’ı ölümle sonuçlanıyor.

 

 

 

 

 

thumbs_b_c_5afb280b72b34487b356f7d0cb9743c2.jpg

 Acil çözüm bekleyen diğer bir sorun ise mülteci akımı. 2015’de 476.649, 2016’da 745.545 olan mülteci başvurusu, Türkiye’yle yapılan ortak çalışma sonucu 222.683’e gerilemiş (Bundesamt für Migration und Flüchtlinge resmî verileri). Dış politikadaki pasiflik, bölgesel ve Ortadoğu’daki olaylarda Avrupa Birliği’nin inisiyatif alamaması işin tuzu biberi oluyor. Türkiye’yle yakınlaşılıp göç dalgasının önüne geçileceğine, Ortadoğu’da bölgesel gerginliği artıracak girişimlerin ardı arkası kesilmiyor.

 Üstüne üstlük çözüm bekleyen bu sorunlara yani artan atık gazlara, mülteci göçü ve istihdam artışıyla beraber ortaya çıkan nüfus artışına birde yıllardır ihmal edilen yaşam alanları yapılamaması eklenince ortaya bir başka problem çıkmış, yani yükselen kiralar ve emlak fiyatları. Emlak artış oranı metrekare birim fiyatı Münih’te 2012’de 4,61€ ilken 2017 de 7,48€’ya yükselmiş. Freiburg ise 2012’de 4,29 ilken 2017 de 5€’ya yükselmiş. Bu verilerin hepsi bir yap boz’un parçaları gibi; birleştirildiğinde bütün daha da belirginleşiyor.

 

Bu hususları görmek hükümetlerin görevidir. bu tür sorunları önceden görerek icraat yapması için seçilmişlerdir. Peki bu saydığımız sorunlardan hangisi sürprizdi? Hepsi göz göre göre geldi. Atık gazlar mı sürprizdi? Endüstrileşmenin Almanya’ya yoğunlaşmasıyla birlikte artan nüfus ve akabinde artan yaşam alanları ihtiyacımı? Artan göç ve mülteci akımı mı? Sorun, Almanya’nın ve Avrupa’nın gerek iç gerekse dış politikasında aksayan şeyleri işaret ediyor.

 Sorun göç dalgasıysa kaynağına bakalım isterseniz. Ortadoğu ve Afrika politikasında daha aktif rol oynanılmalı diye düşünüyorum. Neden mülteci akımından en çok etkilenen Avrupa, en az etkilenen USA ve Rusya kadar aktif bir rol izlemiyor diye soruyorum kendime. Onların çatışmayı körükleyen silah ticaretini artırmak, yeraltı kaynaklarını sömürmek odaklı vicdan dışı yaklaşımlarına alternatif, çözüm odaklı daha insancıl bir dış politika daha etkili olmaz mıydı? Herkes yerinden yurdundan olmaz, binlerce km uzağa göçmezdi, göç sorunu da olmazdı.

 Yanlış anlamayın. Ukalalık etmek istemiyorum. Bu yazdıklarımın Almanya ya da Avrupa parlamentolarında politik ajandada yer almayacağını biliyorum. Politik bir doktrin olarak ders kitabı olarak basılması da ihtimal dahilinde değil. Kimseye akıl vermekte istemiyorum, sadece sıradan bir vatandaş olarak kendi kendime düşünüyorum ve aklımdan geçenleri sizlerle paylaşıyorum.

 

Ender Erdikici

Almanya’da yaşayan Türkler olarak, buradaki 60-70 yıllık geçmişinde
yasalara ve toplumsal kurallara saygılı, uyumlu bir şekilde yaşamaktayız. Bu
tür saldırıları kesin bir dille kınıyoruz. Bir konunun altını çizmeden de
edemeyeceğim; yapılan saldırılar sadece Almanya’da yaşayan, çoğunlukla
Türklerin ibadet ettikleri camilere karşı gerçekleştirilen politik motivasyonlu
saldırılardır. Camiler politik değil, manevi ortamlardır. Hatırlatmak istediğimiz
ise aynı çatı altında; millet, ırk, dil ayrımı yapılmaksızın herkese açık bir
şekilde ibadet edilmektedir. O ortamda bir kişiye verilecek zarar, tüm insanlığa
verilecek zarardır. Temennimiz her dil, din ve milletten insanın bu demokratik
ortamda huzur içinde yaşamasıdır.

İSTANBUL

Türk Dermatoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Berna Aksoy, yaptığı yazılı açıklamada, vücutta kaşıntının pek çok nedene bağlı olarak gelişebileceğine anlatarak, deri, karaciğer, böbrek, tiroid ve diğer endokrinolojik hastalıklar, lenfoma, bağırsak parazitleri, ilaçlar ve psikolojik stresin vücutta kaşıntıya neden olabileceğine işaret etti.

En çok kaşıntı yapan hastalıkları, "egzamalar", "ürtiker (kurdeşen)", "cilt kuruluğu", "mantar" ve "uyuz" şeklinde sıralayan Aksoy, şu bilgileri paylaştı:

"Kaşıntılı bir hastada öncelikle kaşıntıya neden olan deri hastalığı ya da sistemik hastalık tespit edilmeye çalışılır. Kaşıntıya neden olan bir deri hastalığı tespit edilebilirse, buna yönelik tedaviler verilir. Sistemik nedene bağlı kaşıntı varsa deri üzerine sürülen ve ağızdan alınan ilaçlar verilmektedir. Kaşıntı var ise tanısal yaklaşım ve tedavi açısından dermatoloğa başvurulmalıdır. Çünkü bazen altta yatan çok ciddi hastalıklar olabilmektedir. Vücutta kronik nedensiz kaşıntılar uzun sürede yaralar ve deri değişikliklerine neden olabilmektedir. Tanısal deri bulguları olmaksızın kronik kaşıntı farklı sistemik hastalıkların yanı sıra altta yatan lenfoma gibi ciddi kanserlere de bağlı olabilir."

Doç. Dr. Aksoy, stresin de tanısal deri bulguları olmaksızın kaşıntıya neden olabildiğini aktararak, tüm egzamaların stresle artığını anlattı.

Muhabir: Andaç Hongur

İSTANBUL - Andaç Hongur

Dünya Sağlık Örgütünün 2023'e dek gıda zincirinden tamamen kaldırılmasını hedeflediği trans yağların yüksek oranda tüketilmesi herhangi bir nedene bağlı ölümleri yüzde 34, kalp damar hastalığına bağlı ölümleri yüzde 28, kalp damar hastalığını yüzde 21 oranında artırırken, trans yağlar her yıl 540 bin kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu yılki sağlık asamblesinde trans yağların gıdalardan kaldırılması ve yerine sağlıklı yağların konulmasını 2019- 2023 hedefleri arasına aldı. DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus ve önceki ABD Hastalık Kontrol Merkezi Başkanı Tom Frieden tıp dergisi Lancet'de yayımladıkları bilimsel makaleyle kararın dayandığı bilimsel gerekçeleri ortaya koydu.

Endüstriyel yağlar hakkında giderek artan bilimsel kanıtlar her yıl dünyada 540 bin kişinin bu nedenle öldüğünü gösteriyor. Yüksek gelirli ülkeler daha sağlıklı yağlar kullanırken, düşük gelirli ülkelerde gıdalarda endüstriyel trans yağların ucuz ve dayanıklı olduğu için daha fazla kullanıldığı anlaşılırken, DSÖ yoksul ülkelerde yaşayan insanların endüstriyel yağlarla zehirlenmesini sağlıkta eşitsizlik olarak ele alıyor.

DSÖ, 2023'e kadar trans yağların gıda zincirinden tamamen kaldırılmasını amaçlıyor. DSÖ'nün "REPLACE-YERİNE KOY" olarak adlandırdığı program, ülkelere endüstriyel olarak üretilmiş trans yağların gıda sektöründen elimine edilmesine yönelik yöntemler içeren bir yol haritası sunuyor. Çoğu yüksek gelir grubuna ait 45 ülkede trans yağların kullanımının engellenmesine yönelik başarılı uygulama örnekleri bulunuyor.

Türkiye'de de trans yağlar ve sağlığa olumsuz etkileri konusunda farkındalık oluşturmak için Türk Kardiyoloji Derneği ve Sağlığa Evet Derneği işbirliğiyle "Trans Yağ Projesi" başlatıldı. Projeyle trans yağlar konusunda halkı bilinçlendirmek, karar vericilere kanıta dayalı öneriler sunmak ve mevzuat talep etmek amaçlanıyor.

"Trans yağlar da tütün ürünleri gibi bir halk sağlığı sorunu"

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Türkiye'nin sağlıklı yağlar konusunda halkın farkındalığını artırması, endüstriyel olarak üretilen trans yağların yerine sağlıklı yağların kullanımını desteklemesi, gıda sektöründe trans yağ kullanılmasını engelleyen yasaları çıkarması, sağlıklı yağların üretimi için tarım teşvikleri vermesi gerektiğini belirtti.

Dünyada ve Türkiye'de "fast food" sektöründe kullanılan yağların önemli bir kısmının zararlı trans yağlar olduğunu anlatan Dağlı, "Tran yağlar; pasta, kek, bisküvi gibi unlu mamullerde de sıklıkla kullanılmaktadır. Ülkemizde geleneksel diyetin değerinin yeniden anlaşılması sağlanmalıdır. Zeytinyağı ve ayçiçek yağının katkısız olarak sunulması için bu konudaki tarımın ve küçük işletmelerin teşviki gereklidir." dedi.

Dağlı, endüstrinin, "trans yağların zararını bilerek ticari çıkar temin etmek için sattığını ve kitlesel ölümlere neden olduğunu" dile getirerek, şunları söyledi:

"Trans yağlar da tütün ürünleri gibi bir halk sağlığı sorunudur. Açlığımızı gidermek için yediğimiz temel gıdalara zehir karışmaktadır. Çocuklarımızın damarları daha oluşurken zedelenmektedir. Sağlıklı yaşam için suyun ve havanın temiz olması kadar besinimizin doğal olması da önemlidir. Trans yağ tüketimi özellikle kalp damar hastalıkları, kalp krizi, felç, şeker hastalığı ve obezite riskini artırmaktadır. Trans yağlar kaldırılırsa bu hastalıklara bağlı yılda 540 bin kişinin ölmesi engellenir. Gelişmekte olan çocukların dokuları zehirli yağlarla karşılaşmaz. Halk beslendiğini düşünerek endüstri çıkarına yarar sağlayan zararlı maddeleri vücuduna almamış olur."

Trans yağın elimine edilmesi konusunda halk ve devlet açısından hiçbir engel olmadığını vurgulayan Dağlı, "Ancak trans yağları üreten endüstri için büyük bir engel vardır, karlılığını kaybeder. Tek engel endüstrinin çıkarıdır. Halk ve devlet el ele, endüstri çıkarlarına karşı sağlığı korumalıdır. Pek çok ülkenin trans yağların kullanımını başarılı bir biçimde elimine ettiği unutulmamalıdır." dedi.

"Anneler bu konuda sağlık elçisi olabilir"

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Ay da endüstriyel olarak üretilen trans yağların dünyada her yıl 540 bin ölüme yol açtığının hesaplandığını dile getirerek, şu bilgileri paylaştı:

"Dünyada her 3 ölümden biri, kalp damar hastalıklarına bağlı olarak oluşuyor. Bu ölümlerin yaklaşık yarısı düşük gelir grubu ülkelerde ve 70 yaşından önce görülmektedir. Trans yağların yüksek oranda tüketilmesi herhangi bir nedene bağlı ölümleri yüzde 34, kalp damar hastalığına bağlı ölümleri yüzde 28, kalp damar hastalığını yüzde 21 oranında artırıyor."

Ay, endüstriyel olarak üretilen trans yağların kısıtlanmasına bağlı olarak Danimarka'da 2004-2012 arasında her yıl 100 bin kişi başına 22 ölümün engellendiğini, New York'ta endüstriyel olarak tüketilen trans yağ kısıtlanmasıyla, 2007-2013 arasında kalp krizi nedeniyle hastane başvurularında yüzde 7,8 oranında azalma sağlandığını anlattı.

Türkiye, DSÖ'nün önerdiği stratejileri kararlılıkla uyguladığı takdirde bu konuda başarılı olmaması için bir neden olmadığına işaret eden Ay, sözlerini şöyle tamamladı:

"Türkiye'de henüz farkındalık yüksek değil, ama çok hızlı gelişebilir. Z nesli sağlığına daha düşkün, bol su içiyor, sağlıklı besleniyor, sigara tüketmiyor, egzersiz yapıyor. Bu neslin anneleri çocuklarını asla trans yağlar ile beslemek istemiyorlar. Anneler bu konuda sağlık elçisi olabilir. Yasa yapıcıların konuyla ilgili bilgilendirilmeleri gerekiyor. Sivil toplum önümüzdeki süreçte bu konuda etkin olacaktır. Karar verilirse hedefi tutturmaması için bir neden yok. Türkiye birçok sağlık zararlısı için en iyi kanunları çıkarmış ülkelerdendir. Bu konuda da lider olmaması için hiç bir engel yoktur." diye konuştu.

 

DENİZLİ

Pamukkale Üniversitesinde (PAÜ) bilim insanlarının yaptığı çalışma sonucu kalp krizi riskini önceden tahmin edebilen biyosensör geliştirildi.

PAÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip Atar ile İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Lütfi Yola'nın ortaklaşa yürüttükleri kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirme çalışmaları yaklaşık 9 aylık sürdü.

"Biosensors and Bioelectronics" isimli dergide de yayımlanan çalışmada geliştirilen elektrokimyasal biyosensör, kalp kasında meydana gelen hasarlar sonrasında kan dolaşımına salınan ve kalp krizini tetikleyecek troponin değerlerini anlık ve yüksek seçicilikle tespit edecek. Böylelikle zaman içinde oluşabilecek riskler en aza indirgenerek, kalp krizi riskleri önceden belirlenecek.

Prof. Dr. Necip Atar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayımlanan rapora göre hipertansiyon etkili koroner kalp yetmezliği, doğumsal kalp deliği ve koroner damar rahatsızlıkları içeren kardiyovasküler bozuklukların ölüm oranı en yüksek hastalıkların başında geldiğini belirtti.

Nanoteknolojik esaslı biyosensörlerin geliştirilmesi, elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması, çevre açısından bunların değerlendirilmesi gibi birçok konuda çalışmalar yaptıklarını dile getiren Atar, şunları söyledi:

"Son yaptığımız çalışmada, kalp krizi riskini anlık tahmin eden bir biyosensör geliştirdik ve bu biyosensör, Avrupa'da yüksek impakt faktörlü dediğimiz prestijli bir dergide Biosensors and Bioelectronics'te yayımlandı. Plazmada eser oranda bulunan troponin 1 isimli madde kalp hasarlarından sonra anlık olarak yükselmektedir ve bunun sonucu kalp krizi gerçekleşmekte, nefes darlığı meydana gelmektedir. Bu madde kanda 1 hafta gibi bir süreyle bulunmaktadır. Bunu kalp krizi öncesi hızlı bir şekilde sensörle tayin ettiğimiz zaman kalp krizinin önüne geçmiş olacağız. Bu da tıp anlamında çok önemli bir keşif ve buluş olarak değerlendirilecektir."

Bu biyosensör elektrotunun bor nitrür kuantum nano parçacıklarla yapıldığına işaret eden Atar, "Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahip olmasından dolayı bor nitrür de tamamen milli ve yerli bor kimyasallarından elde edilen bir nano malzeme. Bu nano malzeme de biyosensörün temelini teşkil etmekte." diye konuştu.

Atar, bunun yanı sıra geliştirilen elektrokimyasal biyosensörün, şimdiye kadar kullanılan troponin kan testlerinden önemli bir farklılık ve avantajlar içerdiğini, bundan dolayı seçiciliği yüksek ve hızlı cevap alabilen biyosensörün kalp krizi gibi önemli sağlık risklerini önceden tahmin ederek ölüm riskinin azalmasını sağlayacağını, tedaviye başlama zamanı ve uygun tedavi konusunda yol gösterici olacağını ifade etti.

Muhabir: Mustafa Dermencioğlu

  • İletişimde gülümsemenin önemi.
  • Beden dilinde gülümseme.
  • Önyargılardan sıyrılmak.
  • Etkin iletişimin altın kuralları.
  • İletişim kazaları.
  • Diyaloglarımız aynamızdır.
  • Gülümsemek bize neler kazandırabilir?
  • Gülümsemek güven verir.
  • Gülümseyerek fark yaratın.
  • Fark yaratmak için “farkında" olun.
  • Farklı bakabilmenin önemi.
  • Gülümsemek karşınızdaki kişiye kendisini "değerli" ve "özel" hissettirir.
  • İnsanlar aldıkları hizmetten daha önce duygularını hatırlarlar.
  • Gülümsemek, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
  • Hayata Gülümseyin…

 

“İŞ DÜNYASINDA GÜLÜMSEMENİN BÜYÜSÜ”

İş dünyasında başarı için çok önemli olan iletişim becerileri, hizmet ve satış sektöründe her sektörden şüphesiz ki biraz daha önemli. Çünkü satılan ürün temelde "memnuniyet". Hizmet alan müşterilerin memnuniyetlerinin çok subjektif kriterlere dayanıyor olması da sektörün işini zorlaştıran bir diğer faktör. Ancak, öyle bir sihir var ki; müşterilerin o ürünü, aldıkları hizmetin kalitesinden veya beklentilerinden bağımsız olarak

“harika” olarak hatırlamasına yol açıyor. Bu sihrin adı; "Güleryüzlü Çalışanlar. ”

Bu çok basit ama başarıyı bir o kadar da garantileyen bilgiden hareketle oluşturulan "Gülümsemenin Büyüsü" eğitiminde temel hedef ;

  • Ekibinizin duygusal zekalarını, dolayısıyla ilişkisel farkındalıklarını arttırarak kendilerini tanımalarını sağlamak,
  • Etkin, içten ve rahat, ilişki kurmaları için onları cesaretlendirmek,
  • Güçlü Bir Takım olmanın güveni ve gücünü benimseyerek, takım arkadaşları ile uyum içerisinde aynı hedefe yönelik motive etmek,
  • En önemlisi ise, yaptığı işi daha fazla önemseyen, daha fazla seven ve sevdiği için de daha fazla hizmet etmeye, bunu yaparken de mümkün olduğunca yüzünde gülümsemesi eksik olmayan bir ekip yaratmak

 

Psikolog Kutay Ürkmen

Oğlunuza, nezaketi, merhameti, vicdan sahibi olmayı, yardımseverliği, iş paylaşımını, sorumluluk sahibi olmayı ve kibarlığı öğretip, ona, bu erdemlere sahip olduğu için teşekkür edip, iltifat etmeyi ihmal etmeyin.

 

Kuşkusuz ki bir erkek çocuğun ilk aşkı, annesidir. Çocuğun annesine gösterdiği ilgiyi aşk sanması ve babasına tepki göstermesi ise bu duygu durumunun doğal bir sonucudur. Kadın olsun, erkek olsun, kişilik temellerinin atıldığı 3-6 yaş arası dönem, gelişim psikolojisinde “ödipal dönem” olarak adlandırılır ve insan hayatının en önemli psikolojik evresi olarak kabul edilir. Bireyin yaşamı boyunca taşıyacağı tüm karakteristik yapısı, mizacı ve kişiliği, çok büyük oranda bu dönemde şekillenir.

 

Anneler ve kız çocuklarının, aynı cinsiyette oldukları için aralarında sıcak ve samimi bir ilişki kurmaları daha kolaydır. Ancak fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak kendilerinden çok farklı olan erkek çocukları, çoğu zaman ilişkisel boyutta anneleri zorlar. Ve bu durum, yani anne/oğul arasındaki bu çatışma süreci, binlerce yıldır üzerine kafa yorduğumuz kadın erkek ilişkisinin temelini oluşturur aslına bakacak olursanız.

 

Maalesef günümüzde halen devam etmekte olan toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, annenin erkek çocuğunu kayırarak ona iyilik ettiğini zannetmesine yol açmaktadır. Erkek çocuğuna verilmeyen her sorumluluk, aslında hem onun sosyal ve duygusal gelişimi, hem de yardımlaşma ruhu için büyük bir dezavantaj oluşturur. Örneğin; doğup büyüdüğü evinde, ev işleri konusunda sorumluluk verilmeyen erkek çocukların, ileride bu işlerin “kadın işi” olduğu konusunda ön yargılı bir erkek olmaları kaçınılmaz olacaktır.

 

Oğlunuza, nezaketi, merhameti, vicdan sahibi olmayı, yardımseverliği, iş paylaşımını, sorumluluk sahibi olmayı ve kibarlığı öğretip, ona, bu erdemlere sahip olduğu için teşekkür edip, iltifat etmeyi ihmal etmeyin. Unutmayın ki; eğer anneler, sahip olmayı düşledikleri ideal eşi örnek alarak, oğullarını yetiştirmeyi tercih ederlerse, kızları çok daha mutlu evlilikler yapacak ve kadın/erkek ilişkileri çok daha sağlıklı olacaktır.

ANKARA - Ahmet Sertan Usul

Türk Uyku Tıbbı Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hikmet Yılmaz okulların açılmasıyla öğrencilerin uyku saatlerinin düzene sokulması gerektiğini belirterek, "Geç yatıp erken kalkmayla kısalan uyku süresi uyku yoksunluğuna yol açıyor. Bu yoksunluk çocuklarda olumsuz etki yaratıyor. Öğrenme becerisi azalan çocuklarda psikiyatrik problemler de ortaya çıkabiliyor." dedi.

Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencilerin okul başarılarının olumsuz etkilenmemesi ve sağlıklı büyümeleri için büyüme hormonu salgısının artığı akşam saatlerinde düzenli uykunun şart olduğuna dikkati çekti.

Son 30 yılda yapılan birçok çalışmayla, uyku yoksunluğunun şiddetiyle mental beceri arasında güçlü bir ilişki olduğunun belirlendiğini ifade eden Yılmaz, "Çalışmalar, uyku yoksunluğunun artmasına paralel olarak problem çözme ve kavrama becerilerinin azaldığını gösteriyor. Olgularda, uyku yoksunluğuyla duygu durum bozukluğu arasında da benzer bir ilişki bulunduğu, uyku yoksunluğunun şiddetine paralel olarak depresyon ve sıkıntı hissinde artış olduğu gözleniyor." bilgisini verdi.

Yılmaz, gelişme çağındaki çocukların, özellikle derin uyku dönemlerinde salgılanan büyüme hormonunun fiziksel gelişim için önemine dikkati çekerek, "Büyüme hormonu, gecenin ilk yarısında yani 01.00-03.00 saatlerinde yoğun salgılanır. Ergenlik dönemindeki çocuklar, geç saatlere kadar uyumaz ve bu hormonun salgılandığı saatlerde uyanık kalırlarsa hormonun geliştirici etkisinden yoksun olur, çelimsiz, zayıf, serpilememiş olarak büyür." diye konuştu.

"Düzensiz uyku okul başarısını düşürür"

Yılmaz, uykunun "REM" dönemi denilen hızlı göz hareketlerinin olduğu ve rüyaların gözlendiği sürecinde, öğrenilen teorik bilgilerin pekiştirildiğini ve kalıcı belleğe yerleştirildiğini belirterek, sağlıklı ve yeterli bir uykuyla okul başarısı arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurguladı.

Öğrencilerin hem okulda başarılı olmaları hem de sağlıklı büyüyebilmeleri için uyku saatlerini düzene koymaları gerektiğini söyleyen Yılmaz, "Eğer uyku düzeni bozuksa veya uyku yeterli değilse yani bir uyku yoksunluğu varsa, bu durum bilgilerin pekiştirilme sürecini aksatır. Öğrenci, öğrendiklerini kalıcı belleğe yerleştiremez ve unutur. İhtiyacı olduğunda, örneğin sınavlarda hatırlayıp o bilgiyi kullanamaz, başarısı düşer." değerlendirmesinde bulundu.

"İlkokul öğrencileri akşam 10'da yatmalı"

Prof. Dr. Yılmaz, uyku gereksiniminin yaşa göre değişkenlik gösterdiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:

"Anaokuluna giden 3-5 yaş grubunda uyku gereksinimi 11-12 saat, ilkokul öğrencilerinde 10-11, ortaokul öğrencilerinde 9-10, lise öğrencilerinde 8-9, üniversite öğrencilerinde ise 7-8 saattir. Bu sürelerin altında uyunduğunda uyku yoksunluğunun olumsuz etkileri yaşanır.

Uyku yoksunluğu yaşanmaması için anaokuluna giden öğrencilerin saat 21.00, ilkokula gidenlerin 22.00, ortaokul ve liseye gidenlerin 23.00 gibi yatmaları, sabah da 7.00 gibi kalkmaları uygun olacaktır. Çocuklar okullarına öğlen bile gidecek olsalar uyku ritminin sağlığı için en geç 8.00-8.30 gibi kalkmaları uygundur."

Bilgisayar oyunlarına dikkat

Yılmaz, uyku yoksunluğunun önemli nedenlerinden birinin geç saatlere kadar oynanan bilgisayar oyunları olduğuna işaret ederek, "Bu oyunlar sırasında maruz kalınan radyasyon, ışık, oyunun neden olduğu uyarıcı etkinin bir yandan uyku yoksunluğu ile akademik başarıyı olumsuz etkilerken, öte yandan öğrencinin asıl çalışması ve zaman ayırması gereken derslerine konsantrasyonunu bozar." dedi.

Planlanan uyku zamanından önce rutin hale getirilecek eylemlerin, uykuya dalmayı kolaylaştıracağını kaydeden Yılmaz, "Uyumadan önce ılık bir duş alınması, kitap okunması, dişlerin fırçalanması, ertesi günün ders programına göre çantanın hazırlanması, yapılan ödevlerin kontrol edilmesi gibi birtakım alışkanlıklar uykuya dalmayı kolaylaştıracaktır." ifadesini kullandı.

"Eve geç gelen ebeveynlerin çocukları daha geç uyuyor"

Yılmaz, ebeveynlerin ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların uyku alışkanlığını yerleştirme konusunda taviz vermemesi gerektiğini söyledi.

Disiplinin, olumsuz baskı içeren bir yaklaşımla değil yumuşak, sakin ve ikna edici bir dil kullanarak sağlanması gerektiğinin altını çizen Yılmaz, aksi takdirde neden olunan stresin çocuklarda uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Ebeveynleri eve geç gelen anaokulu ve ilkokul öğrencilerinin uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede sorun yaşayabildiğini belirten Yılmaz, bu sorunun en sık gözlenen nedeninin anne veya babanın özlenmesine bağlı yoksunluk sendromu olduğunu söyledi.